21 Temmuz 2024, Pazar

Osmanlı Merasimlerinin İcrâ Mekânı: Ayasofya-ı Kebîr Camii – Tahsin HAZIRBULAN

İstanbul’un fethinden sonra Ayasofya fetih geleneğinin bir sonucu olarak camiye çevrilmiştir. Fatih Sultan Mehmed, fetih sonrası şükür namazını burada kılmış, caminin Cuma namazına hazırlanmasını emretmiştir. Camii içerisinde bulunan fresk, ikona ve mozaiklerin üzeri kapatılmış, mihrap, minber, minare kurulumundan sonra Akşemseddin’in imametinde hutbe Fatih adına okunmuş ve namaz kılınmıştır.

Fetih sonrası İstanbul’un şekillenmesinde Ayasofya Camii merkez olarak belirlenmiştir. Camiinin hemen yanına inşa edilen Topkapı Sarayı ile Ayasofya Vakfı’na akarat ve İstanbul’un ticari zenginliğine katkı sağlamak amacıyla kapalı çarşının Ayasofya’nın yanına yapılmış olması burasının idare ve ticaretin hareket merkezi olduğu görüşünü desteklemektedir. Bununla birlikte Ayasofya Meydanı asker ve reayanın isyan, gösteri, protesto, miting vb. gibi toplumsal eylemleri gerçekleştirdiği bir alandır.

Topkapı Sarayı’na olan yakınlığı nedeniyle Ayasofya Camii, saray merkezli teşrifat, tören ve merasimlerin yapıldığı bir icrâ merkezi haline dönüşmüştür. Tahta çıkan veya vefat eden sultanların cülus ve cenaze salâlarının verildiği bir mabet olan Ayasofya Camisi ayrıca diğer merasimler için devlet erkânının toplandığı bir merkez, savaş, barış, isyan vb. gibi önemli haberlerin halka duyurulduğu haberleşme merkezi işlevine de sahiptir. Ayasofya Camisinin tören ve merasimlerin icrâ merkezi olması buradaki görevlilerin de önemini artırmış bu nedenle burası diğer selâtin camilerine nazaran saray, ilmiye ve toplum nazarında “Protokol Camii” olarak görülmüştür.

Tahta çıkan padişah kanûn-ı kadîm gereği ilk Cuma Namazı’nı görkemli bir törenle Ayasofya Camii’nde kılardı. Sefer, hastalık, kargaşa vb. durumlar dışında Sultanlar gerek manevî öneminden gerekse saraya yakın olmasından dolayı Cuma Namazı için Ayasofya Camii’ni tercih ederlerdi. Bunun dışında bazı dönemlerde Ramazan ayında diğer selâtin ve sultan camilerinde de Cuma selâmlıkları yapılmıştır. Özellikle Sultan Ahmed Camii inşa edildikten sonra törenler için Ayasofya dışında alternatif yeni bir tercih olarak değerlendirilmiştir. Yönetim merkezinin Topkapı’dan Dolmabahçe ve Yıldız Saraylarına kaymış olmasından sonra ise artık Cuma selâmlıkları için bölgede bulunan camiler ön plana çıkmıştır.

Sultanların, Ayasofya Camii’nden katıldığı önemli törenlerden birisi de Kadir Gecesi alayıdır. Padişah maiyetiyle birlikte alay ile saraydan Ayasofya’ya gelir, kendisini cami mütevellisi ile görevliler karşılardı. Hünkâr mahfilinde teravih namazını eda eder akabinde yapılan dua ve tesbihata katılırdı. Sultan gerek Ramazan ayının manevi iklimi, gerekse Kadir Gecesinin manevi öneminden dolayı cami ziyaretinde oldukça cömert ihsân ve tasaddukta bulunurdu. Bazı dönemlerde padişahın fitrelerinin de bu alay esnasında dağıtıldığı belgelere yansımaktadır.

Sultan Ahmed Camii inşasına kadar Sultanların bayram namazını kıldığı camiler içerisinde Ayasofya Camii önceliklidir. Bununla birlikte Fatih, Süleymaniye, Bayezid camilerinde de bayram namazları kılınmıştır. XVII. yüzyıldan itibaren ise genellikle Sultan Ahmed Camii bayram namazları için tercih edilmiştir. Bu tercihte, caminin Ayasofya’ya nazaran bir miktar daha saraydan uzak olması, cemaat yoğunluğu, yeni yapılmış olması tercih nedenlerinden sayılabilir. Bir diğer neden olarak sultanların kendi camilerinde bu önemli günleri ihya etme isteği söylenebilir. Ayasofya ve diğer camilerde yapılan bayram alaylarında padişahın camii ve saray görevlileriyle birlikte reayaya çeşitli ihsanlarda bulunduğu arşiv belgelerine yansımıştır.

Ayasofya’da icrâ edilen bir diğer tören ise Mevlid-i Nebî törenidir. Sultan Ahmed’in kendi camisinde Mevlid-i Nebî törenine ait giderlerin karşılanması için ayrı bir gider kalemi oluşturması bu törenin Sultan Ahmet Camisinin yapılmasına neden olmuştur. Ancak burada yapılan merasimde sultana ve reayaya yönelik vaaz ve nasihatlerin ilkini Ayasofya kürsü şeyhinin yapıyor olması diğer camiler nazarında Ayasofya’nın ve görevlilerinin önemini ve önceliğini göstermektedir.

İstanbul’da oluşturulmuş olan kürsü şeyhliği müessesi içerisinde Ayasofya Kürsü Şeyhliği muadili camilere göre protokol ve ilmiye açısından daha öndedir. Ayasofya kürsü şeyhleri gerek Ayasofya merkezli törenlere gerekse yapılan diğer teşrifat ve törenlere katılır, şeyhülislâmdan sonra merasime ait duayı yapardı. Örneğin, Bed’i Besmele, Kur’an-ı Kerîm ve Buhari-i Şerîf hatim duaları, bazı hanedan mensuplarının nikâh duaları, ordunun sefere gönderilmesi veya seferde olan orduya muzafferiyet duası gibi birçok duayı Ayasofya Kürsü Şeyhi yapardı.

Cülus biatı, Divân-ı Hümâyun toplantıları, Bed’i Besmele, Kur’an-ı Kerîm ve Buhari-i Şerîf hatimleri gibi siyasi ve dinî törenlere katılacak olan devlet erkânının toplanma merkezi yine Ayasofya Camii olmuştur. Erkân, tören öncesinde Ayasofya’ya gelir vakit namazını kıldıktan sonra saraya alınırdı. Müslüman ülkelere ait elçi ve temsilcilerde sabah namazını Ayasofya’da kıldıktan sonra huzura kabul edilirdi.

Sultanın doğrudan tören ve merasimlerde saraydan camiye gidişlerinde ve dönüşlerinde saray ve camii görevlileri başta olmak üzere reayaya cömert ihsânlarda bulunurdu. Özellikle Ayasofya Kürsü Şeyhi’ne katıldığı törenlerde samur kürk giydirilmesi ve atiyye verilmesi gelenek haline dönüşmüştü. Bununla birlikte Sultanlar, Ayasofya’nın tamirine yakından nezaret etmekteydi. II. Selim ile birlikte Ayasofya Camii sultan ve hanedan üyelerinin defnedildiği bir türbeye dönüşmüş ve vakıflar kurulmuştur.

Klasik tören ve merasimler dışında hanedan ve üst düzey devlet erkânının cenaze selâsı Ayasofya camiinde verilir, salâyı okuyan müezzine 3000 akçe gibi oldukça cömert atiyyede bulunulurdu. Padişahın, hanedân üyelerinin sağlık ve afiyet bulmaları, bela ve musibetlerden kurtulmaları için sure okunması, tesbihatların yapılması için de Ayasofya Camii ve görevlileri tercih edilmiştir.

Ayasofya Camii, sefere giden veya seferde olan ordunun muzaffer olması içinde zafer dualarının yapıldığı bir mekân olmuştur. Bununla birlikte Ayasofya kürsü şeyhleri bazı dönemlerde Sultan’la veya bireysel olarak orduyla sefere gitmiş ve manevî destek vermiştir.

Ayasofya’nın saray merkezli merasim ve törenlerde tercih edilen ilk yerlerden olması burasının bir “Fetih Camii” olmasıyla ve manevî öneminden ileri gelmektedir.

Son olarak 24 Kasım 1934 yılında müzeye dönüştürülen Ayasofya Camii, yüksek mahkemenin verdiği kararla 10 Temmuz 2020 yılında yeniden cami statüsünü alarak ibadete açılmıştır. Ayasofya Camii bu açılışla birlikte eskiden olduğu gibi önemli dinî gün ve gecelerin ihyâ edileceği bir merkez özelliğine tekrar kavuşmuştur. Fatih Vakfiyesi’nde belirtilen şartların yeniden vücut bulması da hem Türk toplumunda hem de İslam dünyasında büyük memnuniyetle karşılanmıştır.

Söz konusu tarihi kararın alınmasını sağlayan Danıştay 13. Dairesi üyelerine, kararı uygulamaya koyarak Ayasofya’nın Camii olarak açılmasına yakından nezâret eden Cumhurbaşkanımız R. Tayyip Erdoğan’a teşekkür ederiz.

 

Benzer İçerikler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir