21 Temmuz 2024, Pazar

İsrail’in Yalan İmparatorluğu Çöktü – Yvonne Ridley

Gazze’de süregelen savaşın bana derinden rahatsızlık veren ve sağcı medyanın eline malzeme veren yönü, 7 Ekim saldırılarından sonra ortaya çıkan tecavüz hikayelerinin çoğalmasıdır.

Kadın dostu biri olarak, bir erkek tarafından tecavüze uğradığını veya istismara uğradığını söyleyen tüm kadınlara inanmak her daim içgüdüsel olarak önceliğim olmuştur. Kanımca, Gazze’den yanı başındaki İsrail’e yapılan askerî açıdan çarpıcı saldırıların ardından medyadaki dostlarımın Hamas’ı kınamadığım için beni topa tutmaları kaçınılmazdı.

Bir hafta sonra müzik festivalinde ve yakınlardaki Kibbutz’larda İsrailli kadınların tecavüze uğradığına dair söylentiler çıkmaya başladığında, itiraf etmeliyim ki bir köşeye çekilip bu makaleyi yazmaya çalıştım. Ortaya çıkan elim anlatıları sorguladığım için bile kendimden utandım ve Siyonist kamuoyu oluşturucularına ve İsrail ordusunun iğrenç ordusunun menfur borazancılarına veryansın ettim.

“Aldatma yoluyla savaşacaksınız!”

Ancak kendimi müdafaa etmem gerekirse, İsrail’in aldatmalarla dolu kabarık bir defteri var ve Benjamin Netanyahu da nadir görülen bir boşluk anında, yalan söylediğini itiraf etti ve gerçeğe dair bu itirafı en ufak bir ironi barındırmıyordu. Dünyaya söylediği apaçık yalanları İncil’den bir alıntıyla gerekçelendirerek “Söylendiği gibi ‘aldatma yoluyla savaşacaksınız’ biz böyle çalışıyoruz” dedi.

Dolayısıyla ikilemde kalmamı anlamanız mümkün, özellikle de Hamas’ın yaptığından evvel -ve muhtemelen onları tetikleyen- birçok vahşeti gerçekleştirmişken bu adamın söylediklerini sorgulamamak elde değil. Netanyahu, İsrail istihbarat servisi MOSSAD’ın sloganından ve İncil’deki bir emirden alıntı yapıyordu. Öyle ki, Amerika’nın seri yalancısı Colin Powell ona kıyasla adeta bir işportacı gibi kalır!

Tüm bunlar olurken, tıpkı Burma/Myanmar ordusunun bu barışsever insanlara karşı yürüttüğü soykırım kampanyasında maruz kaldıkları tecavüz ve işkenceye dair bana özenli, ayrıntılı ve acı verici kanıtlar sunan Rohingyalılarla yaptığım röportajlarda olduğu gibi Srebrenitsa Soykırımı ile birlikte Bosna’daki çatışmalardan endüstriyel ölçekli tecavüz hikayeleri hafızamda tekrarlanmaya devam etti. İsrail’in soykırımcı devlete milyonlarca dolar değerinde silah satması bizi şaşırtır mı?

Birkaç ay sonra yorgunluk, alkol ve diğer yasadışı uyuşturuculardan kaynaklanan bozuklukları önlemek için Viagra tipi ilaçların kullanımıyla desteklenen, Esad rejiminin işkence zindanlarında yapılan sadece tecavüz partileri olarak tanımlayabileceğim benzer hikayeler duymaya başlamıştım.

Her bir kahraman kurban, bu savaş canilerinin elinden çektiği çileyi anlatırken ayrıntılar o kadar korkunçtu ki, neredeyse onlar kadar travmatize oldum ve daha sonra TSSB’nin (Travma Sonrası Stres Bozukluğu) görünmez yaralarından muzdarip oldum.

Tecavüz sıklıkla savaşın kalıcı bir felaketi olarak öne çıktığından ve toplumların mağdurlardan uzak durması gibi çifte felaketi durdurmak için yüksek profilli kampanyalar başlatıldığından, Uluslararası Ceza Mahkemesi’nin Demokratik Kongo Cumhuriyeti’nin eski savunma bakanlarından Jean-Pierre Bemba Gombo’yu tecavüz ve diğer suç eylemlerinden mahkûm etmesi neredeyse bir lütuftu.  Kararlar, UCM’nin ilk kez bir sanığı tecavüz ya da “kendi birliklerinin eylemlerine dair komuta sorumluluğu” suçlarından mahkûm etmesi nedeniyle hukuki bir dönüm noktası olarak kabul edildi.

Bununla birlikte, 18 yıllık hapis cezası daha sonra temyizde bozuldu. Ancak bu yine de UCM için önemli bir olaydı. Çünkü diğer BM mahkemeleri tarafından oluşturulan yasal bir ilkeye göre, bir komutan astları tarafından işlendiğini bildiği suçları durdurmak için harekete geçmemekten sorumlu tutulabilmekteydi.

Bemba davası, bugüne kadar UCM’de görülen davalar arasında cinsel şiddetle ilgili en fazla sayıda tanığın yer aldığı dava oldu. 40 Savcılık tanığından 14’ü, askeri diktatörün emrindeki askerler tarafından işlendiği iddia edilen tecavüz ve diğer cinsel şiddet türleri hakkında ifade verdi.

Bosna savaşı, Suriye iç savaşı ve Rohingya soykırımının ortaya çıkardığı tüm araştırma ve çalışmalara rağmen, tecavüzün savaşlarda sıklıkla ortaya çıkmasının nedenleri hakkında hala çok az şey biliyoruz. Psikolojik olarak tesirli bir savaş silahı olabilir, ancak alandaki akademisyenlere göre tecavüz eylemleri, son derece organize ve sistematik görünenlerden daha düzensiz ve spontane olanlara kadar çeşitli şekillerde gerçekleşebilir.

Yazar ve Birmingham Üniversitesi’nde akademisyen olan Janine Natalya Clark 2016’da şöyle demişti: “Askerler, savaş stratejisiyle ilgisi olmayan nedenlerle tecavüz edebilirler. Tam da bu nedenle, bireysel bir çatışma içerisinde bile tecavüz eylemleri son derece organize ve sistematik görünenlerden daha düzensiz ve anlık olanlara kadar çeşitli biçimler alabilir.”

London School of Economics (LSE) için yazdığı online makalede şunları da eklemişti: “Bosna savaşında çok çeşitli tecavüz modellerinin sergilenmiş olması, çatışmayla ilgili olarak Bosnalı Sırp askerlerin bir politikanın parçası olarak tecavüz ettiği şeklindeki üst anlatıyı sorunsallaştırmaktadır. Bu anlatı, sahada neler olup bittiğine dair temelde eksik bir tablo sunmaktadır”.

Peki Hamas İsrailli Kadınlara Zarar Verdi mi?

Faaliyetlerini üstlenmekten nadiren çekinen Hamas, rehineleri aldığını kabul etti ve Tel Aviv’i kızdıracak şekilde, tüm dünyanın gözü önünde, kendilerini esir alanlara gülümseyerek ve minnettarlık duyarak ortaya çıktıkları son derece görünür takaslarla rehineleri serbest bıraktı.

Ayrıca, İsrailli görgü tanıklarının ifadeleri sayesinde, İsrail ordusu nihayet işgale karşılık verdiğinde, tüm bu karmaşanın ortasında bir miktar dost ateşi olduğunu da biliyoruz. Bir diğer deyişle, savaşın sisi içinde, yaklaşan tankların ve Apaçi taarruz helikopterlerinin bir kısmı Hamas savaşçılarının yanı sıra sivilleri de hedef aldı.

Bu aynı zamanda helikopterlerin Hellfire füzelerinin neredeyse yerle bir ettiği aile evlerinin neden olduğu yıkımı da açıklığa kavuşturmaktadır. Ancak bunların hiçbiri, kendi kendilerine uyguladıkları sansürün kimseye bir faydası olmayan İsrail ya da Batı medyası tarafından sorgulanmamıştır.

Pazartesi sabahı BBC radyosunda Profesör Ruth Halperin-Kaddari’yi dinledim. 7 Ekim’de birçok yerde İsrailli kadınların görüntülerini izlediğini ve bu kadınların tecavüze uğradıklarından “hiç şüphe duymadığını” söyledi. Ona inanmamak için hiçbir nedenim yoktu.

Kanıtlarının en ikna edici tarafı ise, vahşice tecavüze uğramış ölü bir kadının fotoğrafıydı. Yırtılmış çamaşırı bir bacağından sarkıyordu ve belden aşağısı çıplaktı. Profesör Ruth Halperin-Kaddari, Hamas zulmüne (!) sessiz kaldıkları için benim gibi kadın dostu olanlara ateş püskürürken kendimi suçlu hissettim. “Sadece biz İsrailli kadınları yüzüstü bırakmakla kalmıyorlar, tüm sistemin altını oyuyorlar. Güvenilirliklerini kaybettiler.” Kız kardeşliğe böyle bir ihanet düşüncesi beni çok sarsmıştı.

Ancak günün ilerleyen saatlerinde deneyimli araştırmacı gazeteci Max Blumenthal’in haberi dikkatimi çektiğinde, Tel Aviv’den utanmazca endüstriyel ölçekte yalan haberler üreten yalan makinesi tarafından bir kez daha manipüle edildiğimizi fark ettim.

Tel Aviv’in söylemini geçersiz kılan açıklamaların çoğunu gerçekleştiren The Grayzone’un editörü Blumenthal şöyle yazdı: “İsrail hükümeti ve uluslararası propagandacılar ordusu, 7 Ekim’deki bir dizi tüyler ürpertici cinayetten ve asılsız tecavüz, işkence ve bebeklerin kafalarının kesilmesi iddialarından yalnızca Hamas’ı sorumlu tutarken, N12’nin TV raporundaki yorumlar, İsrail Kibbutz’larında meydana gelen kayıpların çoğundan İsrail tanklarının bombardımanının sorumlu olduğunu gösteren kanıtların giderek artmasına neden oluyor. Görüşülen askerlere göre, söz konusu tank bölüğünün öldürdüğü diğer kişiler arasında, araçlarıyla ezerek öldürdüklerini söyledikleri sözde Filistinli militanlar da var.”

Geçtiğimiz hafta The Grayzone, bir İsrail tankının 7 Ekim’de Kibbutz Be’eri’deki bir eve ateş açarak aralarında Tel Aviv’in uluslararası Hamas karşıtı propaganda kampanyasının poster çocuğu Liel Hetzroni’nin de bulunduğu 12 İsrailli sivilin ölümüne neden olduğunu belgeleyen görgü tanıklarının ifadelerini yayımladı.

Dost ateşi sonucu ölümlerin 7 Ekim’de gerçekleştiğine dair kanıtlar da İsrail medyasının İsrail saldırı helikopterlerinin Nova elektronik müzik festivaline katılan çok sayıda kişiyi öldürmüş olabileceğini ve Hamas’ın o sırada festivalin yapıldığından habersiz olduğunu açıklamasıyla ortaya çıktı.

Vefasız Dünya Yoluna Devam Edecek

Ne yazık ki tüm rehineler serbest bırakıldığında ve Hamas’ın ellerinde gördükleri muamele hakkında konuşabildiklerinde, vefasız dünya yoluna devam etmiş olacak. Serbest bırakıldığımda kendi pahama keşfettiğim gibi, Taliban direnişçileri ve misafirperverlikleri hakkındaki iyi haberler ve güzel hikayeler çabucak söndürüldü. Benzer şekilde, kendisini esir alan Hamas üyelerine; “Bana ve kızım Emilia’ya karşı gösterdiğiniz doğal olmayan insanlık için teşekkür ederim. Onun için anne baba gibiydiniz, istediği her fırsatta onu odanıza davet ediyordunuz.” dediği bir mektup bırakan İsrailli esir Danielle Aloni’den de haber alabilecek miyiz merak ediyorum.

Hayret verici bir şekilde mektubunda şu ifadeleri de kullanmıştı Aloni; “İçinde bulunduğunuz zorlu duruma rağmen burada gösterdiğiniz nazik davranış… Burada, Gazze’de başınıza gelen acı kayıplara rağmen. Keşke bu dünyada dost olabilseydik.”

Netanyahu’yu, kendisinin ve diğer rehinelerin serbest bırakılması için müzakere etmemesi nedeniyle ‘yaşam kanıtı’ videosunda eleştiren ordunun, Aloni’nin baskıcı kontrolün kurbanı olduğunu iddia edeceğinden hiç şüphem yok. Belki de öyledir ama Allah aşkına bırakın da kadın medyaya konuşsun ve bize kendi anlatsın! Henüz Gazze’de yaşadıkları hakkında kamuoyu önünde konuştuğunu duymadık ama o ve serbest bırakılan diğer rehineler, medya söylemlerini kontrol etmek isteyen ordu tarafından susturulmuş gibi görünüyor.

Belki de en zarar verici sahte söylenti, tüm dünyada endişe verici bir hızla yayılan başı kesilmiş bebekler söylentisiydi. Haber, İsrail’in i24News sitesinde muhabir Nicole Zedeck’in İsrailli yedek asker David Ben Zion ile yaptığı röportajdan hareketle ortaya çıktı. Gazeteciler Blumenthal ve Alexander Rubinstein araştırmaya başladıklarında 11 Ekim’e kadar kaynak Ben-Zion’un İsrail’in yasadışı Batı Şeria yerleşimci hareketindeki aşırı radikaller arasında kötü şöhrete sahip yasadışı bir yerleşimci lideri olduğunu ortaya çıkarmışlardı. Öte yandan bu kişi, bu yılın başlarında öfkeli silahlı yerleşimcilere, yasadışı yerleşimcilerin birkaç kez saldırdığı ve yaktığı Filistin köyü Harawa’yı yok etmeleri çağrısında bulunmuştu.

Ne yazık ki başı kesilen bebekler söylentisi ABD Başkanını da kandırmış ve Netanyahu ile çok sayıda hevesli Batılı medya kuruluşu tarafından yayılmıştır. Tembel gazeteciler artık İsrail’den gelen haberleri doğrulamadan yayınlamak konusunda daha temkinli davranıyor. Ancak 7 Ekim’deki tecavüz iddiaları bu kez bilgi için görünüşte saygın bir akademisyen ve adli tıp uzmanı kullanılarak bir kez daha ortaya çıktı.

Öte yandan, Mondoweiss tarafından ortaya çıkarıldığı üzere bu isim, “İsrail hükümetiyle açıklanmayan bağları olan güvenilir olmayan bir “tanık”tı.

Mondoweiss’ten anonim bir kaynak CNN’i “tecavüz uzmanı” Dr. Cochav Elkayam-Levy’yi “insan hakları uzmanı” olarak tanıttığı için eleştirdi ve şunları ifade etti: “Elkayam-Levy, CNN raporunu açan röportajında, kanıt ve gerçeklerin yokluğuna dair gerekçelerden başka bir şey sunmuyor. Elkayam-Levy “sivil komite” himayesinde konuştuğunu iddia ederken CNN, Elkayam-Levy ile İsrail Başbakanı’nın Ulusal Güvenlik Konseyi arasındaki sıkı bağlantıları gizliyor.” Elkayam-Levy aynı zamanda İsrail başbakanının “Ulusal Güvenlik Konseyi’ne” yakın bir danışma organı olarak çalışan “Dvora Enstitüsü’nün” kurucusu ve yöneticisidir. Dvora Enstitüsü danışma komitesinde İsrail Başbakanlığı’nın eski bir müdürü ve Ulusal Güvenlik Konseyi’ndeki üç eski yetkili yer alıyor” dedi. Umarız CNN sunucusu Jake Tapper, yayına çıkmadan önce konuklarını kapsamlı bir şekilde kontrol eden daha iyi araştırma ekiplerine yatırım yapar.

Güdümlü Üçkağıtçılık

Daha önce de söylediğim gibi, saldırıların sorumluluğunu üstlenmekten asla çekinmeyen Hamas, askerlerinden herhangi birinin tecavüze karıştığı iddiasını şiddetle reddetti. Gerçek, herhangi bir savaşın ilk zayiatıdır. Ne yazık ki, endüstriyel ölçekte yalanları yayan İsrail savaş makinesi için durum böyle değil. Dünyanın dört bir yanından 7 Ekim’de elde ettiği tüm iyi niyeti ziyan etmeye devam ediyor.

Dün gece, Blumenthal araştırmaya devamı neticesinde bize Elkayam-Levy’nin tecavüz kurbanlarının fotoğraflarını kullandığını ve tecavüz saldırılarının gerçekliğini kanıtlıyormuşçasına titrek bir sesle konuştuğunu söyleyebildi. İtiraf etmeliyim ki, Blumenthal’ın araştırma çalışmaları olmasa Siyonistlerin güdümlü bu üçkağıtçılığına kanardım.

Elkayam-Levy (bilerek ya da bilmeyerek), ölü kadın militanların eski bir görüntüsünü Nova müzik Festivali’nde cinsel saldırıya uğrayan kadınlarmış gibi sunarak utanç defterine kaydetti.

Pazartesi sabahı BBC’nin Today programında “Nova müzik festivali alanında belden aşağısı soyulmuş… fotoğrafı çekilmiş” bir kadının tecavüz görüntüsü hakkında konuşulanları dinledim.

Görsel ilk olarak İsrail hükümeti tarafından desteklenen anonim Hamas-Katliam web sitesinde yayınlanmış ancak Blumenthal’in görselin ilk olarak 2022 yılında bu Japon sitesinde yayınlandığını ve ölü kadın militanları gösterdiğini ortaya koymasının ardından herhangi bir açıklama yapılmadan hızla kaldırılmıştır.

İsrail’in dünyanın başka bir yerindeki başka bir savaş bölgesinden tecavüz kurbanlarının görüntülerini kullanmaya teşebbüs etmesi aşağılık bir durumdur. Bu da haydut devletin herkesi Hamas’ın şeytanın tohumu olduğuna ikna etmek için ne kadar ileri gidebileceğini göstermektedir.

Aslolan şu ki, mağdur kartını oynarken kalpleri ve zihinleri kazanma yarışında bu kadar dikkatsiz ve pervasız hale geldiği için Tel Aviv’deki bu rejimin vadesini doldurup doldurmadığını sorgulamak durumundayız.

Benzer İçerikler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir