25 Temmuz 2024, Perşembe

Küresel Gelişmelerin Enerji Piyasaları Üzerindeki Etkisi – Mithat CANSIZ

Küresel Gelişmelerin Enerji Piyasaları Üzerindeki Etkisi

24 Şubat 2022 yılında Rusya’nın Ukrayna’yı işgaliyle başlayan ve halihazırda devam etmekte olan savaş başta Avrupa olmak üzere tüm dünyanın enerji alanındaki kurulu düzenini ve planlamasını alt üst etmiştir.

Dünya enerji piyasası esasında Rusya-Ukrayna savaşı öncesinde de çok pozitif bir ortam içerisinde bulunmamaktaydı. Koronavirüs (Covid-19) salgınının hafiflemesiyle artan enerji talepleri global ortamda enerjiye dayalı tüm emtialarda fiyat artışlarını beraberinde getirmişti. Soğuk geçen kış koşulları nedeniyle sıvılaştırılmış doğal gaza (LNG) yönelik artan muazzam talep sonucu özellikle Avrupa ülkeleri yüksek elektrik fiyatlarıyla boğuşmak zorunda kaldı. Rusya-Ukrayna savaşı bu tabloyu daha da karmaşık hale getirdi ve özellikle enerji bağımlılığı olan Avrupa için bazı yeni kararlar alınmasını zorunlu kıldı.

Savaş başladıktan hemen sonra AB Komisyonu, Rusya’yı cezalandırmak ve Avrupa Birliği’nin Rusya’ya olan enerji bağımlılığını azaltmak adına 2022 sonuna kadar Rus gaz alımını üçte iki oranında azaltma kararı aldı. AB Komisyonu buna ilave olarak 5 Aralık 2022 tarihi itibariyle deniz yoluyla Rusya’dan gelen Avrupa destinasyonlu petrol tankerlerine tam ambargo uygulayacağını ilan etti. Bu ambargo kararları ile Dünya enerji piyasalarının üzerine oturduğu “Eski Düzen”nin adeta sallanmasına ve yakın gelecekte yeni enerji krizlerinin ortaya çıkmasına kapı aralanmış oldu.

Öte yandan, pandemi dolayısı ile uygulanan gevşek para politikaları sebebiyle tarihi zirveler yapmış olan enflasyon oranları bütün dünya ülke merkez bankaları (Türkiye istisna olmak üzere) tarafından faizleri artırmak suretiyle dizginlenmeye çalışıldığı bir sürece girildi. Tam da bu kontrol edilemeyen enflasyon sorunu sebebiyle ABD hükümeti devreye girerek AB’nin dışında Rusya petrolü satın alacak diğer ülkeler için bir “tavan fiyat” uygulaması mekanizmasını teklif etti. Söz konusu bu mekanizma ile tavan fiyatın üstünde Rus petrolü satışı yapılması halinde AB ve İngiltere merkezli navlun ve sigorta hizmeti veren kurum ve kuruluşlara mezkûr hizmetleri sunmama zorunluluğu getiriliyor. Bu tavan fiyatı uygulaması ile ayrıca Rusya’nın Ukrayna’ya karşı yürüttüğü savaşı finanse etmesinin engellenmesi ve global enflasyon sorunsalının daha da derinleşerek bir enerji krizine dönüşmesinin önüne geçilmesi de amaçlanmaktadır. G-7 ülkeleri ve AB tarafından olumlu karşılanan bu tavan fiyat uygulamasının şu sıralarda hangi fiyat ile lanse edileceği ilgili taraflarca yoğun bir şekilde müzakere edilmektedir. Piyasa gözlemcileri varil başına 60 ABD dolarını geçmeyecek bir tavan fiyat uygulaması beklemektedirler.

Rusya bütün bu ambargo hamlelerine karşılık teknik gerekçeleri bahane ederek Kuzey Akım-1 başta olmak üzere Rusya’dan gelip Avrupa’yı besleyen boru hatlarındaki gaz akışlarını 90% oranında azalttı. Rusya’nın bu hamlesi ambargo uygulayan ülkelerce Rusya’nın Ukrayna’ya destek veren ülkelere karşı enerjiyi silah olarak kullanıyor tepkisi ile karşılandı. Buna ilave olarak, Rusya’nın kendisine yöneltilen tavan fiyat uygulaması tehdidini hasmane karşılayarak bu mekanizmaya dahil ülkelere hepten petrol sevkiyatını kesmesi ve Çin ve Hindistan gibi alternatif piyasalara petrolünü satmaya devam etmesi beklenmelidir. Rusya ayrıca OPEC+ ülkeleri üzerinde de etkisini kullanarak Batı’nın dayatmalarına karşı hamleler geliştirmek için çalışmaktadır. Kısaca, cepheler tarafından karşılıklı atılan bu ve benzeri hamleler ile bu kışın Avrupa için zorlu geçeceği ve petrol ve doğalgaz fiyatlarının dünyada volatilitesini korumaya devam edeceği görünmektedir.

Diğer taraftan, AB Rus petrol ve doğalgazına yönelik atmış olduğu bu kapsamlı ambargo hamlesi dolayısı ile ortaya çıkacak muhtemel enerji kaynağı açığını gidermeye yönelik olarak orta ve uzun vadeli muhtelif finansal ve teşvik programları ilan etti. Bu bağlamda 8 Mart 2022’de AB Komisyonu, Avrupa’yı Rus gazına bağımlılıktan kurtarmak üzere “Avrupa’nın Hesaplı, Güvenli ve Sürdürülebilir Ortak Hareket Planı”(REPowerEU; Joint European Action for Affordable, Secure and Sustainable Energy) yayımladı.

Bu plan doğrultusunda AB farklı inisiyatifleri devreye sokarak öncelikle 2023 kışında enerji fiyatlarını düşürmeyi hedeflemektedir. Örneğin, Avrupa’daki gaz rezerv dolum tesislerinin aynı sene içerisinde tamamen doldurulması bir önceliktir. REPowerEU olarak anılan AB’nin enerji alanında yeniden güçlendirilmesi projesinde Avrupa Birliği’nin öncelikleri arasında, yıl sonuna kadar tüm üye ülkelerde gaz talebinin ortalama 15% oranında azaltılması, gaz tedarik kaynaklarının çeşitlendirilmesi, yenilenebilir enerjinin erişilebilirliğinin artırılması, ısınma ve elektrik üretiminde gazın yerine başka tip enerji kaynaklarının ikame edilmesi yer almaktadır.

Bu süreçte, enerji dönüşümü alanında alınan kararların da enerji piyasaları üzerinde ciddi etkileri olmaktadır. İklim değişikliğine paralel şekilde 21. yüzyılın temel olgusu olarak karşımıza çıkan “enerji dönüşümü”, bir başka ifade ile “düşük karbonlu enerji sistemlerine dönüşüm” kavramı uluslararası politika yapıcıları tarafından doğrudan benimsenen ve hedeflenen bir dönüşümü ifade etmektedir. Bu haliyle de enerji piyasalarının işleyişinde ve planlamasında tüm paradigmayı değiştirmektedir. Nitekim yakın dönemde dünya enerji dönüşümü üzerine yapılan araştırmaların buluştuğu ortak nokta, yaşanan tüm olumsuzluklara ve maliyet artışlarına rağmen yeşil ve temiz enerji yatırımlarının tüm dünyada hız kazanarak devam ettiğidir.

Günümüzde devletler ve şirketler bir yandan karbondan arındırma hedeflerine giderek daha fazla bağlı kalmaya çalışırken bir yandan da enerji piyasalarındaki jeopolitik gerilimler ile enerji ve kritik madenler talebindeki yükselmeler nedeniyle fiyat artışlarına maruz kalmaktadır.

Paris İklim Anlaşması hedeflerini karşılamak ve küresel ısınmayı 1,5°C ile sınırlandırabilmek için, ülkelerin kolektif bir şekilde on yıl içinde fosil yakıt üretimini (kömür yüzde 11, petrol yüzde 4, doğalgaz yüzde 3) küresel ölçekte yıllık yüzde altı azaltması gerekmektedir. Diğer taraftan, ülkelerin iklim değişikliği konusundaki performanslarını değerlendiren İklim Değişikliği Performans Endeksi 2021’e göre, ülkelerin hiçbiri yaşanan küresel gelişmeler sebebiyle Paris Anlaşması hedefleriyle uyumlu bir yol izleyememektedir.

Özet itibarıyla 21. yüzyılda tüm dünya iklim değişikliği ile hep birlikte mücadele etme mekanizmaları geliştirmeye çalışırken son birkaç yıldır yaşanan pandemi ve Rusya-Ukrayna savaşı gibi olaylar yarattıkları artçı dalgalar sayesinde bütün ülkeleri enerji politikalarını yeniden dizayn etmek durumunda bırakmıştır.

Mevcut yaşananlar ışığında tüm ülkeler kendileri için enerji üçlemini (arz güvenliği, sürdürülebilirlik ve uygun maliyet) sağlamaya yönelik aksiyonlar almaya başlamıştır. Özellikle arz güvenliği güncel durumda çok hayati bir konumda yer almaktadır. Hidrokarbon üreten ülkeler bu dönemde üretimlerini ve gelirlerini maksimuma çıkarmış, artan enerji maliyetleri karşısında ülkeler vatandaşlarını koruyabilmek için çeşitli sübvansiyonları uygulama koymuşlardır.

Artan doğal gaz fiyatlarının 2026 yılına kadar yüksek seyredeceği öngörülmekte olup AB, yıllık talebinin 1/3’ünü oluşturan 150 milyar m3’lük Rus doğalgazını ikame edebilmek için Norveç, Azerbaycan ve K. Afrika’dan boru hattıyla gelen ve ABD ile Katar’dan LNG şeklinde gelen gaz miktarını maksimize etmeye çalışmaktadır. Talebi karşılamaya yeterli olmayan bu doğal gaz miktarı, fiyatların yükselmesine, yükselen doğal gaz fiyatları da otomatik olarak yüksek elektrik fiyatlarına sebep olmaktadır. Bu durum kömürden vazgeçişin kolay olmayacağını gösterirken eş zamanlı olarak nükleer enerjiye dönüşü de hızlandırmaktadır (Örnek; İngiltere ve Fransa).

Türkiye’de Yakın Dönem Enerji Sektörü Gelişmeleri

Türkiye enerji piyasaları son 20 yıldır çok önemli bir dönüşüm içerisinde olup özellikle 2017 yılında ilan edilen Milli Enerji ve Maden Politikası ile bu dönüşümde bir ivmelenmeye geçilmiştir. Bu stratejinin ana hedefi arz güvenliğini, yerlileştirmeyi ve daha öngörülebilir bir piyasa yapısına sahip olmayı sağlamaktır. Bununla birlikte, Türkiye’nin Paris İklim Anlaşması’nı TBMM’de onaylamasından ve 2053’de karbon nötr bir ekonomi olma hedefini belirlemesinden sonra dekarbonizasyon politikaları da enerji gündemimize yerleşmiştir.

Türkiye’nin dekarbonizasyonunu sağlamak için enerji sektörünün odağında dört temel konu bulunmaktadır. Bunlar yenilenebilir enerji, enerji verimliliği, nükleer enerji ve doğal gazdır.

Yenilenebilir enerjiye baktığımızda, son dönemde yapılan yatırımlarla birlikte Türkiye’nin hidroelektrik dahil kurulu gücü içerisindeki yenilenebilir enerjinin payı %54’e ulaşmış durumdadır. Türkiye kurulu güç açısından güneş ve rüzgârda dünyada 12. Avrupa’da ise 5. sırada yer almaktadır. Bu yatırımlar sayesinde 2020 yılında 70 milyon ton sera gazı emisyonu önlenebilmiştir. Geliştirilen YEKA modeli ile yenilenebilir kaynaklı elektrik üretim tesislerinin kurulması sağlanmış, ekipmanlarla ilgili ar-ge faaliyetlerinin ve imalat tesislerinin teşvik edilmesiyle de önemli bir ekosistem kurulmuştur.

Enerji verimliliği alanında 2018 yılında yayımlanan ilk Ulusal Enerji Verimliliği Eylem Planı kapsamında ciddi hedefler konarak 2023 yılı için 66 milyon ton karbon azaltımı hedeflenmiştir. Bununla birlikte, bu alan hala geliştirilmeye ve proje üretilmeye açık konumdadır.

Düşük emisyonlu üretim alanında nükleer enerji Türkiye’nin enerji üretim portföyüne 2023 yılında eklenmiş olacaktır. Akkuyu Nükleer Santralında çalışmalar hızla devam etmekte olup 2026 yılında toplam

4.8 Gwh kurulu güçte emisyon sıfır bir elektrik üretim tesisi üretime geçecektir. Bu sayede yıllık yaklaşık 35 milyon tonluk sera gazından kaçınılmış olunacaktır.

Doğal gaz konusunda Türkiye 60 milyar m3’lük tüketimi ile Avrupa’nın dördüncü büyük piyasası konumundadır. Türkiye’nin doğal gaz tedariki konusundaki boru hattı yatırımları sadece ülkemizin değil Avrupa Birliği ülkelerinin dahi arz güvenliğine katkı koyacak şekilde gelişim göstermiştir. Söz konusu çalışmalar, kaynak çeşitliliğinin arttırılıp arz güvenliğinin sağlanması konusunda fayda getirmenin ötesinde Türkiye’nin uzun vadede doğal gaz ticareti için bir merkez olma (Hub) gayesine de hizmet etmektedir. Gerçekleştirilen LNG ve FSRU terminali yatırımları ile arz konusunda esneklik kazanılıp LNG ithalatı %13’ten

%28’e çıkartılarak kaynak ülke çeşitliliği sağlanmıştır. Buna ilave olarak 2023 yılı itibarıyla Silivri ile Tuz Gölü Depolama tesisleri planlanan kapasitelerine eriştiğinde doğal gaz ihtiyacımızın yüzde yirmi (%20) kadarını da depolayabilme imkanına kavuşulacaktır.

Hidrokarbon aramacılığı konusunda Türkiye 540 milyar m3’lük Sakarya Gaz Sahası keşfi ile 2020 yılında dünyanın offshore alanındaki en büyük gaz keşfini gerçekleştirmiştir. Bu rezervden ilk gazı üretmek ve Türkiye’deki BOTAŞ’ın hatlarına getirmek üzere çalışmalar sürdürülmekte olup bir yandan da Akdeniz ve Karadeniz’de doğal gaz arama faaliyetlerine devam edilmektedir.

Türkiye İçin Fırsatlar

Dünya enerji piyasalarında yakın dönemde yaşanılan gelişmelere ülkemiz açısından bakıldığında yaşanılan bütün sıkıntılı süreçlerin doğru yönetildiğinde başarılı bir enerji dönüşümü için ciddi fırsatlar oluşturduğunu görmek gerekmektedir.

Avrupa’nın Rus gazına olan bağımlılığını azaltacak kısa ve orta vadedeki hedefleri arasında Rusya dışındaki kaynak ülkelerin ve dolayısıyla gazı Avrupa’ya transfer edecek boru hatlarının çeşitlendirilmesinin yer aldığı bilinmektedir. Bu bağlamda farklı menşeli gazların Avrupa’ya ulaştırılmasında kritik role sahip olabilecek değişik güzergahların kesişim noktasında yer alan Türkiye’nin coğrafi konumunun AB tarafından göz ardı edilmesi mümkün değildir. Bu nedenle Avrupa Birliği’nin zaman içinde enerji arz güvenliği stratejik planlamaları içerisinde Türkiye ile mevcut ilişkilerini yeninden tesis etmek zorunda kalması ciddi bir ihtimaldir.

Rusya-Ukrayna savaşının sebep olduğu yeni Avrupa enerji güvenliği denklemi içinde Türkiye’nin AB ile bu alanda iş birliği yapma olasılığı ülkemiz için yeni bir fırsat penceresi olarak ortada durmaktadır. Bu nedenle ülkemiz hem yakın gelecekte bir enerji ve fiyatlandırma merkezi haline gelme ihtimali için gereken hamlelerini hızlandırmalı hem de böyle bir olasılığı Türkiye-AB ilişkilerinin çeşitli alanlarında iyileştirilmesi lehine kullanmak üzere bir konu olarak elinde tutmalıdır.

Yakın bir gelecekte AB’nin enerji arz tedarik güvenliğini Rusya’dan bağımsız hale getirebilmesi için Türkiye merkezli birçok boru hattının geçiş güzergahına onay vermesi beklenen bir olasılıktır. Nitekim AB için bu bağlamda hazırlanan öneri planlarında Türkiye geçişli alternatif kaynak ve boru hattı güzergahları arasında (i) Azerbaycan ve Trans Anadolu Doğal Gaz Boru Hattı’ndan (TANAP) geçecek gaz hacminin artırılması,

(ii) Irak gazının İsrail gazı ile bütünleşik olarak Avrupa’ya nakledilmesi, (iii) 2015 tarihli İran nükleer anlaşmasının yenilenmesiyle yaptırımların kalkması halinde İran gazının da AB’ye nakledilmesi gibi çeşitli alternatif opsiyonlar yer almaktadır.

AB’nin halihazırda enerji dönüşüm planları içinde yer alan 2050’de sıfır net karbon emisyonuna ulaşma hedefinde özellikle yenilenebilir enerji alanındaki finansal sorunlar nedeniyle zorlandığı bilinmektedir. REPowerEU içinde önemli bir yer teşkil eden ve yenilenebilir enerji sektöründe özel sektör tarafından üretilen ciddi projeler başlatılmış olsa da bu projelerin devamı için finansal sorunların çözülmesi gerekmektedir. Aksi takdirde Birliğin iklim değişikliği mücadelesinden taviz vermesi ve hatta Avrupalıların enerji kıtlığı/sıkıntısı ile karşı karşıya gelme ihtimali de bulunmaktadır. Dolayısıyla Birliğin yenilenebilir enerji gündeminin önünde bazı ciddi finansal sıkıntılar dururken AB için en mantıklı çeşitlendirme alanı Türkiye geçişli alternatif kaynaklara yatırım yapmak gibi görünmektedir. Böylece enerji alanında zaten Güney Gaz Koridoru bağlamında var olan iş birliği daha da derinleşebilir ve görünür hale gelebilir. Bunların dışında Türkiye yakın gelecekte Avrupa’nın yeşil hidrojen kaynağı olarak AB için Rus gazının ikamesi için başka bir alternatif de doğurabilir.

Tüm dünyada elektrik sektöründe yatırımlar çoğunlukla yenilenebilir enerji alanında gerçekleşmektedir. Bu durumun en önemli nedenlerinden bir tanesi yeşil enerji dönüşümünün yanı sıra yenilenebilir enerji üretimi maliyetlerindeki düşüşün beklenenden daha hızlı gerçekleşiyor olmasıdır. Bunun yanında rüzgâr ve güneş gibi değişken üretim karakteristiklerine sahip kaynakların entegrasyonu için gereken depolama gibi yenilikçi teknolojilerin maliyetlerinde de fırsat yaratan düşüşler yaşanmaktadır. Aynı zamanda Türkiye’nin daha tam olarak kullanmaya başlamadığı fakat büyük fırsatlar sunan dağıtık enerji potansiyeli bulunmaktadır. Yapılan çalışmalar, sadece çatı üstü güneş enerjisi sistemlerinin Türkiye’de mevcut kurulu güneş enerjisi gücünden 2-3 kat daha fazlasına eşdeğer bir potansiyele sahip olduğunu göstermektedir. Türkiye’nin bu potansiyelinin de dünyanın dönüşen enerji dinamiklerinden nasibini alması kaçınılmazdır.

Benzer İçerikler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir