12 Temmuz 2024, Cuma

Bulgaristan Gezi Notları: “Kökü Mazide Atiyiz” – Prof. Dr. Adnan ÇALIK

Cihannüma Dayanışma ve İş birliği Derneğimizin geleneksel hale getirdiği gönül coğrafyamızla ilgili ziyaretlerinden birisi olan Bulgaristan gezisi ile yine birlikteyiz.

Derneğimizin amaçlarından biri de merkezden çevreye, Anadolu’dan gönül dünyamıza doğru yeryüzünün neresinde olursa olsun soydaşlarımızla, ırkdaşlarımızla ve din kardeşlerimizle dayanışma ve iş birliği içinde olmaktır. Cihannüma derneğimizin daha önce yapmış olduğu Azerbaycan’a ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ne dayanışma ve iş birliği maksadıyla ziyaretler gerçekleştirilmiştir. Derneğimiz, gerçekleştirdiği her ziyareti ve gezilerini sılayı rahîm ibadetini yerine getiriyormuş gibi icra eder; hayatı ibadet aşkı ile yaşar. Her anını ehl-i sünnet inancına göre düzenler ve sürdürür.

Cihannüma Derneği olarak, İstanbul’umuzun manevi sahibi Ebu Eyyûb el-Ensarî Hazretlerinin mekânında yatsı namazını eda ettikten sonra Eyüp’te bulunan İlim Yayma Cemiyeti’mizin genel merkezinde toplanarak yola çıkıyoruz.

Gerek kamu hizmetinde gerekse sivil toplum kuruluşlarında bir görevi hakkıyla yerine getirmeye çalıştığınızda o görev artık sizin ayrılmaz bir parçanız hale gelir. İnancımız gereği hangi işi yaparsak yapalım en iyisini yapmakla mükellef olduğumuz için biz de büyük bir aidiyetle yolculuğumuzu takip ederken bu gezimizin raporlandırılması ve kaleme alınması için daha önceki Kıbrıs gezisinde olduğu gibi şahsım görevlendirildi.

Kafilemizde yurdumuzun hemen her bölgesinden dostlarımız vardı. Ekibimizde Anadolu’muzun; Isparta’sından Kırklareli’sine, İzmir’inden Samsun’a, Adana’sından Tokat’a, Giresun’unundan Edirne’sine, Cihannüma Derneğimizin çok kıymetli yöneticilerinden oluşan 15 kişilik heyetimizle birlikte gönül coğrafyamıza doğru yola revan olduk.

Nüvvab Mektebi

Bulgaristan’a Edirne Hamzabey sınır kapısından hızlı bir pasaport kontrolünden geçerek giriş yapmış olduk. Cuma sabah namazı saatinde Şumnu Şerif Halil Paşa (Tonbul) Camiine vardık.

Buranın hemen yanında bulunan ve bu yıl 101. kuruluş yılını kutlayan Nüvvab İmam Hatip Mektebi’ni ziyaret ettik. Bu mektebin Osmanlıdan sonra dahi hiç eğitime ara vermediğini ve burada dünya çapında güreşçi Koca Yusuf’un ve büyük âlim Ahmet Davutoğlu’nun yetişmiş olduğunu öğrendik. Bu eğitim kurumunun tüm Bulgaristan için Müslümanlara din görevlisi yetiştirme görevini icra ediyor olması burayı etkili ve önemli kılıyor.

Bu okulda yetişen öğrenciler dünyanın hemen her yerinde rahatlıkla din görevlisi olarak görev yapacak yetenekte yetişiyorlar. Bu Nüvvab Mektebi’nde yani imam hatip lisesinde 14 tane kadrolu öğretmen 5 tane de sözleşmeli öğretmen görev yapıyor. Bu okul eğitim öğretim bakımından Başmüftülüğe bağlı olarak faaliyetlerini sürdürüyor. Oysa Bulgaristan’daki diğer tüm okulların tamamı ya devlete bağlı ya da belediyelere bağlı olarak görev yapıyor. Bu okulun Başmüftülüğe bağlı olması Türkler ve Müslümanlar açısından avantajlı bir durum olarak değerlendirilmektedir.

Bulgaristan Avrupa Birliği’ne üye olduğu için genç nüfus sürekli azalmaktadır. Bunun nedeni hem ülkedeki doğurganlık oranın azalması hem de yetişen genç nüfusun çoğunluğunun gelişmiş Avrupa ülkelerine göç ediyor olmasıdır. Bizim açımızdan eğer Bulgaristan’dan Türkiye’ye göçü tersine çevirebilirsek yeniden gönül coğrafyamızda daha etkin ve güçlü olabiliriz. Cihannüma derneğimize bu konuda her ne görev düşerse yapabileceğimizi ifade ettik.

Türkiye’den Bulgaristan sınırına girdiğimizden itibaren bizi en çok etkileyen husus uçsuz bucaksız ovaları ve arazilerinin çok geniş olması oldu. Osmanlı döneminde tüm Osmanlı’nın tahılını Bulgaristan karşılıyormuş. Bulgaristan nüfusu yaklaşık 6,5 milyon, neredeyse bunun dörtte biri Türklerden oluşmaktadır. Türklerin Bulgaristan’da çoğunlukla kırsal kasaba ve köylerde yaşadığına şahit olduk.

Rıfat Paşa Cami

Osmanlı devleti I. Dünya Savaşı’ndan sonra Bulgaristan’dan çekilmek zorunda kaldığından Bulgaristan’daki bütün tarihi camilerimizin, medreselerimizin, hanlarımızın ya yerlerine ya da karşılarına maalesef kiliselerin yapıldığını görüyoruz. Ziyaretimize 1851 yılında yapılan O zamanki Osmanlı askeri paşası olan Rıfat Tatar Paşa tarafından yaptırılan Rıfat Paşa Camii’ni ziyaret ederek devam ettik. Burası Osmanlı döneminde askeri bir bölge olarak kullanılıyormuş bu bölgede camii olmayınca Rıfat Paşa’nın yetişmiş üç kızının çeyizlerinin parasını kullanarak bu camiyi ayağa kaldırdığını ve imar ettiğini öğreniyoruz. İşte bir daha görüyoruz ki Osmanlı, cihan devleti olmak için hem yardan hem de serden geçerek tarih yazmış. Buranın Osmanlı döneminde Tophane adıyla anılarak hastaneler, aşevleri ve tedavi merkezleri olarak da görev yapmış olduğunu camiinin tanıtım yazısından öğreniyoruz.

Bulgaristan’ın Şumnu bölgesi, aynı zamanda Deliorman bölgesi olarak da bilinmektedir. Burası havası, toprağı ve suyuyla yaşanabilir en iyi bölgelerinden biri olarak kabul edilmektedir. Ziyaretimizde bu camide görevli olan kardeşimiz 15 yıldan bu yana görev yapmakta olduğunu ifade ederek yaptığı hizmetlere dair bilgiler aktardı. Kendisinin Bulgaristan Türkleri ve Müslümanlarının dertleriyle dertlendiğini diğer Avrupa ülkelerinden çok iyi iş teklifi almasına rağmen burada imamlığa devam ettiğini söylemesi bizi hem umutlandırdı hem de sevindirdi. Beş dil bilen aynı zamanda profesyonel aşçı olan ve uluslararası turizm rehberi özelliğini haiz kardeşimizin maddi olarak çok daha iyi şartlarda, pek çok kişi için kıymetli görülen Avrupa’daki bir başka ülkede yaşamayı tercih edebilecekken kendi topraklarında manevi kimliği diri tutmak için kalması çok dikkat çekici bir mücadele olarak zihnimize kazındı. Bu imam kardeşimizin caminin imarıyla ilgilenmesini, yeniden boyatmasını ve ibadet edilebilir hale getirilmesi için İtalya’dan özel kök boyalar getirerek restore ettirmesini ve cemaati daha diri tutabilmek için özel çaba sarf ettiğini görünce Bulgaristan bölgesindeki kardeşlerimizin yarınlarına bir nüve teşkil etmesi adına umutlarımız daha da yeşerdi.

Bulgaristan’da toplumsal yaşamda yerleşmiş ciddi bir kahve kültürü var. Bulgaristan’da kahve, Mehmet Efendi kahvesi bazı yerlerde İmam Efendi kahvesi bazı yerlerde de Esperesso diye tanımlanıyor ve içiliyor. Türkiye’dekinin aksine Bulgaristan’da çaydan ziyade kahve tüketimi çok. Balkanlarda bizdekinin aksine çay kültürü değil kahve kültürünün yaygın olduğuna şahit olduk.

Türklerin En Çok Yaşadığı Bölge

Bölge müftüsü Mesut Mehmet Hasan Hoca’yı ziyaret ettiğimizde Mesut Mehmet Hoca ecdadın emanetlerine sahip çıktıklarını, Türkiye’mizin TİKA ve Diyanet Vakfı’nın çok destekleri olduğunu, geçen yıl Nüvvab okulunun 100. yılını kutlayarak buradaki imam hatibin Bulgaristan’da resmi olarak tanıtımının gerçekleştiğini ve Şumnu bölgesindeki imam hatip mezunlarının Bulgaristan’ın tümünde dini hizmetlerin ifasında görev aldıklarını tekrar bizlere ifade etti.

Bulgaristan’ın coğrafi bölge olarak Kuzey Bulgaristan ve Güney Bulgaristan olarak ikiye ayrılarak tanımlandığını öğreniyoruz. Burada bulunan Hacı Mustafa Çıtlak Kur’an Kursu’nda imam ve din gönüllüsü yetiştiriliyor. Türklerin en yoğun olarak yaşadığı bölge Şumnu, Kırcaali ve Filibe Bölgesi. Şumnu bölgesinin 5 milletvekilinden dördünün Türk kökenli olduğunu bu bölgede 180.000 Türk’ün yaşadığını 145 caminin bulunduğunu fakat bu camilerden sadece üçünün aktif olduğunu öğrenmemiz heyetimizi derinden yaralamıştır.

Bulgaristan’da resmi ve gayri resmi rakamlara baktığımızda yaklaşık bir buçuk milyon Türk ve Müslümanın yaşadığını ve bunların çoğunluğunu Türklerin oluşturduğunu görüyoruz. Özellikle 1978 ve 1989’da Bulgaristan’dan Türkiye’ye yoğun bir göçün yaşanmış olduğunu buna bağlı olarak da Türk Bölgesi’ndeki nüfusun çok azaldığını tespit ettik. Bulgaristan Cumhuriyeti Şumnu bölge müftülüğüne bağlı Şerif Halil Paşa Camii’nde de Diyanet İşleri Başkanlığı’nın uzun süreli görevlisi olarak Erzurum kökenli Hafız Abdullah Dağ’ın görev yaptığını gördük.

Maalesef her 20 yılda bir Müslümanlar sürgüne zorlanmış, asimilasyona uğramış; okulları, camileri, dernekleri kapatılmış ve Türkçe konuşmak, çocuklara Türkçe isimler vermek hala sorun yaşanan bir alan olarak tecrübe edilmeye devam edilmekte. Bulgaristan’da 28 il 20 bölgeden oluşmakta ve bu alanların tamamında dini hizmetlerin sorumluluğunu Başmüftülük makamı yürütmektedir.

Plevne

Cihannüma olarak seyahatimize Şumnu’dan sonra Plevne’ye doğru hareket ettik buranın tarım ve hayvancılık bakımından çok bakir topraklara sahip olduğunu bir kez daha gördük. Şehircilik açısından ise Türkiye’mizin ne kadar ilerlediğini ne kadar geliştiğini müşahede etmiş olduk. Bulgaristan’da yollar, binalar, yerleşim yerleri, bir bütün olarak değerlendirildiğine şehir planı açısından Bulgaristan’ın Türkiye’den yaklaşık 30 yıl geride olduğunu gördük ülkemize hayranlığımız bir kez daha arttı.

Her yurt dışına çıktığımda ülkeme hizmet etme azmimin daha da arttığını hissediyorum. Bunu bir kez daha müşahede ediyorum. Bulgaristan’da kısmen Akdeniz ve Karadeniz ikliminin karışımı bir iklimin var olduğunu biliyoruz. Bulgaristan’da en çok zorlandığımız husus trafik konusu oldu. Özellikle devlete ödenecek yol vergisi nedeniyle güzergahınızı, gününüzü, plakanızı, yol haritanızı, saatinizi, seyahate çıkmadan önce bildirerek yola çıkmak durumunda oluşumuz, trafikte inanılmaz bir oto kontrolün var olduğunu da gösterdi bizlere.

Balkanlarda ve Bulgaristan’da Türk kelimesi Müslüman kelimesi ile eşanlamlı olarak tanımlanmaktadır. Soydaş ve ırktaş olarak baktığımızda Bulgaristan’da Türkler üç kökene sahipler. Bunların, Pomak, Türk ve Millet (Roman) kökenli Türklerden oluştuğunu gördük. Bununla birlikte Selefi ve Şia akımının yoğun bir şekilde farklı ülkeler tarafından desteklenerek Bulgaristan Türk Müslüman toplumuna yönelik faaliyet gerçekleştirdiğini gözlemlemek, düşündürücü bir boyut olarak karşımıza çıktı.

Bulgaristanda özellikle Kazanlık bölgesi gül üretim ve işleme merkezi iken, Şumnu bölgesi lavanta işleme ve yetiştirme bölgesi olarak tarımsal faaliyetlerini sürdürmektedirler. Mestanlı bölgesi de bal üretimi açısından göze çarpmaktadır.

Bulgaristan’da dikkatinizi çeken diğer bazı hususlar ise tuvaletlerde su bulunmaması, yollarının eski ve tek şeritli olması, Rus kültürünün hala etkili olmasıdır. Bulgaristan nüfusunun her geçen gün azaldığını gerek kamu gerekse özel sektöre ait binaların yarısının boş, eskimiş ve çürümeye bırakıldığını insan kaynağının azaldığını her gittiğimiz yerde görmüş olduk.

Bulgaristan’ın Plevne ilinde komünist ordunun merkezinin bulunduğunu öğreniyoruz. Bulgaristan’da 7. Büyükşehir’in Plevne olduğunu öğrendik. Plevne’yi Dr. Mustafa Semih Bey’in rehberliğinde gezdik Semih Bey Tıp eğitiminin Plevne Üniversitesi’nden aldığını şu anda cildiye uzmanlığına devam ettiğini, Bulgaristan’da üniversiteden alınan tüm diplomaların Avrupa birliği ülkelerinde geçerli olduğunu, aktardı bizlere. Savaş müzesini gezdik, özellikle gençlerin Türkiye’nin aksine daha muhafazakâr daha kontrollü yaşadıklarına şahit olduk burada. Bize Süleyman Paşa Cami’nin olduğu noktayı gezdirerek bölge hakkında bilgiler verdi. Plevne’de Batı ve Hristiyan kültürün hâkim olduğunu bir kez daha görmüş olduk. İlginç bir geleneğin de var olduğunu gördüğümüz ziyaretimizde özellikle ölülerin takım elbise kravat, ayakkabı ve kıymetli eşyaları ile birlikte ile defnedilmesi geleneği bizi oldukça şaşırttı.

Maalesef Plevne Savaşı’nın olduğu yerde hiçbir Türk izini bırakmamışlar, kazımışlar. Panorama Müzesi’ni gezerek Osmanlı döneminde kullanılan topların sergilendiği savaşın olduğu bölgeyi ziyaret ettik ve burada yaklaşık 80 bin şehidimizin meftun olduğunu fakat hiçbir izlerinin kalmadığına şahitlik ettik.

Plevne Savaşı’nda Gaziosmanpaşa tarihin kırılma noktalarından biriyle karşılaştı. aavaş Ruslarla dişe diş devam ederken tam Ruslar pes edip geri çekilecekken Bulgar Yahudi bir kadın Rusların komutanına giderek biraz daha dayanmaları gerektiğini Türklerin cephanelerinin kalmadığını, yiyeceklerinin kalmadığını dolayısıyla direndikleri takdirde Türkleri yenebileceklerini ajan olarak bilgi götürerek savaşın akışını değiştirmiş ve savaşın kaybedilmesine sebep olmuştur. Sonuçta Gazi Osman Paşa geri çekilmek zorunda kalarak Plevne’yi 147 gün savunmuş ve o tarihten bu yana Türkler ve Müslümanların izi silinmeye çalışılmaktadır.

1974’e kadar Plevne’de faal olarak 6 Camii ibadete açıkken şimdi maalesef bir tek Cami söz konusu Plevne’de. Burada Çifte Kahveler Camii’nde akşam namazını eda ettik. Akşam namazını Plevne’de kıldıktan sonra Sofya’ya doğru yola çıktık. “Kökü mazide atiyiz” ifadelerinde işaret edilen, atalarımızın aslında gönül coğrafyamızda derin izler bıraktığına her adımımızda derinden şahitlik ediyoruz.

Sofya

Sofya’ya yatsı namazından sonra ulaştık. Sofya Yüksek İslam Enstitüsü’nde akşam yemeği ve yatsı namazını eda ettikten sonra istirahate çekildik. Sofya’da şehir ulaşımının demiryolu ağı ile örülü olduğunu gördük ve burası Bulgaristan’ın aynı zamanda başkenti. Ulaşımda Troleybüs ve Tramvayın çok yaygın olarak faal çalıştığını ama çok eski ulaşım araçlarının hala kullanıldığını gördük. Özellikle Bulgaristan’da ve Sofya’da şehrin panoramik görüntüsünde göze çarpan en çok unsur, insanlar, parklar ve heykellerden oluştuğunu gözlemledik. Geceleri sokakların ve caddelerinin karanlık olduğunu temaşa ettik.

Sofya Yüksek İslam Enstitüsü’nün yeni inşa edilen binasını ziyaret ederek inşaat sürecine şahitlik ettik. İnşaat sürecinin inşallah Sofya’da bir İslam Üniversitesi’nin temellerinin atıldığının göstergesi olarak algıladığımızda işimizin hem çok kolay hem çok zor olduğunu anladık. Bir an önce bu okulun tamamlanıp eğitim öğretime başlamasını arzu ediyoruz.

Sofya’da aktif tek bir cami söz konusu. Düşünebiliyor musunuz Bulgaristan’da, Başkent Sofya’da tek bir tane cami var. Sofya’nın merkezinde parlamento binası devlet Başkanlığı binası ve bakanlıkların iç içe ve merkezi bir meydanda toplandığını temaşa etmiş olduk.

Bulgaristan’da Rus kültürü ve hakimiyetinin belirgin bir şekilde hâkim olduğunu gördük Rusya’da nasıl ki kilise merkezli bir yaşantı varsa Bulgaristan’da da aynısı var. Meydanda küçük Ayasofya diye tanımlanan Siyavuş Paşa Camii yapılıyor sonra burayı yakıyorlar kiliseye dönüştürüyorlar, buranın yanında meçhul asker ateşi sürekli yanıyor. Cumartesi öğlen Türkiye’nin Sofya’daki din hizmetleri ve eğitim müşavirlerini ziyaret ettik. Din hizmetleri müşavirimizin çabalarını ve samimiyetini temaşa ettik ve gururlandık. Eğitim müşavirimizden de Bulgaristan’da eğitim öğretim faaliyetleri hakkında bilgiler aldık.

Avrupa Birliği ülkeleri içerisinde en çok nüfus kaybeden ülkenin Bulgaristan olduğunu bir kez daha yetkililer bize söylüyor. Bulgaristan’da yaklaşık 150.000 vatandaşımız oy kullanıyor. Bulgaristan’da Ekim ayının sonunda yerel seçimler yapılacaktı. Sahada seçim çalışmaları söz konusuydu. Buradaki seçim çalışmalarının şaşaadan uzak sakin bir havada geçtiğini gözlemledik. Yerel seçim çalışmalarında bizdeki gibi çok canlı ve hareketli bir seçim kampanyası yok, daha sakin daha gösterişten uzak bir seçim çalışmasına şahitlik ettik.  Bulgaristan’da oy kullanan Bulgar vatandaşlarının dışında en yüksek nüfus sahibi olarak Türklerin ardından da Arap toplulukların geldiğini, yetkililer bizlere ifade etti.

Büyükşehirlerin Hiçbirinde Dışarıda Ezan Okutulmuyor

Bulgaristan’ın tamamında Diyanet İşleri Başkanlığı’ndan 34 din görevlimizin olduğunu, Bulgaristan Başmüftülüğü’ne bağlı yaklaşık 1580 cami ve mescit var olduğunu öğrendik. Bulgaristan’da bulunan camilerden 720 tanesinde imam var ve ezan sadece Türklerin yoğun yaşadığı bölgelerde dışarıya okunabiliyor. Büyükşehirlerin hiçbirinde dışarıda ezan okutulmuyor bazı camilerin tapuları ise belediyeye ait.

Bulgaristan’da Başmüftü ve İslam Şurası seçimlerle belirleniyor, seçimlere 1200 delege katılıyor. Bu delegeler, imamlar, muhtarlar, cami dernekleri ve devletin belirlediği insanlardan oluşuyor. Seçimler 5 yılda bir yapılıyor. İslam Şurası bölge müftüleri, imam ve encümenlerden oluşan 25 kişiden oluşmaktadır. 25 kişi de dini şura başkanını seçiyor. Bulgaristan Yüksek İslam Şurası fetva kurulu olarak değil başmüftülüğün icralarına yönelik kararların alındığı bir merci olarak görev sürdürüyor.

Bulgaristan’da aktif olarak İngiliz ve Alman okulları ayrı ayrı hizmet veriyorlar. Bulgaristan’da hala Türkiye’ye bağlı Türk okulunun bulunmuyor oluşu bir yana, FETÖ’nün aktif devam eden hem Sofya’da hem Filibe’de okulları var. Bu burada edindiğimiz bilgilerden en üzücüsü idi.

Bulgaristan’da 3 üniversitede Türkoloji bölümü var. Türkiye’den 1.500 kadar Türk öğrenci Bulgaristan’da üniversite okumaya geliyor. Gelen öğrencilerin çoğu tıp, eczacılık ve mühendislik programlarını seçiyor. Ücretlerinin Türkiye’deki özel üniversitelerin ücretlerinden kısmen daha uygun olduğunu gördük.

Gönül coğrafyamıza Cihannüma olarak, hizmet etmek, iş birliği geliştirmek ve dayanışma içerisinde olmanın ne kadar önemli olduğunu, Cihannüma derneğinin bu yurtdışı seyahatlerini yapıyor olmasının ne kadar isabetli bir çalışma olduğunu ve Cihannüma derneğimizin önce can Azerbaycan’a sonra yavru vatan Kıbrıs’a sonra da Bulgaristan’daki kardeşlerimizi ziyaret etmenin ne kadar önemli olduğunu bir kez daha burada görmüş olduk.

Bulgaristan Müslümanlarının dini ve sosyal hizmetlerini Başmüftülük yürütmektedir. Ayrıca Başmüftülük bünyesinde bulunan İslam Şura başkanlığı Başmüfütülük iç işlerini koordine etmektedir. İslam Şura Başkanı Vedat Sabri Ahmed’in başta müftülük faaliyetleri olmak üzere önemli çalışmalara imza attığını Başmüftülük ziyaretinde öğrenme imkânımız oldu. Başmüftülüğün Türkiye ile sıcak ilişkiler içerisinde olduğunu görmek bizleri çok mutlu etti. Bununla birlikte Başmüftülük, Osmanlı sonrası dini ve milli hizmetleri gerçekleştirmek, Müslümanların hukukunu korumak, geliştirmek ve dinimizi yaymak üzere görev üstlenmekte.

Bulgaristan 1909 yılına kadar Osmanlı’ya bağlı bir eyalet iken 1. Dünya savaşı ile birlikte Osmanlı’dan koparak komünist Rusya’nın etkisine giriyor. Özellikle gönül coğrafyamız Bulgaristan’da resmi olarak sadece Türkiye Diyanet Vakfı’nın dolaylı olarak TİKA’nın çok desteklerinin olduğunu, hizmetlerin yerine getirilmesi için maddi ve manevi destek olduklarını görmek bölgenin yarınları açısından geleceğe dair biraz daha ümitvâr olmamızı sağladı.

Bulgaristan’da Hac ibadetini yerine getirmek için her yıl kendilerine tanınan 1000 kişilik kontenjandan bir kısmının boş kaldığını öğrenmiş olduk.

Kanuni döneminde yapılan Kadı Seyfullah Efendi Camii’nde öğle namazını kıldık. Sofya Osmanlı döneminde bir buçuk kilometre çaptan oluşan bir alan içerisinde 44 camii olan bir şehirken şimdi maalesef tek bir camisi ibadete açıktır. Sofya bölge müftülüğü Türkiye’deki bazı belediyeler, STK ve Diyanet Vakfı’nın etkili çalışmalarıyla her Ramazan ayı boyunca 300-400 kişiye iftar veriliyor. Kadı Seyfullah Camii 1567 tarihinde yapılmış. O tarihten günümüze kadar ibadet ediliyor olması sevindiriciydi. Namazdan sonra Başmüftülüğe ait olan İkram Türk Lokantası’nda öğle yemeğini yedikten sonra kafilemiz Filibe’ye doğru hareket etti.

Filibe Bölgesi

Bulgaristan coğrafi olarak, Kuzey Bulgaristan ve Güney Bulgaristan olarak ikiye ayrılıyor ve artık Güney Bulgaristan tarafı olan Filibe bölgesine doğru harekete geçtik, ikindi vakti Filibe’ye vardık ilk olarak Murat Hüdavendigar, diğer adı ile Muradiye Camii’nde ikindi namazını eda ettik, burada bu tarihi caminin etrafı kafeler ile esir alındığını görmek çok üzücüydü. Bu Camii balkanlardaki en büyük ve ilk padişah cami olarak 1364 yılında inşa edilmiş. Camide Hünkâr mahfilini gördük, Selatin camileri açısından bu özelliği dikkatimizi çekti. Hünkâr mahfilleri Padişahlarımız ibadetlerini huşu ve güven içerisinde eda etmeleri için özellikle mihrabın sol köşesinde zeminden iki ve/veya 3 metre yüksekte yapılmıştır. Aynı zamanda burada halk görüşmelerini de yaptıklarını tarihi kayıtlardan biliyoruz.

Bu Camii’nin bir diğer özelliğinin de 9 kubbeli 40 metre uzunluğunda 30 metre genişliğinde olduğunu öğreniyoruz. Filibe’de şu anda aktif 3 Camii’de ibadet ediliyor. Bu Camii İstanbul’un fethinden 89 yıl önce yapılmış Balkanların ve Bulgaristan’ın en büyük camisidir. Bu Camii’nin etrafında 100 tane sahabenin metfun bulunduğu ifade ediliyor.

Özellikle Osmanlıdan sonra Rusların Bulgaristan’da etkisi o kadar çok artıyor ki komünistler ve sosyalistler buradaki Türlere inanılmaz baskılar, asimilasyonalar, soykırımlar gerçekleştiriyorlar. Şimdi İsraillin Filistin’e yaptığı gibi…

Osmanlıya ve Türklere ait ne varsa ortadan kaldırılmaya ve yok etmeye çalıştıklarını hala görüyor olmak kafilemizi derinden yaraladı. Yeni camii açılmasına, engel oluyorlar ya da kapatmaya çalışıyorlar, Avrupa birliğine girmiş olmasına rağmen insan hakları, özgürlükler, demokrasi açısından eğitimden, kültüre, dini yaşantıdan, sosyal yaşantıya kadar hiçbir özgürlüğün tam olarak yaşanmadığını görmek biz Müslümanlar açısından son derece üzücüdür.

Mestanlı

Filibe’den sonra Türklerin yoğun yaşadığı Mestanlı’ya geçtik buradaki İmam Hatip lisesinin pansiyonunda kaldık. İmam hatip lisesinin müdürü Ahmet Bozov Bey 19 Mayıs Üniversitesi İlahiyat Fakültesi mezunu. Ülkemizde eğitim almış kardeşlerimizin kendi bölgelerinde hizmet ediyor olmaları bizleri ayrıca mutlu etti. Burada bölge müftüsü Basri Emin Efendi’yi ziyaretimizde de aynı mutluluğu hissettik.

Pazar sabahı seyahatimize bu defa dünya ve olimpiyat şampiyonu, milli haltercimiz Naim Süleymanoğlu ve Halil Mutlu’nun memleketi aynı zamanda halter ve sporun yaygın olarak yapıldığı Mestanlı’yı ziyaret ederek devam ettik. Burada Naim Süleymanoğlu’nun tarihi başarılarını tekrar yad etmiş olduk.

1990 yılından itibaren komünizmin yıkıldıktan sonra Bulgaristan’da İslami eğitim veren merkezler ve camiler ancak işlevsel hale gelebilmiş. 1997’ye kadar FETÖ Bulgaristan’da hâkim iken 1998’den sonra Bulgaristan Müslümanlarının dini eğitimine destek vermek üzere Türkiye Diyanet İşleri Başkanlığı ile Bulgaristan Din İşleri Başkanlığı arasında yapılan protokol gereği Türkiye Diyanet Vakfı 1998-2021 yılları arasında kadar bölgedeki üç İHL ve Sofya Yüksek İslam Enstitüsü’nün bütün masraflarını karşılamıştır.

Burada ziyaret ettiğimiz imam hatip lisesinde 144 öğrencinin var olduğunu Makedonya ve Türkiye sınırına kadar Güney Bulgaristan’dan öğrenci aldıklarını bu öğrencilerin 61’i kız 79’unun erkek öğrenci olduğunu lise 8-9-10. sınıflarının 1. etap olarak değerlendirildiğini 2. etap olarak da 11 ve 12 sınıflarda oluştuğunu öğreniyoruz. Bulgaristan’da Lise Eğitimi iki kademeden oluşuyor. İkinci kademeyi bitirenler yükseköğretime devam edebildiklerini öğreniyoruz. Komünizm döneminde dünyanın en iyi eğitim bölgelerinden biri de Bulgaristan’dır. Rus eğitim sistemi hala hakimiyetini sürdürüyor ve yetişen gençlerin hemen tamamı Avrupa Birliği’nin diğer ülkelerine geçerek hayatlarına devam etme eğiliminde.

Pazar sabahı İmam Hatip lisesinde kahvaltı yaptık. Evlad-ı Fatihân diyarında bulunmaktan onur duyduğumuzu bir kez daha hasretle oradaki kardeşlerimize kucaklaşarak hissettirdik. Türkmen köylerinin birlik ve beraberliğini sağlayan mevlit okuma geleneğine şahit olduk. Mestanlı da Yukarı Su Kaynağı köyünü ziyaret ettik. Bu köyde mevlit programına katıldık. Bu köy Osmanlı döneminde kervanların geçiş noktasında olduğunu tarihi mezarlıklardan anlıyoruz. Bu köyde Osmanlı döneminden kalma kervansaray ve mezarlığı ziyaret ettik.

Balkanlarda İslam’ı yaşamanın en önemli ritüellerinden biri de mevlit geleneği. İslam’ın ve Müslümanların inanç ve dini değerlerinin canlı tutulmasında mevlidin çok önemli bir fonksiyon gördüğüne şahit olduk. Biz de mevcut Mevlit programına katılarak Kuranı Kerim, ilahi ve kasideler okuyup dualar ederek birlikteliğimizi pekiştirdik. Mevlidin sonunda ikram edilen mevlit pilavını soydaşlarımızla birlikte yedik. Bu köy Cebel bölgesi olarak da tanımlanan kültürleriyle meşhur bir yer olarak biliniyor. Burada metfun bulunan ve Osmanlı döneminden kalma İshak Dede Türbesi’ni ziyaret ettik. Dua ve niyazda bulunduktan sonra köyden ayrıldık.

Yolumuz üzerinde bulunan ve tamamen ahşaptan inşa edilmiş Yedi Kızlar Mescidi’ne doğru harekete geçtik. Türkiye’deki çivi kullanılmadan yapılan camilerin benzeri şeklinde olması ve hala ayakta kalması etkileyiciydi. 1428 yılında savaşta nişanlıları şehit olan yedi kızın çeyiz paralarını vererek inşa edilmesi nedeniyle Yedi Kızlar Mescidi olarak adlandırılmıştır.

Sonra çiçek balı ile meşhur olan Kırcaali Mestanlı’da bal satış yerinden dostlarımıza hediye olarak bal satın aldık. Kırcaali Yeni Camii’de öğle namazını eda ettikten sonra bölge müftümüzü burada ziyaret ettik. Cami ve Külliye’nin inşasında ülkemizin verdiği maddi desteğin çok kıymetli olduğuna şahitlik ettik. Resmi açılışının yapılmadığını sayın Cumhurbaşkanımızın uygun bir tarihte açılışa geleceğini müftü bey ifade etti ve bizleri de açılışa davet etti. Kırcaali bölgesinde 430 camii ve mescidin var olduğunu ve bunların 230’unda görevli imam ve müezzinlerimizin görev aldığını öğrendiğimiz müftümüz 1990’dan bu tarafa imam hatip lisesinden ve Kur’an kursundan 3.000’e yakın imam ve Kur’an kursu eğitmeninin mezun olduğunu bunların çok az bir kısmına istihdam sağlayabildiklerini ifade etti. Kırcaali Yunanistan’a ve Türk bölgesine çok yakın bir konumda ve burada bulunan Arda nehri şehre bambaşka güzellikler sunuyor. Şehrin bu güzelliklerini temaşa ederek Türkiye’ye doğru dönüş yolunda sefer duasıyla başlayarak ilahilerle seyahatimize devam ettik. Bulgaristan’da hem yol hem de güzergâh olarak zorlansak da bu ziyaretimizin hem soydaşlarımız hem gönül coğrafyamız hem Türk ve Müslüman milletimiz adına biraz daha kaynaşmamıza vesile olduğunu gördük.

Gezi Sorumluluklarımızı Artırdı

Burada Cihannüma Bulgaristan temsilcimiz Dr. Abdullah Tırabzon hocamızdan bahsetmeden geçersek zaman da tarih de bizden hesap sorar. Çünkü marifet iltifata tabidir. İlim ve âlim takdir edilmediği yerden gider. Allah ömrünü, hizmetlerini uzun ve bereketli eylesin. Bu gezinin sorumluluklarımızı arttırdığını ekipteki tüm arkadaşlar söylediler. Dönüşte genel bir değerlendirme yaparak gezimizi tamamladık. Cennet vatanımıza Edirne’den kısa bir pasaport kontrolünden geçerek tamamlamış olduk daha sonra Cihannüma ekibinin her birini ailelerine ulaşmaları noktasında uğurlayarak seyahatimizi bitirdik.

Cihannüma Derneğimizin gönül coğrafyamıza gerçekleştirmiş olduğu üçüncü ziyaretimizi kısaca değerlendirirsek şunları da söyleyebiliriz. Evlad-ı Fatihân diyarı olarak bilinen Bulgaristan’a seyahat yapmış bulunduk. Balkanlar özellikle atalarımız ve Osmanlı döneminde insanlık açısında kardeşlik ve fedakarlıkların nasıl yapıldığını gösteren ve tarihe derin izler bırakan bir bölge olarak bilinmektedir.

Balkanlarda Türk ve Müslüman kelimelerinin eşanlamlı olarak kullanıldığına şahitlik ettik. Türk ve Müslüman kimliğine karşı yoğun bir şekilde baskı yapıldığını her gittiğimiz yerde hissettik. Bu nedenle de soydaşlarımızın ve dindaşlarımızın tecrübe ettiği zorluklara karşı üzülmemek elde değildi.

Anadolu medeniyetinin uçbeyleri olan Bulgaristan geniş ve verimli toprakları ile özellikle Osmanlı döneminde tüm Osmanlı coğrafyasının hüküm sürdüğü bölgeleri besleyen tahıl ambarı fonksiyonu görmüştür. Ama artık bu verimli toprakların nadasa bırakıldığını ekilip biçilmediğini görmek, günümüz insanlığının yaşadığı tahıl krizinin çözümünün aslında yeniden gönül coğrafyamızda ve Anadolu medeniyetinin hakimiyetine ihtiyaç duyulduğunu göstermektedir. Bunu Bulgaristan’ı görünce bir kez daha müşahede etmiş olduk. Cihannüma Dayanışma ve İş birliği Derneğimize ne kadar çok sorumluluk düştüğünü görmek bizim ve ekibimizin bilincimizi ve motivasyonumuzu arttırdı.

Ama günümüze geldiğimizde Bulgaristan’da medeniyetimizden ve inancımızdan neredeyse eser kalmadığını görmek ekibimizi üzmüştür. Hala Kominizim ve sosyalizmin derin etkilerinin devam ettiğini görmek yüreğimizi acıttı.

Daha Bulgaristan sınırını geçer geçmez, Türklere ve Türkiye’ye karşı bir tavrın olduğunu değerlerimize engel olmak için refleks geliştirdiklerini gördük. Birinci Dünya Savaşı’ndan yani Bulgaristan’ın Osmanlıdan ayrılmasından bugüne kadar Rusya’nın etkisinin ve hakimiyetinin her alanda devam ediyor olması Türkler ve Müslümanlar açısından endişe vericiydi. Bunun neden böyle olduğunu şöyle açıklayabiliriz.

Son yüzyılda Türkler ve Müslümanlar siyasetten ekonomiye, sanattan kültüre, eğitimden hukuka, üretimden tüketime, uluslararası ilişkilerden diplomasiye kadar her alanda tarihten ve coğrafyadan çekilince başta Türkler ve Müslümanlar mazlum ve mağdur pozisyona düştüler.

Oysa Tarihi süreçleri incelediğimizde Türkler başta olmak üzere Müslüman coğrafyamız ve medeniyetimizde özne olduğumuz dönemlerde, adaletin, hakkaniyetin, farklı kültürlerle, medeniyetlerle bir arada, barış içinde yaşamanın ne demek olduğunu bütün dünyaya öğreten, en gelişmiş medeniyet tecrübesini ortaya koyduğumuzu, yeşerttiğimizi, insanlığa armağan ettiğimizi bütün tarihi eserler, ortaya koymaktadır.

Osmanlının yıkılışı ile birlikte Türkler ve Müslümanlar olarak tarihten çekilince kan ve gözyaşı gönül coğrafyamızda hiç eksik olmadı. İşte Filistin, İşte Suriye, İşte Irak, İşte Bosna Hersek, İşte Karabağ, İşte Uygur, İşte Bulgaristan, İşte Cezayir maalesef bu örnekleri çoğaltabiliriz.

Ne yazık ki Türk ve Müslüman coğrafyaların acı, kan, gözyaşı, yokluk gibi bin bir insanlık dışı muameleye maruz kaldıklarını görüyoruz. Başta Türk ve İslam dünyası ve sonuçta tüm insanlık yeniden Anadolu merkezli barış ve kardeşlik medeniyetini özlüyor, bekliyor…

Benzer şekilde başta siyonizm ve üst aklın Türkiye’mizin etrafını karadan ve denizden abluka altına almak için her türlü planı ve senaryoyu kurguladıklarını görüyoruz. Ama Anadolu’yu dışarıdan dize getiremeyeceklerini bildikleri için son zamanlarda Türkiye’ye karşı hem içeriden hem dışarıdan çok tehlikeli bir yönelim planı gözleniyor:

Türklere, İslamsız bir Türklük dayatılmaya çalışılıyor. Bu, biz Türklerin intiharı olur. Türkler, Müslüman kaldıkça Türklüklerini, etnik kökenlerini ve özelliklerini, kültürlerini, törelerini korudular. Türkler İslâm’dan koptukça Türklüklerini de unuttular. Macarların, Bulgarların bunun en somut, en ürpertici göstergesi olduğunu bu Bulgaristan gezimizde bir kez daha görmüş olduk. Bu duruma gezimiz boyunca her yerde şahit olduk.

Türkiye’miz İslam’ın, tevhit ilkesinin gölgesinde ve çizgisinde bütün farklılıkları aynı diriltici ruhla donatarak yaşatmasını bilen tek medeniyet tecrübesinin kaynağıdır. Hem tarih hem de zaman ve mekan buna şahittir. Hem farklılıklarını koruyacak hem de aynı havayı, aynı ruhu soluyacak, aynı şarkıya herkes kendince, kendi yorumunca eşlik edecek medeniyeti ancak biz Müslüman Anadolu Türkleri kurabilir ve yaşatabilir.

Artık tarih de talih de bizden yana, kim demiş Anadolu’ya zincir vurulur. Bendimi çiğner aşarım yırtarım dağları! İşte bu muhteşem bir şey! İşte bu ruh ve heyecan, İşte bu sadece İslâm’ın insanlığa armağan ettiği leziz ve nefis hediyedir. Diriltici, kendine getirici, kanatlandırıcı bir Anadolu merkezli bir varoluş hikâyesini yeniden biz yapabiliriz. Tarih ve insanlık yeniden bizi bekliyor ve çağırıyor.…

Türkiye yüzyılında buna hazırlanıyoruz…

Dün, atalarımız bu hikâyeyi üretti ve armağan ettik dünyaya…

Bugünde biz yeşertip armağan edebiliriz, edeceğiz insanlığa inşallah…

Tek bir şartla:

Yeniden Anadolu medeniyetimizin köklerine sarılabilirsek bunda hiç şüphem yok. Talih de tarih de bize döndü yaşayan bunu görecek inşallah…

Bulgaristan gezimiz bize bir kez daha gösterdi ki “Kökü mazide atiyiz” …

Yeniden büyük Türkiye,..

Yeni bir Dünya,..

Benzer İçerikler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir