21 Temmuz 2024, Pazar

Dini Diplomasi ve Diyanet İşleri Başkanlığı – Doç. Dr. Selim ARGUN

Diplomasi, insanlığın ilk var oluşu kadar geçmişi olan ve her zaman etkinliğini sürdürmüş bir olgu ve uluslararası ilişkilerin diyalog ve barış yoluyla yürütülmesidir. Diplomasinin temel unsuru insandır. Aynı dil, kültür, tarih ve değerler sistemine sahip insanlar milletleri oluşturur. İnsanlar arasında güçlü bir iletişim ve etkileşim vardır. Bu iletişim ve etkileşim farklı dili konuşan, farklı kültüre ve tarihe sahip milletlerle gerçekleşirse bu diplomasi olmaktadır. İnsan toplumsal bir varlık olması ve bu ilişkilerin devamı ise diplomasiyi kaçınılmaz yapmaktadır. Günümüzde diplomasi geniş anlamda uluslararası ilişkiler, dar anlamında ise dışişleri bakanlığı ve ona bağlı olarak kişi ve kurumlar aracılığıyla yürütülen ilişkilerdir. Hucûrât suresinin 13. âyeti Müslümanların dünya görüşlerini ve değer ölçütlerini dayandırdıkları ayetlerden biridir. Fertler, gruplar, kavimler, ümmetler, milletler; siyasî, kültürel, biyolojik, coğrafî vb. farklarla birbirinden ayrılır; bu farklara bağlı olarak farklı kimlik sahibi olur, bu kimlikle tanınır ve tanışır. Ayrıca her biri kendi farkını, özelliğini bir gurur, değer ve övünç vesilesi yapar. Nitekim mezkûr âyet-i kerime farklı yaratılmanın “kimlik edinme ve bu kimlikle tanınma, tanışma” fonksiyon ve hikmetini onaylamaktadır. Ancak farklı sosyal ve etnik gruplara mensup olmanın üstünlük vesilesi olarak kullanılmasını reddetmektedir. İnsanın şeref ve değerini, kendi iradesi ile elde etmediği etnik aidiyete değil, kendi irade ve çabasıyla elde ettiği evrensel değerlere bağlamaktadır. Âyet-i kerimedeki “etka” kelimesinin içerdiği “takvâ” kavramı, evrensel değerleri, erdemleri edinme ve bunların zıtlarından titizlikle kaçınma ve sakınmayı ifade etmektedir. Bu bağlamda düşünülecek olursa diplomasi de bir tür tanıma, tanınma ve tanışma sürecidir. Bir ülkenin kendi doğrularını başkalarına anlatması ve onların doğrularını da dinlemesidir. Kendi çıkarlarını en iyi şekilde yönetmek, yürütmek için diğer ülkelerle etkili bir iletişim sürdürmesidir.

Diplomasi aynı zaman da bir devletin diğer devletlerle ilişkilerinin yürütülmesinde kullanılan teknik ve prosedürlerin kullanılmasının adıdır. Burada temel amaç iki devlet arasındaki ilişkileri geliştirmek, duygusallığa yer vermeden, rasyonaliteye göre hareket eden bir yöntem kullanmaktır.

Diplomasi, insanlığın ilk zamanlarından itibaren devletler arasında ilişkiler de yürütülen bir uygulamadır ve eskiden elçiler önemli konuları görüşmesi ve o anda çözmesi amacıyla gönderilirdi. Günümüzde ise ülkelerde daimî elçilikler açılmakta, iletişimin gelişmesine paralel olarak ilişkiler daha profesyonel yürütülmektedir.

İslam’ın Mekke’de doğuşuyla birlikte Hz. Peygamber’in diplomatik hamleleri ve keskin zekâsı sayesinde Müslümanlık Arap yarımadasında karşılık bularak etkili olmuştur. Hz. Peygamber’den sonra yerine gelen yöneticiler diğer ülkelerle diplomatik ilişkilerini daha da yukarıya taşıyarak İslam’ın diplomatik tarzını diğer ülke insanlarına ve yöneticilerine tanıtma imkânı bulmuşlardır. İslam diplomasisinin temel hedefi evrensel ve insani değerleri yeryüzüne yaymak ve tüm dünyada barışı üstün kılmak olmuştur.

Hz. Peygamber ve ondan sonra gelen halifeler tutum ve fiilleri ile insanı merkez alan ve çözüm odaklı diplomasinin en güzel örneklerini sunmuşlardır. Şöyle ki: Hz. Peygamber’in İslam Devletinin ülke içinde siyasi birliği sağlamak için Mekke’nin ileri gelenleri ile yaptığı görüşmeler, Hudeybiye Barış Anlaşması ve Medine Vesikası bu anlamda atılmış tarihi adımlardır. Ardından yabancı devletlere gönderilen mektuplar Hz. Peygamber’in (sav) stratejik olarak diplomasi yoluyla barışı önceleyen tutumunu net olarak ortaya koymaktadır. Ayrıca bu diplomatik mektuplar doğduğu yarımadada bile tam olarak bilinmeyen bir dini kıta dışına taşımıştır. Bu mektuplarda, İslam’ın temel inanç kaidesi tek Allah inancına ve Hz. Muhammed’in (sav) Peygamberliğine vurgu yapılarak İslam’a davet de yapılmıştır. İslam dinin kurumsal bir yapıya büründüğü Medine Şehir Devleti’nin komşu devletlere tebliğ amaçlı elçiler göndermesi ve yine elçilerin kabul edilmesi Doğu toplumlarında diplomasi geleneğinin gelişmesine katkıda bulunmuştur. Böylelikle iki ülke karşılıklı olarak birbiri hakkında bilgi sahibi olmuş bir sonraki görüşme için strateji geliştirme imkânına sahip olmuştur.

Hz. Peygamber bu girişimleri yaparken kendi prensiplerine bağlı kalmış Richelieu veya Machiavelli tarzıyla hareket etmeyerek ahlakı ve siyaseti diplomasinin içerisinde tutmuştur. Hz. Peygamber gideceği ülkeyi tanıyan, o ülkenin dilini bilen, toplum sosyolojisini tanıyan iyi devlet adamlarının da yetişmesini sağlamıştır. Zeyd b. Sabit Hz. Muhammed’in (sav) katibidir. O’nun (sav) isteği üzerine İbranice ve Süryanice öğrenmiştir. Dihye b. Halife el-Kelbî Bizans İmparatoru Herakleios’a ilettiği mektubu bizzat kendi tercüme etmiştir.

Hz. Peygamber diplomaside şeffaflığa, verilen sözün yerine getirilmesine ve güvenin tesisine büyük önem vermiştir. Hudeybiye Antlaşması’nı zor şartlar altında da olsa imzalamış ve antlaşmayı bozan taraf da olmamıştır. Hz. Peygamber’in diplomatlar bir diğer özelliği kendi örnekliğidir. Hz. Peygamber yeni bir dini tebliğ etmiş olsa bile içinde yaşadığı toplumu ve uluslararası sistemi göz ardı etmemiştir. O diplomatik ilişkilerinde bu gerçeklikle hareket etmiştir. O Medine’de diplomatik, siyasi, sosyal ve kültürel konularda sahabeler ile görüşmek ve fikir alışverişinde bulunmak için Mescid-i Nebevî’yi kurmuş ve misafir gelen heyetleri burada ağırlamıştır. İslam öncesi dönemde olduğu gibi İslam sonrası dönemde de Kâbe önemini korumuştur.

İslam Medeniyet tarihi boyunca Müslüman ve gayri müslim devletler arasında elçilik ve arabuluculuk görevi üstlenen alimler olmuştur. Daha çok birbirinden farklı alanlarda telif etmiş oldukları ilmi eserlerle tanınan Maverdî, Sühreverdî, İbn Haldun, Urmevî, Kutbuddin Şirazî, Bâkıllânî, İbn Fadlan, Muhyiddin İbn el-Cevzî ve Ebu Sehl Numan Efendi gibi alimler aynı zamanda önemli elçilik faaliyetlerinde bulunmuş birer alim-diplomattılar. Diğer taraftan rahipler de elçi olarak Hristiyan devletler tarafından kullanılmıştır. Söz gelimi Pantokrator Manastırı başpapazı Prinkips başkanlığında bir heyet Hülagu Han’a gönderilmiştir. Bu anlamda dini diplomasiyi etkin olarak kullanan ilk devletlerin içinde Bizans imparatorluğunun var olduğu görülmektedir.

İslam Diplomasisinin temel hedeflerini özetlemek gerekirse İslam dininin tanıtılması, esirleri kurtarmak, bilgi toplamak, antlaşmalar imzalamak, arabuluculuk yapmak, sosyal kültürel faaliyetler ve Dünya barışının tesisine katkı sağlamak şeklinde ifade edilebilir. Kökleri Hz. Peygamber ve sahabeler tarafından atılan İslam diplomasinin iyi bilinmesi günümüz müslümanlarına ışık tutması açısından önem arz etmektedir. Osmanlı’da III. Selim döneminde 1793 yılında ilk daimi Büyükelçilik Londra’da açılmış ve buraya Yusuf Agah Efendi ilk Osmanlı Büyükelçisi olarak atanmıştı. Böylece Osmanlı, Avrupa’nın daha önce başlattığı sürekli temsil ve karşılıklılık esaslarına dayalı diplomasiyi uygulamaya başlamıştı. Avrupa ülkelerinde görev yapan bu büyükelçiler, ikili ilişkilerin yürütülmesine ek olarak atandıkları ülkelerle ilgili bilgiler aktarmak suretiyle Osmanlı’nın batılılaşma ve reform sürecini hızlandırıcı bir rol oynamış, devlette modernleşmenin öncüleri olmuşlardır.

Diplomasinin çeşitliliğinin bir tercih olmaktan öte zorunluluk haline geldiği günümüz dünyasında artık ülkeler diplomatik faaliyetlerini konvansiyonel salon diplomasisi yanında resmi olmayan farklı yöntemlerle de yürütülmektedir. Bu yöntemler ülkelerin genel olarak yumuşak güç (soft power) olarak ifade ettiği yöntemler olmaktadır. Söz gelimi mevcut hâkim paradigmaların ötesinde kamu diplomasisi ülkelerin imajını, popülerliğini ve etkisini artıran, ekonomik ürünlerden, sanatçılar, sporcular, internet fenomenleri, diziler gibi kültür sanat faaliyetlerine kadar uzanan çok daha esnek, etki ve mücadele alanı daha geniş olan bir ilişki alanını ifade etmektedir. Kamu diplomasisi bu yönüyle devletlere çok geniş bir hareket alanı sağlamaktadır. Önemli olan bu alanı etkin ve doğru olarak kullanmaktır. Bu alanların içerisinde eğitim, kültür-sanat ve ekonomi yanında artık dini diplomasi de özellikle son yıllarda ön plana çıkmaktadır. Yabancı bir ülkede kamuoyunu bilgilendirmek, o toplumda bir etki yaratmak ve bu etkinin sürdürülebilirliğini sağlamak, meydana gelen yanlış anlaşılmaları düzeltmek, ülkeler arası ikili ilişkiler için bir ortam oluşturmak ve bazı alanlarda ortak çalışmalar yapmak genel olarak kamu diplomasisinin hedeflerindendir.

Kamu diplomasinin uygulama alanlarından biri olan dinî diplomasi de toplumlar ve kurumlar arasında karşılıklı anlayışa dayalı bir iletişim zemini oluşturmayı hedeflemektedir. Devletin ilgili temsilciliklerini gerektiği zaman belli çevrelerle buluşturarak dış politikalarının şekillenmesinde etkili olmaktadır. Bu bağlamda içerisinde yaşadığımız yüzyılda Diyanet İşleri Başkanlığı dünyanın hemen her yerinde yabancı kurumlara ve dindaşlara ulaşma noktasında önemli bir misyon üstlenmektedir. Bu nedenle Başkanlığın yurt dışı faaliyetlerinin bir anlamda dini diplomasi faaliyetleri olarak değerlendirmek mümkündür. Başkanlığımız bir bakıma dinî diplomasiyi, daha çok siyasi ve dini alanlar arasında bir iletişim sağlamak, dinî gruplar ve mezhepsel farklılığı bulunan görüşler için bir iletişim mekanizması oluşturmak ve aradaki çatışmaları gidermek üzere kullanmaktadır.

Tarihsel açıdan ele alındığında din ve diplomasi arasında güçlü bir ilişki hep olmuştur. Çünkü din, ilk insanla birlikte bireylerin ve toplumların en kadim realitesi olarak hep var ola gelmiştir. Hemen hemen bütün ilahî dinlere göre ilk insan aynı zamanda ilk peygamberdir. Diğer bir ifadeyle medeniyet tarihi aynı zamanda bir dinler tarihidir. Aynı kökten gelmeleri hasebiyle “Din”, “Medine” ve “Medeniyet” ayrılmaz üç kavramdır. Tarihte sayısız din ve inanç ortaya çıkmakla birlikte insanlığın mukadderâtını en çok etkileyen son üç din Yahudilik, Hristiyanlık ve İslamiyet olmuştur. Ayrıca din insan toplulukları açısından temel bir sosyolojik faktör olduğu için diplomaside de önemli bir yeri ve karşılığı vardır. Her diplomat, gittiği ülkenin dinine ve kültürüne önem vermek ve o din ve kültür ile ilgili yeterli bilgiye sahip olmak durumundadır. Onların bayramlarını, kutsal günlerini, ibadetlerini bilmeli ve saygı çerçevesinde yaklaşmalıdır. Mesela ülkemizde birçok yabancı diplomat Ramazan ayı geldiğinde iftar organizasyonları düzenlerler. Oruç tutmadıkları halde bunu yaparlar. Bu durum dini diplomasinin aktif olarak kullanılmasının güzel bir örneğidir.

Diyanet İşleri Başkanlığı, görev tanımı gereği Türkiye’de dini alanda hizmet eden ve toplumu dini anlamda aydınlatan anayasal bir kurumdur. İnanç hususu uluslararası sahada hedeflenen kitleleri çok hızlı bir şekilde harekete geçiren en önemli dinamiklerinden birisi olması sebebiyle Başkanlığın yaptığı faaliyetler uluslararası sahada da kendine yer bulmaktadır. Başkanlık Anayasa’nın 62. Maddesinde belirtildiği üzere “Devlet, yabancı ülkelerde çalışan Türk vatandaşlarının aile birliğinin, çocuklarının eğitiminin, kültürel ihtiyaçlarının ve sosyal güvenliklerinin sağlanması, anavatanla bağlarının korunması ve yurda dönüşlerinde yardımcı olunması için gereken tedbirleri alır” ifadesiyle dünya üzerindeki Türk vatandaşlarının yanında yer alabilmektedir. “Dindaşlık” kavramı ise sadece Türkiye’de yaşayanları değil hedef kitle olarak tüm Müslümanları içine almaktadır. Diyanet İşleri Başkanlığı bünyesinde yurt dışında görev yapan Din Hizmetleri Müşavir ve Ataşeleri bu manada hem yurt dışındaki millet varlığımıza doğru dini bilginin ulaştırılmasında öncü rol oynamakta hem de inanç diplomasisi yaparak bulundukları ülkelerde dini hayatın yaşanmasında karşı karşıya kalınan sorunların çözümüne imkân nispetinde katkı sağlamaktadır.

“Mosque Diplomacy” (Cami Diplomasisi) yeni bir kavramsallaştırma olarak diplomasi literatüründe yerini almıştır. Başkanlığımıza bağlı yurtdışındaki camilerimiz de farklı dinlere mensup insanlarla etkileşimin meydana geldiği önemli mekânlardan biridir. Camilerde gerçekleştirilen “Açık Kapı” günleri dini diplomasinin etkili ve fonksiyonel bir örneğidir.

Dinî diplomasiyi özellikle Müslüman ülkeler arasında ve diğer ülkeler arasında dayanışmayı artırmak, siyasi sorunların çözümüne katkı sağlayacak ve barış içerisinde bir arada yaşama kültürünün en önemli dayanaklarından olarak görmek gereklidir. Ayrıca dinî diplomasinin çatışmaları önleyici rolünü görmek ve kullanmak önemli bir husustur.

Diplomasi açısından önemli bir diğer kavram da diaspora kavramıdır. Diyanet İşleri Başkanlığından yurt dışında yaşayan vatandaşlarımızın ve talep edilmesi halinde soydaş ve akraba toplulukların dini ihtiyaçlarını karşılaması beklenmektedir. Başkanlık, bu görev ve hizmetleri yurt dışındaki Din Hizmetleri Müşavirlik ve Ataşelikleri üzerinden bay ve bayan yurtdışı din görevlileri aracılığı ile tesis ettiği 120’ye yakın ülkedeki irtibat ve hizmet noktaları vasıtasıyla yoğun bir şekilde yürütmektedir.

Diyanet İşleri Başkanlığı’nın gerek sahip olduğu hizmet hacmi ve çeşitliliği, gerek ulus ötesi kurumsal gücü, vizyonu ve hedefleri ve gerekse engin bilgi ve tecrübe donanımı ile tüm dünya Müslümanları arasında dini diplomasi alanında önemli hizmetler yürüttüğünü ifade etmek mümkündür. Bu doğrultuda Başkanlığımızın gerçekleştirdiği uluslararası toplantılar serisi dinî diplomasi alanında etki gücü yüksek faaliyetlerdendir; Üç kez düzenlenen ve Bakan, ve Dini İdare Başkanı seviyesinde Afrika ülkelerinin tamamına yakınının temsilcilerin katıldığı “Afrika Dini Liderler Zirveleri”, 103 ülkeden 211 temsilcinin katıldığı “Dünya Müslüman Azınlıklar Zirvesi”, 40 ülkeden 76 dini liderin katıldığı “Latin Amerika Ülkeleri Müslüman Dini Liderler Zirvesi”, 37 ülkeden 127 temsilcinin katıldığı “Asya Pasif ik Ülkeleri Müslüman Dini Liderler Zirvesi”, ayrıca “Avrasya İslam Şurası Teşkilatı Toplantıları”, “Balkan Ülkeleri Dini İdare Başkanları Toplantıları” ve son olarak da “Türk Devletleri Teşkilatı Dini İdare Başkanları Toplantıları” ülkemiz açısından fevkalade önemli uluslararası toplantılar olmuştur.

Ayrıca Başkanlığın merkez, taşra ve yurt dışı teşkilatlarına ilaveten Başkanlık faaliyetlerini desteklemek amacıyla kurulan Türkiye Diyanet Vakfı üzerinden yapılan yurtdışı çalışmaların tamamı dinî ve insanî diplomasinin önemli unsurları olarak görülmektedir. Ramazan ve Kurban organizasyonları başta olmak üzere yapılan tüm insani yardım faaliyetleri başkanlığımızın ve ülkemizin tanıtımına önemli katkılar sağlamakta ve ayrıca yardıma muhtaç hale gelen müslüman ve gayri müslim topluluklarla kardeşlik bağlarının güçlenmesine imkan tanımaktadır. Modern literatürde kavramsallaştırma tarihi çok eskilere gitmeyen dini diplomasiye yardımcı unsurlar olarak Hac Diplomasisi, İnsani Diplomasi, Helal Gıda Diplomasisi, Eğitim Diplomasisi gibi alanlardan da söz etmek mümkündür. Başta Diyanet İşleri Başkanlığı olmak üzere dünyadaki birçok dini yapı bu tür alanlarda hizmetlerini yürütmektedir. Söz gelimi Eğitim Diplomasisi alanında Türkiye Diyanet Vakfı’nın verdiği burslar çerçevesinde Türkiye’de Uluslararası İlahiyat Projesi öğrencileri, Uluslararası İmam Hatip Lisesi öğrencileri, Lisansüstü Eğitim alan Uluslararası öğrenciler ve Konuk Din görevlileri gibi projeler vasıtasıyla binlerce yabancı uyruklu din kardeşimiz Türkiye’de misafir edilmektedir. Bu misafirlerimiz gördüğü eğitim ve öğretim sonrasında ülkelerine geri dönmeleri ile o ülkeler ile aramızda güçlü bir bağ ve kardeşlik oluşmaktadır. Bu tür hizmetleri de Diyanet İşleri Başkanlığı ve Diyanet Vakfı’nın Dini diplomasi alanında yaptığı başarılı faaliyetler arasında zikredilebilir.

Yurtdışında bulunan farklı türden akımlar ve aşırılıkla mücadelede Diyanet İşleri Başkanlığı’nın yurtdışı teşkilatının önemli bir rol oynadığını ve toplumların iç güven ve huzurunun tesisinde önemli katkılar sunduğunu ifade etmek gerekir. Yurt dışına yönelik yürütülen tercüme, yayın ve dijital platform faaliyetleri de bu çerçevede bu hizmetlerin tamamlayıcı unsuru olduğunu ifade etmek gerekir.

Sonuç olarak, Diyanet İşleri Başkanlığı dünya çapında yaygın olan yurtdışı teşkilatı sayesinde, düzenli olarak gerçekleştirdiği uluslararası tematik toplantı ve organizasyonlara ilaveten, Türkiye Diyanet Vakfı aracılığıyla yapmış olduğu insani yardım faaliyetleri ile tüm dünyada Müslümanlar aleyhine oluşturulmak istenen olumsuz algıların tersine çevrilmesi için büyük çaba ve gayret göstermektedir. Başkanlık, yukarıda özetlemeye çalıştığımız ilkeler ışığında, hizmet anlayışını, bugüne kadar yaptığı ve yapmayı planladığı hizmetlerini imkanlar elverdiği ölçüde başta Avrupa olmak üzere, Asya, Afrika, Kuzey ve Latin Amerika’ya taşımış durumdadır. Bunu yaparken misyonerlik hedefi asla gütmemiş, itidal ve sağduyudan ayrılmamıştır. Bu açıdan değerlendirildiğinde Diyanet İşleri Başkanlığı, dini diplomasinin merkezindedir ve uluslararası alanda çok geniş ve çok etkin bir dini diplomasi ağına sahiptir. Bugün bize düşen bu ağı güçlendirmek ve sürekliliğini sağlayacak ehliyetli ve liyakatlı nesilleri yetiştirmektir. Böylelikle de yeryüzünün huzur ve mutluluğuna güç ve imkânları nispetinde katkılar sunmaktır. Günümüzde bilhassa İslam dünyasında ve özellikle de Kuzey Afrika, Ortadoğu ve Afrika’da şahit olduğumuz, olumsuz hadiseler Başkanlığımızın önemini gözler önüne sermektedir. Bütün insanlığı etkileyen küresel ölçekli ekonomik krizler, doğan afetler, fakirlik, açlık ve kıtlık ve bunların yanında toplumsal çalkantılar, küresel terör ve savaşları da dikkate aldığımızda bu önem daha da artmaktadır. Bu çerçevede Başkanlığımız nebevî mirasa dayanan bir iyilik ve hayır hareketi olarak, Türkiye Diyanet Vakfı ile birlikte, manevi rehberlik hizmetinin yanı sıra yaraları sarmak için yardım ellerini dünyanın dört bir yanındaki ihtiyaç sahiplerine uzatmaktaya devam edecek ve dünyayı daha yaşanılır kılmak için üzerine düşen görevi mezhepsel, ırksal, bölgesel aidiyetleri dikkate almadan sürdürmeye kararlılıkla devam edecektir.

Benzer İçerikler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir