9 Temmuz 2024, Salı

Doğu Akdeniz Mücadelesinde Güçlü Yumruk: Libya-Türkiye MEB Anlaşması – Numan AYGEN

Doğu Akdeniz Mücadelesinde Güçlü Yumruk: Libya-Türkiye MEB Anlaşması

Günümüzde, Doğu Akdeniz’i “Tunus’un Bon Burnu’ndan başlayarak İtalya’nın Sicilya Adası’nın batıya uzanan ucundaki Lilibeo Burnu arasında çizilmiş olan hattın doğusundaki bölge” olarak tanımlayabiliriz. Bu tanımlama doğrultusunda Doğu Akdeniz’e kıyı ülkeleri; İtalya, Slovenya, Hırvatistan, Bosna Hersek, Karadağ, Arnavutluk, Yunanistan, Türkiye, Suriye, Lübnan, İsrail, Filistin, Mısır, Libya ve Tunus şeklinde sıralayabiliriz. Genel olarak bakıldığında verimli hilal denilen bölgede yer alan Doğu Akdeniz, tarih boyunca oluşan uygarlıkların, günümüzdeki küresel ve bölgesel güçlerin hakimiyet elde etmek istedikleri merkezlerin başında yer almaktadır. Doğu Akdeniz, bir taraftan Türkiye ve Suriye üzerinden Mezopotamya ve Yakındoğu’ya diğer taraftanda Arap Yarımadası’na ve Basra Körfezi’ne bağlanarak Dünya’nın doğusu ile batısı arasındaki ticaret köprüsü olmuş, Kıbrıs, Sicilya ve Malta adaları ile bölgedeki hakimiyet açısından ilgi odağı haline gelmiştir. Özellikle bölgedeki Kıbrıs Adası, Ortadoğu ve Doğu Akdeniz’in kontrolünde, “sabit bir uçak gemisi” gibi olması nedeniyle önem arz etmektedir. Doğu Akdeniz Havzası tarih boyunca; kara ve deniz hakimiyeti elde ederek Asya, Avrupa, Afrika ve Asya-Pasifik bölgelerinde etkin olmak isteyen güçlerin hakimiyet kurmayı hedefledikleri yerdir. Dolayısıyla, bu bölgelerde etkin olma gibi bir hedefi yada imkanı olmayan ancak Doğu Akdeniz Havzası’nda sınırı bulunan ülkelerin mücadeleyi tribünden izlemeleri, Doğu Akdeniz’e güç ve çıkar amaçlı yaklaşan küresel aktörlerin hedeflerine ulaşmalarını kolaylaştırmaktadır.

Doğu Akdeniz’de faaliyet gösteren İngiltere, Amerika Birleşik Devletleri (ABD), Rusya ve Fransa gibi küresel güçler, bu bölgedeki enerji, ulaşım ve askeri üstünlüğü, menfaat ve güvenliklerini elde edebilmek için tamamen güç ve çıkar odaklı dizayn etmektedirler. Güç ve çıkar odaklı hareket etmelerinin sunucunda ise gerektiğinde kendilerine rakip olan diğer küresel ya da bölgesel güçlerin güçlenmesini önceyecek hamleler yapmaktadırlar. Bu nedenle bölgede küresel güçlerin birbirleri arasında dahi güçlü çekişme ve rakebet olduğu söylenebilir. Kıbrıs Adası’nda İngiltere’nin hakimiyetinde bulunan Ağrotur ve Dikelya üsleri sayesinde Ortadoğu’yu yakından takip etmesi ve Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’nin (GKRY) ilan ettiği sözde Münhasır Ekonomik Bölge’sinde (MEB) hak iddia edebilecek konumda olması, ABD’nin Suda Üssü aracılığı ile Doğu Akdeniz ve Ortadoğu’yu izlemesi, uçak gemilerini ve 6’ncı filoyu bölgede bulundurması ve en büyük petrol şirketi Exxon Mobil’in bölgede son yıllardaki en büyük keşif olan 142 ile 227 milyar metre küp arasında değişen miktarda doğalgaz bulduğunu duyurması, Rusya’nın Devlet Başkanı Vladimir Putin’in tarafından “Akdeniz politikalarını Rusya’nın birinci derecede ulusal çıkarı” olarak açıklaması, bu politika doğrultusunda Rusya Savunma Bakanlığı tarafından Rusya’nın Suriye’deki Tartus ve Hmeymim askeri üstlerinin bölgede kalıcı olacağı yönündeki açıklamaları ve Mısır’da hava üssü elde etmek istemeleri, Fransa’nın uluslararası hukuka aykırı bir şekilde GKRY ile Andreas Papandreu Hava Üssü’nü ve Evangelos Florakis Deniz Üssünü kullanmak amacıyla işbirliği antlaşması gerçekleştirmesi, bölgede süregelen jeopolitik ve jeostratejik mücadelelerin önemli göstergeleridir.

Doğu Akdeniz’de ulaşım olarak yılda ortalama 220.000 gemi seyir halinde bulunmaktadır. Enerji ihracatı açısından değerlendirildiğinde bölgede bulunan boru hatlarını kontrolünde bulundurduğu için ham petrol taşınmasında Doğu Akdeniz’in önemli rolü bulunmaktadır. Genel olarak bakıldığında, Doğu Akdeniz bölgedeki ticari emtianın ve enerjinin hem Batı’ya hem de yakın coğrafyaya ithal ve ihraç edilmesinde önemli bir yeri bulunmaktadır. Bununla birlikte, bölge enerji kaynakları açısından değerlendirildiğinde ortaya çıkan durum, bölgede faaliyet göstermek isteyen küresel ve bölgesel güçler arasında gerçekleşen çekişmenin boşuna olmadığını göstermektedir. Zira, Doğu Akdeniz’de keşfedilen 1,5 trilyon dolarlık 30 milyar varil petrole eşdeğer hidrokarbon yataklarının, Türkiye’nin 572 yıllık, Avrupanın ise 30 yıllık doğalgaz ihtiyacını karşılayabilecek seviyede olduğu tespit edilmiştir. Bölgede yapılan araştırmalar neticesinde bölgede 400 milyar dolar değerinde olan petrol yataklarının da bulunduğu değerlendirilmektedir.

Doğu Akdeniz’de gerçekleşen küresel mücadelenin yanı sıra bölgesel aktörlerin arasında da özellikle enerji kaynaklarının paylaşımı doğrultusunda mücadeleler bulunmaktadır. Bu mücadeleler kapsamında ilk uyuşmazlık GKRY ve Türkiye arasında gerçekleşmiştir. GKRY Avrupa Birliği’nin de desteği ile bölgedeki dengeleri kendi çıkarlarına göre dizayn etmek için Mısır ile 17 Şubat 2003 tarihinde, Lübnan ile 17 Ocak 2007 tarihinde ve İsrail ile 17 Aralık 2010 tarihinde ikili anlaşmalar gerçekleştirmiş ve Libya ile de aynı anlaşmayı yapmak için girişimlerde bulunmuştur. Türkiye’nin girişimleri sonrasında GKRY’nin Lübnan ile yaptığı anlaşma onaylanmamıştır. GKRY, yaptığı bu anlaşmalar ve 21 Mart 2003 tarihinde geçerli olmak üzere ilan ettiği MEB ilanında Kuzey Kıbrıs Türkiye Cumhuriyeti’nin ve Türkiye’nin bölgedeki yasal haklarını yok saymıştır.

Türkiye Doğu Akdeniz’de GKRY ile birlikte Yunanistan tarafından da sıkıştırılmaya çalışılmıştır. Yunanistan’da Türkiye’nin haklarını hiçe sayarak bölgedeki dengeleri kendi lehine çevirmek için stratejiler geliştirmiş, bu doğrultuda tam anlamıyla sonuç alamasa da Mısır ve Libya ile anlaşmak için çaba sarf etmiştir. Yunanistan aynı zamanda bölgedeki diğer ülkelerin haklarına tecavüz etmekten geri durmamıştır. Dolayısıyla GKRY ve Yunanistan’ın bölgedeki asıl hedeflerinin; bölgeye örnek ve liderlik edebilecek, aynı zamanda bölgeye en uzun anakara kıyısı olan Türkiye’nin saf dışı bırakarak, bölgedeki dengeleri kendi çıkarları doğrultusunda oluşturmayı hedeflediği söylenebilir.

Doğu Akdeniz’deki enerji kaynaklarının keşfi sonrasında ortaya çıkan amansız paylaşım mücadelesi kapsamında Mısır, Yunanistan, İsrail, Ürdün, Filistin, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi ve İtalya ülkeleri Doğu Akdeniz’de Gaz formunun oluşturulması için anlaşmaya varmıştır. Amerika’nın, Fransa’nın ve Avrupa Birliği’nin de desteği ile gerçekleşen bu Forumda Doğu Akdeniz’i paylaşma denklemi kurularak, bölgede en çok kıyıya sahip ülkelerden birisi olan Türkiye’nin çalışmaları engellenip, hakları tekrar gasp edilmeye çalışılmıştır. Buna karşılık Türkiye, Libya ile uzun çalışmalar neticesinde 27 Kasım 2019 tarihinde gerçekleştirmiş olduğu Deniz Yetki alanları sözleşmesiyle dışlandığı bölgede söz sahibi olarak masaya oturmuştur. Anlaşma ile Türkiye ve Libya’nın denizden komşu olduğu vurgulanmıştır. Bu kapsamda; iki ülkenin Doğu Akdeniz’deki tüm egemenlik haklarının ve yetkilerinin, uluslararası hukuk anlaşmaları çerçevesinde ve bütün faktörler göz önünde bulundurularak, adaletli bir şekilde sınırlandırılması sağlanmıştır.

Bölgede gerçekleştirilen yoğun diplomatik ilişkiler ve çok yönlü çalışmalar sonucunda Türkiye’nin saf dışı bırakılması engellenerek Yunanistan’ın ve Güney Kıbrıs Rum Kesimi’nin oyunları bozulmuş, Avrupa Birliği’nin bölgede dayattığı haritanın önüne geçilmiştir. Tüm kınamalara ve engellemelere rağmen Türkiye, bir taraftan Libya’nın meşru Ulusal Mutabakat Hükümeti’ne Darbeci Hafter’a karşı destek olurken, diğer taraftan anlaşma ile belirlenen ve kara haritasının dörtte biri oranında alana sahip olan bölgeyi Mavi Vatan’a ekleyerek sınırlarını genişletmiştir. Libya-Türkiye anlaşması ile iki ülke Doğu Akdeniz enerji kaynaklarından hak talep edebilir hale gelirken Türkiye, bölge ülkelerine, Doğu Akdeniz’de faaliyet gösteren küresel güçlere rağmen haklarını elde edebileceklerini göstermiş oldu.

Genel olarak bakıldığında Doğu Akdeniz’de söz konusu olan iki MEB ekseninden bahsedebiliriz. Bunlardan ilki, Avrupa’nın desteğiyle imzalanması planlanan ama uygulanamayan; tamamen çıkar ve güç odaklı, GKRY’nin ve Yunanistan’ın kendi lehlerine çevirmek istediği, bölgedeki diğer ülkelerin haklarını minimize eden sınırlardır. İkincisi ise, Türkiye’nin savunduğu ve sınırların bölge ülkelerinin tamamına karşı adil bir şekilde belirlendiği alandır. Dolayısıyla Libya anlaşması ile bölgedeki ülkelere aynı zamanda “Türkiye adil bir ülkedir ve bu ülke ile masaya oturan kazanır” mesajı verilmiş oldu.

Türkiye, hukuki ve uluslararası anlaşmalar çerçevesinde gerçekleştirdiği mücadelede Doğu Akdeniz’deki haklarını ne pahasına olursa olsun koruyacağına dikkat çekmiş, bölgede kendisinin dahil olmadığı denklemlerin yanlışlığını göstermiştir. Buna müteallik; imzalanan Libya anlaşması haricinde de yapılması muhtemel olan ‘’Filistin’e Libya Modeli Deniz Yetki Sözleşmesi’’ ile Türkiye’nin bölgedeki faaliyetlerinin sadece Libya ve Filistin’e değil, bölgede kıyısı bulunan Mısır’a ve İsrail’e de birçok kazanım sağlayacağı değerlendirilmektedir.

Mısır, bölgedeki en büyük kıyısı olan ülkeler arasında olmasına rağmen İtalya ve Yunanistan’ın içinde bulunduğu oluşum ile yapmış olduğu anlaşma ile petrol ve doğalgazdan alması gerekenden çok az bir pay (Yaklaşık olarak %5) almaktadır. Türkiye’nin hukuki ve uluslararası anlaşmalar çerçevesinde teklif etmesi için hazırlanan anlaşma ile Mısır’ın elde edeceği alanda çıkan doğal kaynaklarından alacağı oranın yaklaşık olarak % 10’un üzerine çıkacağı düşünülmektedir. Türkiye’nin anlaşmanın böyle bir anlaşmanın yapılması için resmi adımlar atması akabinde, Mısır’ın kazanacağı toplam alan yaklaşık olarak 21.303 km2 şeklinde ifade edilmektedir. Bu durumun, büyük gerilimler geçiren Türkiye-Mısır ilişkileri sonrasında ikili yakınlaşma olarak da değerlendirilen ve geçtiğimiz günlerde devam eden üst düzey diplomatik ve siyasi ilişkilerin devamında, ikili ilişkilere olumlu olarak yansıyacağını söyleyebiliriz.

2010 yılında, GKRY’nin ve İsrail’in arasında deniz yetki alanının belirlenmesi anlaşması gerçekleştirilmiştir. Bu anlaşmada GKRY sınırlarının büyük olduğu imajını oluşturarak deniz yetki alanının resimde görünen orta hattan belirlenmesini sağlamıştır ve İsrail’in hakkı olan alan GKRY’ne geçmiştir. Daha sonra bu durumun uluslararası deniz hukukuna aykırı olduğu ifade edilmiştir. Sonuç olarak İsrail bölgede bulunan on ikinci parselin bir kısmını geçtiğimiz yıllarda Rumlardan geri alarak, 2010 yılında yapılan anlaşmanın gözden geçirilmesinin gerektiğini bildirmiştir. Bununla birlikte İsrail’in bu bölgede yapılacak sismik araştırma ve sondajın sorunlar hakkaniyetli bir çözüme kavuşana kadar ertelenmesi gerektiğini şirketlere duyurduğu bilinmektedir. Dolayısıyla, Doğu Akdeniz Bölgesi’nde Türkiye’den bağımsız yapılan anlaşmalar neticesinde kaybeden taraflardan birisinin de İsrail olduğunu söylemek yanlış olmayacaktır. Filistin’e Libya modeli deniz yetki anlaşması önerisi ile İsrail’in bölgedeki kazanımının da 4515 km2 olacağı ön görülmektedir. Böylelikle İsrail, Filistin ile yapılması muhtemel olan bir anlaşmaya kendi kazanımları doğrultusunda karşı çıkmayacaktır.

Türkiye ile deniz yetki alanı sınırlandırması antlaşması yapmaları durumunda, Filistin yaklaşık asgari 8510km2 , İsrail yaklaşık asgari 4515km2 ve Mısır ise yaklaşık asgari 21303km2 deniz yetki alanı kazanacaktır. Bu kazançların sebebi ise; Güney Kıbrıs Rum Kesimi’nin başkaları ile sınırlandırma anlaşmaları yaparken, sınırlandırmanın nasıl olacağını belirleyen uluslararası hukuk prensiplerini çiğnemiş olmasıdır. GKRY, hakkaniyet prensibini, orantılılık prensibini, kapatmama prensibini ve coğrafyanın üstünlüğü prensibini tamamen görmezden gelerek diğer ülkeleri kandırmış ve kendi hakkından daha fazlasını almıştır. Bu nedenle Mısır, İsrail ve Filistin kendi hakları olan deniz alanlarını Türkiye ile yapacakları uluslararası hukuk ilkelerini izleyen bir anlaşma ile geri kazanacaktır.

Yunanistan ise Libya ve Mısır’ı aynı şekilde orantılılık, hakkaniyet, kapatmama ve coğrafyanın üstünlüğü gibi uluslararası hukuk ilkelerini ihlal ederek bölgede önemli olan alanları kendine almaya çalışmıştır. Libya Doğu Akdeniz bölgesinde kıyısı olan Yunanistan ve Güney Kıbrıs Rum yönetiminin engelleme girişimlerine rağmen 27 Kasım 2019’da Doğu Akdeniz bölgesinde Türkiye ile yaptığı uluslararası hukuk ilkelerinin uygulandığı deniz yetki alanları sınırlandırma anlaşmasını imzalayarak kendi hakkı olan yaklaşık 39.083,42km2 olan deniz yetki alanlarını kazanmıştır. Mısır ise Yunanistan yerine eğer Türkiye ile bir anlaşma yaparsa, hakkı olan asgari 6443km2 deniz yetki alanı kazanacaktır. Doğu Akdeniz’in daha batısında aynı şekilde GKRY yerine Türkiye ile bir anlaşma yaparsa kazancına 14860 km2 deniz alanı ekleyecektir.

Sonuç olarak Türkiye, Libya ile yaptığı anlaşmanın sonucu olarak 3 Ekim 2022’de Libya ile Hidrokarbon alanında işbirliği mutabakat muhtırası imzalamıştır. Türkiye bu muhtıra ile belirlenen bölgelerde enerji keşifleri yapabilecek ve bu keşif sonucunda elde edilen enerji kaynaklarından yararlanabilecektir. Türkiye, yakın dönemde oluşturduğu enerji filosu ile gerek kendisinin gerekse işbirliği yaptığı ülkelerin MEB alanında bulunan enerji kaynaklarının çıkarılmasında ve kullanılmasında etkin bir şekilde rol oynayabilir ve gelişen askeri teknolojisi ile Doğu Akdeniz’de “Bölgesel Enerji Güvenliği” konusunda da etkin bir şekilde kendisini gösterebilir. Bu doğrultuda, Türkiye’nin enerji filosu oluşturmasının ve gerçekleştirdiği askeri teknoloji atılımının, ülke menfaatleri doğrultusunda ne derece gerektiği anlaşılmaktadır. Bütün bunların gerçekleşmesi için yakın zamanda Mısır, Suriye, İsrail ve Lübnan gibi ülkelerle ikili ilişkilerin düzelerek devam edeceği değerlendirilebilir.

Benzer İçerikler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir