24 Temmuz 2024, Çarşamba

Kovid-19 Sonrası Yaşlanma Risklerini Azaltmada Önleyici Bir Yaklaşım Olarak Aktif Yaşlanma Süreci – Prof. Dr. Orhan KOÇAK

 

Dünyada önemli ve hızlı bir demografik dönüşüm yaşanıyor. Bu dönüşüm, hemen hemen tüm gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerin nüfusunun görülmemiş bir şekilde yaşlanması olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu gelişme tüm kültür ve toplumları etkileyecek demografik devrim olarak da adlandırılabilir. Japonya, İtalya, İsveç ve Almanya gibi gelişmiş ülkelerde, yaşlanan toplum olgusu 30-40 yıldan beri belirginleşmiştir (Cabrera ve Diğ, 2009). Toplumdaki yaşlı insanların varlığının artması, hepimizin çok kuşaklı bir toplumda yaşadığı farkındalığını artırmakta ve “sonsuza kadar genç” kalmanın mümkün olmayacağı anlaşılmaktadır. Yaşlanan nüfus beraberinde emek, ürün ve sermaye piyasaları, ülkelerdeki sağlık hizmetleri ve emekli ödemeleri yanında geleneksel sosyal destek sistemlerinde ve küresel alanda etkisini giderek göstermektedir.

1. YAŞLANAN DÜNYA VE RİSKLER

Artık günümüzün yoksulluk, işsizlik, göç ve terör gibi sorunları nasıl bir küresel boyut kazandıysa yaşlanma olgusu da önemli bir küresel bir olgu haline gelmiştir. Yaşlanma kendi başına bir risk olmasının yanında yoksulluk, işsizlik, göç ve salgınlarla karşı karşıya geldiğinde ortaya çıkan riskin etkisi daha da büyük boyutlara ulaşmaktadır. Yaşlıların karşılaştıkları sorunlar çok boyutlu olunca bu sorunlara yönelik çözüm önerileri de ekonomik, sosyal ve sağlık gibi iç içe geçmiş olan farklı alanlardan olacaktır. Bu anlamda toplum bilimciler ve politika yapıcılar yaşlanma olgusunu artık görmezden gelemezler.

Kovid-19 Sürecinde Yaşlıların Durumu

2019 yılında ilk Çin’de görülen Kovid-19 virüsü hızlı bir şekilde tüm dünyaya yayılmış ve ülkelere ekonomik, sosyal ve sağlık açısından önemli sorunlar çıkarmıştır. İlk Kovid-19 vakası 2019 yılı Aralık ayında Çin’in Wuhan kentinde tespit edildiğinde Çin hükümeti katı bir üslupla karantina uygulayarak kısmen virüsün ülke içinde yayılmasını engellemiş ancak dünyaya yayılması durdurulamamıştır.

Kovid-19’dan korunma ve tedavi için herhangi bir aşı ve ilaç bulunamadığından, mücadele bireysel olarak fiziksel mesafenin korunması, sıklıkla ellerin yıkanması, maske kullanımı, öksürme ve hapşırma sırasında burun ve ağzın kapatılması gibi tıbbi olmayan yöntemlerle yapılmaktadır. Toplumsal olarak ise, işyerlerinin kapatılması, okulların kapatılarak ve toplantıların iptal edilerek online ortama taşınması, teyitli ve şüphelilerin izole edilmesi ve özellikle riskli olan yaşlıların karantina tedbirleri kapsamında uzun süre evden çıkmalarına müsaade edilmemesi başlıca alınan tedbirler arasındadır. Alınan tüm tedbirlere rağmen Kovid-19 salgını, küresel olarak etkisini sert ve yaygın bir şekilde göstermektedir. Neredeyse ülkelerin tamamında yaşlı insanların en çok tehdit ve zorluk altında kalan grup olduğu görülmektedir.

Tüm yaş gruplarına Kovid-19 virüsü bulaşma riski olmakla birlikte, yaşlı insanlar daha fazla risk altındadırlar. Yaşlılar, yaşlanma ve potansiyel sağlık koşulları ile birlikte gelen fizyolojik değişiklikler nedeniyle virüse yakalanırlarsa ciddi bir şekilde hastalık veya ölüm riskiyle karşı karşıya kalmaktadırlar. İstatistiklerden anlaşıldığı kadarıyla, Kovid-19’dan ölenlerin % 95’inden fazlası 60 yaşından büyüklerde gerçekleşmiştir. Tüm ölümlerin %50’sinden fazlası 80 yaş ve üstü kişileri kapsamaktadır. Raporlar, 10 ölümden 8’inin en az bir komorbiditesi (birden fazla hastalığın aynı anda görülmesi) olanlarda, özellikle kardiyovasküler hastalık, hipertansiyon ve diyabetli kişilerde ve bir dizi başka kronik hastalığı olanlarda meydana geldiğini göstermektedir (Kluge, 2020).

Kovid-19 salgınını yavaşlatmada ve yaşlıların fiziksel sağlığının korunmasında uygulanan önleyici prosedürlerin olumlu rollerine rağmen, şüphesiz yaşlıların psikolojik refahı ve zihinsel sağlığı için kısa ve uzun vadeli sonuçlarının olması kaçınılmazdır. Özellikle emeklilik sonrası çalışma hayatı biten ve yeni hayata alışmakta zorlananlar için ciddi psikolojik ve fiziksel sorunlar ortaya çıkmaktadır. Bu durum, evde ailesiyle beraber kalan yaşlılar için önemli bir sorun olmazken, yakın akrabaları olmayan ve büyük ölçüde evden sosyal desteğe bağımlı olan yaşlı yetişkinler, yalnızlıktan ve tecritten muzdarip olabilirler. Yaşlı yetişkinler için evde kalmaları ve başkalarıyla sosyal temastan kaçınmaları istendiğinde hem fiziksel hem de zihinsel sağlık sonuçlarını hafifletmek için acil prosedürler uygulanmalıdır.

Yaşlıları Bekleyen Muhtemel Riskler

Değişen hayat koşulları, toplum yapısının yanında, aile yapısında da değişikliklere sebep olmaktadır. Şehirlerde genel olarak aile yaşamında yaşlılara yer verilmemektedir. Bu durum, kendilerini yalnız ve işe yaramaz hissettirmekte ve yaşlıların psikolojik yönden yıpranmasına neden olmakta, kalan ömürlerini zorlaştırmaktadır (Dalkılıç ve Genç, 2013: 466). Yaşlının cinsiyeti, eğitimi, gelir düzeyi ve mesleki becerileri bireysel ve toplumsal alanda etkilenme seviyelerini belirlemektedir. Toplumsal sorunların en fazla etkilediği bir kesim olan yaşlıların önümüzdeki dönemlerde de ciddi zorluklarla karşılaşacakları muhtemeldir. Bu zorlukların bir kısmı yalnız yaşamalarından, sosyal destek eksikliğinden veya yaşlanma ile emek piyasalarında karşılaştıkları sorunlardan kaynaklanmaktadır.

Bu sorunların bazıları şunlardır;

• Çalışan yoksulluğu ile beraber yaşlı yoksulluğunun artması

• Robotlaşmanın vasıfsız yaşlılar için iş kaybına neden olması

• Aktüeryal dengenin bozulmasıyla emekli maaşlarının azalması

• Çalışma endeksli güvenlik ağının yaşlılar için bir tehdit olması

• Elde edilen gelir yetmeyince daha fazla çalışılması

• Eğitimin 20’li yaşlara kadar süren bir olgu olmaktan çıkması ve yaşlanma sürecinde de ihtiyaç duyulacak olması

• Ailenin küçülmesiyle yaşlıların yalnızlığa itilmesi

• Yaşlı ayrımcılığının artış göstermesi Bu sorunların çoğunun yaşlıların gelecekte çalışma hayatında karşılaşacakları sıkıntılardır.

Günümüzde ve gelecekte yaşlıların karşılaştığı giderek daha fazla karşılaşacakları sosyal güvenlikleri ve çalışma yaşamları birbirleriyle ilgili olan ve modern yaşamın insan hayatının merkezine yerleştirdiği olgulardır. Sağlık hizmetlerinin iyileşmesiyle birlikte toplumların giderek yaşlanması beraberinde emeklilik yaşının yükselmesini ve yaşlıların daha fazla emek piyasalarında kalmalarına neden olacaktır. Dolayısıyla yaşlıların ileriki yaşlarda her yönüyle güçlü olabilmeleri ve uzun sürelerle emek piyasalarında kalabilmeleri için gençlik yıllarından itibaren fiziksel, zihinsel ve ruhsal olarak daha aktif ve sağlıklı olacakları bir yaşam tarzını benimsemeleri gerekecektir.

2. AKTİF VE SAĞLIKLI YAŞLANMA

Öncelikle şunu belirtmek gerekir ki, aktif ve sağlıklı yaşlanma hayata bir bütün olarak bakmayı gerektirir. Yaşlılığı, gençlik ve ileri yetişkinlik evrelerinden ayırmamız mümkün değildir. Bir diğer ifadeyle, kişinin gençlik ve yetişkinlik evrelerindeki yaşam tarzı yaşlılık evresini etkileme potansiyeline sahiptir. Her insan dünyanın her ülkesinde uzun ve sağlıklı bir yaşam sürdürme şansına sahip olmalıdır. Ancak, içinde yaşadığımız ortamlar sağlığımızı daha iyileştirebilir veya tam tersine zarar verebilir. Yaşadığımız tabiat, davranışlarımız, sağlık risklerine (örneğin hava kirliliği, şiddet) maruz kalmamız, kaliteli sağlık ve sosyal bakıma erişimimiz yaşlanmamız üzerinde çok etkilidir (WHO, 2019). Sağlıklı yaşlanma, insanların yaşamları boyunca birtakım şeylere değer vermelerini ve onları yapmalarını sağlayan ortamlar ve fırsatlar oluşturmakla ilgilidir.

Herkes aktif ve sağlıklı yaşlanma hakkına sahiptir. Ancak, hastalık ya da zayıflıktan uzak olmak sağlıklı yaşlanma için bir gereklilik değildir, çünkü birçok yaşlı yetişkin iyi kontrol edildiklerinde refahları üzerinde çok az etkisi olan genellikle bir veya daha fazla sağlık sorununa sahip olmaktadır. Son yıllarda, iyi yaşlanmayı açıklayan kavramlar çarpıcı biçimde değişmiştir; “başarılı” yaşlanma kavramı “aktif yaşlanma” paradigması ile giderek daha fazla açıklanmaktadır. Yaşlanma kavramının öne çıkmasının arka planında var olan demografik gelişmeler hala devam etmektedir. Ancak bu kavrama kayda değer politik, dinamik ve ideolojik başarısını veren, “yeni yaşlı” olarak adlandırılan kavramın ortaya çıkışı olmuştur. Demografik yaşlanmayı ve “yeni yaşlı” konularını gözden geçirirken, genellikle “yaşlılık krizi” olarak ortaya çıkan gelişmeye bir çözüm olduğunu belirtmek pek kolay değildir. Bu kolay olmayan sürecin aşılması ancak yaşlıların kendilerinin aktif olması ile mümkün olacaktır. Yani bir yönüyle problemin kaynağı olan varlığın, neden sorunun çözümü olmasın ya da en azından sorunun çözümünün bir parçası olmasın sorusu ile yola çıkıldığında, yaşlananlar ve yaşlılar için aktif ve sağlıklı bir yaşamın önemi ortaya çıkmaktadır (Koçak 2020)

Aktif ve sağlıklı yaşlanma, DSÖ’nün 2015-2030 yılları arasında yaşlanma konusundaki çalışmalarının odak noktasıdır. Aktif ve sağlıklı yaşlanma, birden fazla sektörde ve yaşlanma sürecinde insanların ailelerine, topluluklarına ve ekonomilerine katkı sağlamalarını mümkün kılacak şekilde etkin olmalarına vurgu yapmaktadır. Aktif yaşlanma, insanların işgücü piyasasına katılmaya devam etmesinin yanı sıra diğer ücretsiz üretken faaliyetlerde bulunma (aile üyelerine bakım sağlama ve gönüllü olma gibi) ve yaşlandıkça sağlıklı, gerekirse bağımsız ve güvenli bir yaşam sürdüğü durumu ifade etmektedir. Aktif yaşlanma, üç ana temaya dayanmaktadır; işgücü piyasasına aktif katılım, topluma katılım ve gerektiğinde bağımsız yaşayabilme kabiliyetidir.

Aktif yaşlanma, yaşlandıkça sağlıklı, bağımsız ve güvenli bir yaşam sürerken, yaşlı ve yaşlanan kişilerin işgücü piyasasına katılımı ve bakımının sağlanması yanı sıra yaşlanırken aile üyelerinin sağlıkları ile ilgilenmekten gönüllülüğe kadar birçok üretken faaliyetleri sürdürmeye devam ettiği durumu ifade eder. Aktif yaşlanma yaşam boyu sürecek bir sürecin sonucu olarak görülebilir. Bu nedenle, Dünya Sağlık Örgütü bütüncül bir yaklaşımla aktif yaşlanmanın 6 temel belirleyicisini benimsemiştir. Bunlar; davranış stilleri, kişisel biyolojik ve psikolojik koşullar, sağlık ve sosyal hizmetler, fiziksel çevre, sosyal ve ekonomik faktörler olarak öne sürülmüştür (WHO, 2019). Aktif yaşlanmanın bir dizi alanı kapsadığı konusunda fikir birliği vardır.

Bu alanlar; düşük hastalık ve sakatlık olasılığı, yüksek fiziksel uygunluk, yüksek bilişsel işlevsellik, olumlu ruh hali ve stresle başa çıkma becerisi ve yaşam içerisinde meşgul olma olarak açıklanabilir. Yaşlıların büyük çoğunluğu aktif yaşlanmayı sağlıklı kalmak, yaşamdan memnun olmak, yaşlanma ile ilgili değişikliklere uyum sağlayan aile üyelerinin ve arkadaşların olması ve kendine bakmak gibi bir dizi kişisel bileşen olarak anlamaktadırlar.

AKTİF YAŞLANMA SÜRECİ BİREYİ GÜÇLENDİRİR

Bireyleri yaş farkı gözetmeksizin mümkün olduğu kadar kendi ayakları üzerinde durabilecekleri ve çevresi ile birlikte etkin olabilecekleri bir duruma getirmek sosyal politikalarda önemli bir hedeftir. Bu anlamda, yaşlıların yetersiz olarak algılanmalarından ziyade toplumun etkin bireyleri olarak görülmesine odaklanılmalıdır. Çünkü etkinleştirme odağı olmak, yaşlı insanların işlevlerini iyileştirmelerine, geri kazanmalarına ve yetkilendirmelerine yardımcı olan ve onlara toplumun aktif bir üyesi olma fırsatı veren bir yön verecektir. Hâlbuki yaşlıları yetersiz bireyler olarak görmek, onların kendilerini de tecrit edilmiş ve bağımlı bireyler olarak hissetmelerine yol açabilecektir. Aktif yaşlanma ile yaşlıları pasif gören anlayış değişime uğramaktadır. Yaşlılara davranışta ihtiyaç temelli yaklaşımdan uzaklaşarak hayatın her alanında yaşlıları diğer kesimlerden ayrı görmeyen hak temelli yaklaşımı benimsemektedir. Bu anlamda aktif yaşlanma ile yaşlı insanların çalışma hayatında, gönüllü sektörde ve hayatın diğer alanlarında hak ve sorumluluklarını kullanmaları desteklenmektedir (WHO, 2002).

Aktif yaşlanma politikaları ile insanlar yaşlandıkça sosyal ve ekonomik aktiviteler yönüyle bireysel ve toplumsal çevrelerini ve sahip oldukları sorumluluklarıyla beraber kendilerini destekleyerek yaşamlarını sürdüreceklerdir (EU Commission, 2017). Aktif yaşlanma yaklaşımı yaşamın ilk yıllarında benimsenmelidir, ancak yaşamın ilerleyen yaşları aktif yaşlanma yaşam tarzı için geç görülmemelidir. Aktif yaşlanma ile eğitime ve yaşamın diğer boyutlarına yönelik geleneksel yaklaşımlar değişmektedir. Öğrenme çocukluk ve gençlik dönemine ait, çalışma 15 ila 65 yaş arası döneme ait ve emeklilik ise 65 yaş sonrası görülürken, aktif yaşlanmanın getirdiği yeni paradigma ile yaşamın belli dönemlerinde gerçekleştirilmesi gereken bu olguları benimseyen eski paradigma değişime uğramaktadır. Bu anlayış, eğitimin belirli bir zamana göre belirlenmeyip yaşam boyu bir ihtiyaç olduğu ve insanların istedikleri zaman işgücü piyasalarına girmeleri ve çıkmalarına izin veren yeni bir paradigma getirmektedir.

Teknolojinin Katkısı

Bilgi teknolojileri hızla dünyayı değiştirmektedir. Bilgisayarlar internetin küresel ağına bağlanarak modern toplumda gelenek haline gelmiş olan birçok alışkanlıkları değiştirmiştir. Bu anlamda, bilgi teknolojileri etkisi altında yeni bir ekonomik, sosyal, kültürel ve endüstriyel düzen gelişmektedir. Bu nedenle, yeni bilgi teknolojilerinin günümüzün çalışanları ve onların örgütlendikleri kurumlar üzerinde derin etkileri olacaktır (Robert, 2002). Hızla gelişen teknolojiler çalışma hayatını ve iş yapma biçimlerini de değişime uğratmaktadır. Bir yönüyle, teknolojiler hem sorun hem çözüm olmaktadır. Bu anlamda, son zamanlarda yaşlılar ve bilgi teknolojileri konusundaki geleneksel olumsuz söylemlerin yavaş yavaş olumlu bir söylemle değiştirileceği anlaşılmaktadır çünkü giderek daha fazla teknoloji yaşlıları “güçlendirmek” için bir araç olarak düşünülmektedir.

Bilgi işlem ve iletişim teknolojilerinin, yaşlı insanların yaşam kalitelerini yükseltmelerini, daha sağlıklı kalmalarını, bağımsız olarak daha uzun yaşamalarını teşvik etmektedir. Mümkün olması durumunda, çalışma ortamında veya yaşadıkları toplum içerisinde ileri yaşlarında yaygın olan zayıflamış yeteneklerle aktif olmalarına izin verebileceği ve bu sorunlarla mücadele etmelerine yardımcı olabileceği konusunda genel bir fikir birliği söz konusudur. Günümüzde bilgi teknolojileri, yaşlıların yaşlı dostu bilgi işlem ve iletişim teknolojilerine ve kişiselleştirilmiş entegre sosyal ve sağlık hizmetlerine erişimlerini sağlayarak, hareketliliği ve yaşam kalitesini arttırma, bağımsızlıklarını ve özerkliklerini koruma, tercih ettikleri ortamı yönetebilme fırsatı verme ve yaşlanan insanlara gerekirse bağımsız yaşayabilmeleri için çeşitli çözümler sunmaktadır (Amaroa, 2011).

Yaşlıları sosyal ve ekonomik dışlanmadan koruyacak en düşük maliyetli bir unsur olan dijitalleşme önemli bir manivela olarak değerlendirilmelidir. Bu anlamda dijital yaşlanma, bilgi toplumu sürecinde aktif yaşlanmayı destekleyebilmesi için aşağıdaki konuların dikkate alınması gerekmektedir (Yang ve diğ., 2019).

• Yaşlı günlük yaşamında bilgi teknolojileri,

• Yaşlı bilgi okuryazarlığı becerileri,

• Destekleyici ağlar ve hizmetler.

Sosyal Destek ve Katılım

Yaşlı yetişkinlerin meşgul olmaları, saygı duyulmaları ve içinde oldukları topluluklara katkıda bulunma yeteneklerinin gelişmesi, genel sağlık ve refahları için önemlidir. Yaşlıların kendilerini bir topluluğa ait hissetmeleri, iyi zihinsel sağlığı ve genel refahı teşvik eder ve aktif yaşlanma sürecine katkı sağlar. Kapsamlı, iyi tasarlanmış ve uygulanmış teknoloji eğitim programları, yaşlı yetişkinlerin topluluklara katılımlarını sağlar. Bilgi teknolojilerinin yaşlılar için erişilebilir, faydalı ve kullanışlı olmasını sağlamak, yaşlı yetişkinlerin ve içinde yaşadıkları, çalıştıkları ve sosyalleştikleri toplulukların yaşam kalitesini arttırırken, nüfusun yaşlanmasının zorluklarını azaltmak için de etkili bir stratejidir (Koçak, 2020). Sosyal katılım, bazı yaşlıların dışlanma riskini ele almak ve özellikle gündemde kalmasını sağlamak için önemli olmaktadır.

Sosyal katılım alanında, bilgi işlem teknolojileri yaşlılara yönelik en az üç şekilde destek olacaktır (Progressive, 2019):

• Koçluk ve mentörluk gibi faaliyetler,

• Nesiller arası etkinliklerin arttırılması,

• Yardımcı teknolojilerle bağımsız yaşama yardımcı olma.

Maneviyat

Her dönemde insanın yaşamı anlamlandırması farklı olabilmektedir. Maneviyat, insan hayatında önemli bir dayanak olarak yaşlanmayla birlikte giderek yükselişe geçen faktördür. O nedenle, yaşlanma döneminde dindarlaşma eğilimi gençlik dönemine nazaran daha fazla olmaktadır. Maalesef kapitalizmin tüm unsurlarıyla nüfuz ettiği toplumlarda dinin etkisinin azaldığı ve yaşlıların da hiçbir değeri olmayan meta gibi bir kenara bırakıldığı görülmektedir. Oysa İslam tarihi emekli olup bir kenara çekilmek yerine son nefesine kadar içinde yaşadığı topluma faydalı olan örnek şahsiyetleri anlatır. Yaşlılık öncesinde manevi hayatta canlanmanın olması ve yaşlanma ile devam etmesi kişinin fiziksel ve zihinsel dayanıklılığını artıracaktır. Bir yönüyle yaşanılan dünya ile ölüm sonrası arasında bir bağ kurarak fiziksel, ruhsal ve zihinsel olarak daha aktif olma anlamlı olacaktır. Yaş farkı gözetmeksizin bireyin maneviyatını güçlendirmesi, onun depresyon riskini azaltmasına, düzenli bir hayat yaşamasına, uyku düzenini iyileştirmesine ve dolayısıyla zihinsel ve fiziksel olarak da daha iyi olmasına katkı sağlayacaktır. Ancak bu katkı yaşlılar üzerinde daha belirgin hissedilmektedir (Koçak ve diğ., 2018).

Fiziksel ve Zihinsel Aktiviteler

Pasif bir yaşam tarzı genellikle hareketsizliğin neden olacağı kronik hastalık riskini artıracak ve bağışıklık sisteminin zayıflamasına sebep olacaktır. Bu nedenlerden ötürü, Kovid-19 salgını sırasında fiziksel aktivite ve hareket özellikle önemlidir. Açık hava etkinlikleri için yetersiz zaman göz önüne alındığında, evde fiziksel aktivite için koşulları düzenlemek gerekir. Düzenli olarak egzersiz yapanlar rahatlık hissettikleri için egzersizleri istikrarlı bir şekilde yapma eğilimindedirler. Ayrıca fiziksel egzersizler yaygın olan birçok zihinsel sağlık sorunu için güçlü bir ilaç olarak kabul edilir. Fiziksel aktivite, beynin odak ve dikkatini güçlendiren dopamin ve serotonin seviyelerini hızla artırır. O nedenle, düzenli egzersizin depresyon, anksiyete, dikkat eksikliği ve hiperaktivite sorunlarına olumlu bir etkisi söz konusudur. Stresi azaltır, hafızayı geliştirir, daha iyi uyumaya yardımcı olur ve genel ruh halini geliştirir. Araştırmalar, yaş farkı gözetmeksizin az miktarda egzersizin dahi kişi üzerinde olumlu bir farkının olabileceğini göstermektedir. O nedenle önceki dönemlere göre daha hareketsiz olduğumuz Kovid-19 karantina günlerinde genç ve yaşlıların egzersizleri düzenli olarak yapmaları fiziksel ve zihinsel sağlıkları için bir gereklilik arz etmektedir.

Kuşaklararası Bilgi ve Tecrübe Aktarımı

Yaşlanma beraberinde tecrübe ve bilgi birikimini getirmektedir. Eğitim döneminden sonra 30-40 yıl kadar çalışma hayatında kalarak belli alanlarda uzmanlaşan yaşlılar emeklilikleri ile bir anda bu bilgi ve tecrübelerini kullanamaz hale geliyorlar. Bu birikimlerin nesiller arası etkileşimler ile yeni nesillere aktarılması ihmal edilmemelidir. Yetişkinlerin daha uzun süre istihdamda kalmak durumunda olmaları bilgi ve tecrübenin doğal olarak yeni nesillere aktarımı sağlayacaktır. Aynı etkileşim sürecinin çalışma hayatının dışında da sağlanması için gençlerin yaşlılara yönelik algısının daha olumlu bir yöne evrilmesi gerekmektedir. Böylece gençlerin yetişkinlerle daha fazla beraber olması ile bilginin, tecrübenin, gelenek ve kültürün yeni nesillere aktarılması da sağlanmış olacaktır. Ayrıca bu süreç hem yetişkinler hem de gençler için bir empati ve terapi fırsatı olarak da görülmelidir. Özellikle empati, yetişkinlerin yeni nesillerden beklentilerinin de tahminini kolaylaştırmış olacaktır. Toplumda yaşlıların oranı giderek arttığından onlara uygun ürün ve hizmet üreten sektörler yaygınlaşmaktadır. Bu anlamda, yaşlıların ihtiyaçlarının isabetli bir şekilde karşılanması için beklentilerinin de anlaşılması gerekmektedir.

SONUÇ OLARAK

İnsan biyolojik, psikolojik, sosyal ve ruhsal bir varlıktır. Bu yüzden entegre ve bütüncül bir yaklaşımla insana yaklaşılmalıdır. Bu anlamda çalışmalar, entegre ve bütünsel bir yaklaşıma sahip, psiko-sosyal, sosyo-ekonomik ve manevi olarak güçlü ve zayıf yönleri bilinen yaşlı insanlara odaklanmalıdır. Aktif yaşlanma politikaları ile yaşlı insanların yaşamlarında daha güçlü ve aktif olmalarını sağlamak için bu farklı boyutlar dikkate alınmalıdır. Yaşlanma sorunlarını, tekrarlayan hastalıkları ve erken ölümleri azaltmak özellikle de Kovid-19 sonrası dönemde koruyucu ve önleyici sağlık politikaları geliştirilmelidir. Çok riskli hastalıklarla ilgili risk faktörleri azaltılmaya çalışılmalı ve yaşamları boyunca insanları güçlendirecek önleyici ve koruyucu faktörler artırılmalıdır. İnsanların yaşlandıkça sosyal devlet gereği sahip oldukları hakları ve sorumlulukları gerçekleştirmeleri ve sorunları azaltmaları için sürdürülebilir, ulaşılabilir olan sağlık hizmetleri ve sosyal destekler sağlanmalıdır. İnsanlar yaşlandıkça bilgi ve deneyimleri eskimeye başlar ve daha savunmasız hale gelirler. Bu zorluklardan dolayı, insanların yaşlandıkça bilgi ve tecrübelerini güncellemeleri için yaşam boyu eğitim ve öğrenim fırsatları sunulmalıdır.

Aktif yaşlanma sürecinde en etkili strateji, nüfusu sağlıklı tutmak ve toplumun bu amaçlara mümkün olduğunca aktif bir şekilde katkıda bulunmasını sağlamaktır. Bu amacı desteklemek maksadıyla özellikle yaşlılar için daha olumlu bir imaj oluşturulmalı ve hem yaşlıların hem de tüm toplumun sürece katkı sağlaması hedeflenmelidir. Yaşlıların ailelerine, toplumlarına ve ekonomilerine yaptıkları katkılar vurgulanmalıdır. Yaşlı nesillere daha fazla saygı gösterilmeli, yaşlıların seçimlerine ve kararlarına değer verilmelidir. Aktif ve sağlıklı yaşlanmanın hamilelik öncesinde başladığı göz önünde bulundurulursa tüm yaşam boyunca gündemde tutulması ve desteklenmesi yönünde politikaların hayata geçirilmesi gerekmektedir.

 

Benzer İçerikler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir