25 Temmuz 2024, Perşembe

Ümmü’l-Kurâ Şehirlerin Anası: MEKKE – Mehmet MAZAK

İslam’ın doğduğu medeniyet kuran bir şehir olarak Mekke bizim tasavvurumuzda çok önemli bir yere sahiptir. Şehirlerin kimliğinin, karakterinin ve mimarisinin oluşumunda inanç sistemleri her zaman önem arz etmektedir. İslam inancının ortaya çıktığı ve Dünya’ya yayıldığı bir merkez olarak Mekke, bizim şehir anlayışımız ve idrakimizde şehirlerin en yücesi olarak karşımıza çıkar. Şehirlerin en yücesi olması onun şehir mimarisi ve şehircilik anlayışı ile ilgili değil inanç sistemi ile ilgilidir.

Mekke ve Medine; bu kutsal şehirleri gidip görmek, kutsal mekânlara dokunmak, manevi değerlerini yaşamak için seferlerim oldu. Mekke’yi üç sefer umre için, bir de Hac için olmak üzere dört sefer ziyaret etmek nasip oldu. Mekke; Afrika, Avrupa, Asya kıtalarındaki kadim ve modern şehirleri göz önüne aldığımızda, gördüğüm planla- ma ve yerleşimi ile asla kıyas kabul eden bir konuma sahip değildir. Mekke, günümüzde bana göre Dünya’daki kadim ve modern şehirlerin dışında inanç merkezli, semavi bir şehir olarak karşımıza çıkar. Gönlüm ve kalemim elvermese de Dünya şehirleri ile mukayese yapmamız durumunda kadim ve modern arasında derin uçurumlar olan bir şehir olarak karşımıza çıkar Mekke. Kâbe ve diğer inanç dünyamızın kutsal mekânları gönlümüzün ve aklımızın en müstesna yerinde yer almasına rağmen geçmişin kadim mimarisinin ve şehir dokusunun yok edildiği, modern tarzdaki gökdelenleri, şehrin periferisine doğru ilerleyince çarpık yapılaşmaları, geçmişinden kopuk, Arabistan sıcağına rağmen soğuk yapılar ve binaların karşıladığı bir şehir haline getirilmiş günümüzde. Bizler Mekke’nin şehir planı olarak soğuk yüzüne değil, inanç sistemi bağlamında semavi bağlarına, muhabbetine ve Rabbimize yakınlaştıran bir mekân ve şehir olarak değer veriyoruz.

Mekke ile ilgili yukarıdaki düşüncelerimden sonra burada şehrin kimliğine ve derununa doğru yolculuk yapabiliriz artık. Medeniyetimi- zin doğduğu şehir Mekke ismi nereden ve hangi anlamlara gelmektedir? Kur’ân-ı Kerîm’de Mekke için kullanılan “Ümmü’l-Kurâ” “Anakent” veya “başkent” olarak dilimize çevirebiliriz. Ümmü’l-kurâ ifadesinin anaşehir anlamına gelen İngilizce “metropolis” kelimesine tekabül ettiği söylene- bilir. Yani İslam medeniyetinin başkentidir bizim için Mekke. Kur’ân-ı Kerîm’de “Ümmü’l-Kurâ”, “Bekke” ve “el-Beledü’l-Emîn” isimleriyle de zikredilmiştir bu şehir. Mekke ve Bekke, Bâbil lisânında “beyt: ev” mânâsında kullanılmış bir yer ismidir.

Mekke için “karye”, “meâd”, “el-beled” gibi adlar da kullanılmıştır. Mekke’ye bunların dışında “Salâh, Bâsse, Bessâse, El-besâse, Nâsse, El-be- ledü’l-harâm, El-mescidü’l-harâm, Arş (arîş), Kadîs, Kādise, Makdese, Kûsî, Harem, Berrâ, Mu‘tışe, Ratec, Ümmü rahm, Ümmü’r-rahmân, Ümmü zahm, Ümmü subh, Büsâk, Re’s, Nâbiye, Beniyye, Bathâ, Fârân, Tâc, Sebbûha” gibi şehrin kutsallığı ve Kâbe’ye bağlı olarak düzenlenen merasimlerle ilgili isimler de verilmiştir tarih boyunca.

Mekke adının geçtiği bilinen en eski belge Batlamyus’un II. yüzyıla ait Coğrafya adlı eseridir. Burada Mekke, Asya’nın altıncı haritasında Macoraba şeklinde anılır. Fakat bu tarihten çok daha önce Mekke’nin diğer bir ismi olan Bekke’nin Ahd-i Atîk’te yer aldığı bunun çeviriler sırasında tahrif edildiği bilinmektedir.

Sebe ve Habeş dilinde “mukaddes ibadet mahalli, tapınak” gibi anlamlara gelen Macoraba, aynı manada olmak üzere seslilerin belirtilmediği Güney Arabistan yazısıyla “mkrb” şeklinde yazılan mekverab kelime- sinden türemiştir ve Arapça kurb kökünden makreb (kurban yeri, mihrap, mukaddes yer) kelimesine dayanmaktadır. Diğer bir görüşe göre ise Arapça “mkk” (ev) ile “rbb” (ilâh) masdarlarının bir araya gelmesiyle mak- reb şeklini almıştır. Her iki durumda da Mekke adı Kâbe ve şehrin dinî merkez olmasıyla ilgilidir.

Ceziret-ül Arap’ta “Ümmül Kura” yani “ Şehirlerin Anası” olarak bi- linen Mekke-i Mükerreme, yer yüzünde insanlık için çok müstesna bir yere sahiptir. Şehirlerin anası Mekke’yi özel kılan kalbinde barındırdığı Kabe-i Muazzama’dır. Kabe, dünyadaki tüm Müslümanlar tarafından, en kutsal mekan olarak kabul edilmektedir. Kâbe olmadan Mekke’nin hiçbir anlamı ve değeri olmaz. Kâbe, medeniyetimizin kalbidir. Kalp at- tığı ve var olduğu için Mekke bizim için şehirlerin anası olarak varlığını sürdürecektir.

Mekke, güneyde Yemen’e, kuzeyde Akdeniz’e, doğuda Basra körfezine ve batıda Kızıldeniz Limanı Cidde’ye komşu olup Afrika istikâmetine giden yolların kesişme noktasında, iktisadi yönden çok müsait bir mevkide kurulmuş bir şehirdir. Şehrin kurulduğu kısma “Batn-ı Mekke”, Mescid-i Harâm’ın bulunduğu yere ise “el-Bathâ” denilmiştir.

Kurulduğu günden bu yana çevre bölgelerden insanların buraya hac ve ticaret yapmak için gelmeleri sebebiyle, Mekke’nin, Resûlullah (SAV)’tan önce de bu adla anıldığı kaynaklarda belirtilir. Mekke, sadece dini değil, ticari ve kültürel öncülüğü, birleştirici ve toparlayıcı bir görevi olan şehir olarak karşımıza çıkar.

Mekke’yi şehirlerin anası yapan önceliklerini burada belirtmek gere- kir. Mekke arazisi ziraata elverişli olmadığı için, orada yaşayan ahali maişetini ticari faaliyetlerden sağlamıştır. Bu sebeple Mekke’nin Arabistan yarımadasında hem dinî hem de ticari açıdan önemli ve merkezî bir yeri olmuştur tarih boyunca.

İnsanoğluna ilk yerleşke yeri olarak seçilen ve ilk imar yeri olan Mekke, iklim ve coğrafi özellikler bakımından da oldukça müstesna hikmetlerle dolu bir şehirdir. Coğrafyası, iklimi, tabiatı ve doğal güzellikleri ile Dünya’da o kadar mükemmel ve güzel bölgeler varken, Kabe’nin imarı için Ceziret-ül Arap’ta bir çölün ortasında yer alan; kurak ve çorak olan “Gözyaşı Vadisi”nin seçilmiş olması, hikmeti içinde barındıran düşündürücü ve idrak edilmesi gereken bir durumdur insanlık tarihi için.

Dünya üzerindeki doğal güzellikleri, coğrafi konumu, iklimi ile ön plana çıkan şehirler ile mukayese edildiğinde, insanlık için çekici olmayan bu çorak vadiyi; Cenab-ı Hak, bazı ayetlerini göstermek için emir ve Külli İradesi’yle imar ettirip şen hale getirmiştir. İnsan için yaşanılası cazip bir konuma sahip olmayan bu yer, Allah’ın emir ve iradesiyle bir anda öyle bir şenlenmiştir ki adeta bir cazibe merkezi haline gelmiştir. Tüm Müslümanlar için en çok sevilen ve çok arzu edilen bir mekân haline gelen Beytullah, insanlığa atası olan Hz. Adem’i (a.s) hatırlatmakla kalmaz, insana su ve topraktan yaratıldığını da hatırlatır. Nereye baksanız taş ve toprak görürsünüz; bu kurak yerde, hiç eksilmeyen bütün insanlığın susuzluğu- nu giderecek olan Zemzem’i şifa olarak buluruz, ikisinin iç içe olması çok ibret ve hikmet barındırır.

Mekke dünyevi olarak insana hoş gelen, duyguları uyandıran güzellikleri barındırmaz. Şehirlerin anası Mekke, bütün şiddetiyle dünyeviliği reddeder. Adeta dünyaya ait olmayan bir şehir gibi, insanlığı dünyadan ayrı bir yere davet eder. Şehirlerin anası Mekke, diğer dünya şehirlerinden farklı bir fıtrata sahiptir. O, her zaman dünyayı terk etmeye davet eder. Kendine davet ederken, aslında dünyayı terk etmeye davet eder biz inananları.

Bütün maddelerden ve dünyevi hislerden sıyrılıp, saf bir şekilde Allah’a yönelmenin adıdır Mekke… Hz. İbrahim’in yaptığı çağrıya icabet yeridir Mekke… Son Peygamber Hz. Muhammed’in (SAV) yolundan gitme yeridir Mekke… İlahi çağrıyı duyanların görebildiği, yüz süre- bildiği şehirdir Mekke… Bütün insanlığa, dünyayı bırak Rabbine bak, diyen şehirlerin anasıdır Mekke…

Şehirlerin anası Mekke’yi farklı yapan, cazip kılan, mimari ve şehir planı ile değil inanç sistemi ile kendine ram eden değerlerini burada belirtmek gerekir.

Şehirlerin anası Mekke; Peygamberimiz Hz. Muhammed’in (SAV) doğduğu şehirdir.

Şehirlerin anası Mekke; rahmet kaynağı, vahyin geldiği şehirdir.

Şehirlerin anası Mekke; yeryüzünde, Allah rızası için ilk inşa edilen mabedin bulunduğu; pek çok Peygambere ev sahipliği ve davet merkezliği yapan ve sığınanlar için güvenli kılınan şehirdir.

Şehirlerin anası Mekke; Zemzem ve toprak ikilisinin şehridir.

Şehirlerin anası Mekke; Kâbe’nin bulunduğu ve hac ile umre ibadetinin ifa edildiği kutsal şehirdir.

Şehirlerin anası Mekke; coğrafi bütün olumsuzluklara rağmen (kuraklık, sıcaklık, dağ, taş, çöl, toz, kum vb..) insanları kendine çeken Dünya’nın merkezi bir şehirdir.,

Şehirlerin anası Mekke; kibirlilerin kibrini yerin dibine sokan, Allah’ın kullarının ibadet için yoğunlaştıkları manevi bir merkez şehirdir.

Şehirlerin anası Mekke; beldelerin en emini ve güzeli, Allah için en sevimli olan şehirdir.

Şehirlerin anası Mekke; insanlık tarihi boyunca önemli olayların yaşandığı şehirdir.

Şehirlerin anası Mekke; aynı anda dünyanın her tarafından farklı ırkları, farklı renkleri, farklı dilleri bir araya getiren, ama bu kadar farklılıklara rağmen aynı kıbleye yönlendiren TEVHİD şehri- dir.

Şehirlerin anası Mekke; dünyanın farklı coğrafyalarından insanları kendine çağıran bir şehirdir.

Şehirlerin anası Mekke; dünyanın her tarafından Müslümanların yöneldiği, yüzünü döndüğü kıble olan tek şehirdir.

Şehirlerin anası Mekke; insanlığın anavatanı olan şehirdir.

Şehirlerin anası Mekke; hali vakti ye- rinde tüm Müslümanların muhakkak ziyaret etmeleri gereken kutsal şehirdir.

Şehirlerin anası Mekke; tarih boyun- ca panayırlarda satış için arz edilen giysiler ve ev aletlerinin topluma arz edilmesiyle âdeta “din, kültür ve geleneksel ticaret fuarı” misyonunu üstlenmiş ilk uluslararası fuarların yapıldığı şehirdir.

Şehirlerin anası Mekke; tarihte panayırlar vasıtası ile kültürel ve ticarî birliktelikleri sağlamakta ve bu bölgede geniş birlikteliği sağlamış Dünya’nın uluslararası ilk sosyal şehridir.

Şehirlerin anası Mekke; panayırlar ile ticaretin yanı sıra Kral/Melik/Kabile başkanlarının ikili görüşmelerine, savaş kararını duyurmaya, öncesine ait borç alacak meselelerini çözmeye vesile ol- muş “Yönetim Forumları”nın düzenlendiği ilk şehirdir.

Şehirlerin anası Mekke; Hicaz Bölge- si ile Yemen, Hindistan, İran, Irak, Şam, Habeşistan ve Mısır arasında gerek kara yoluyla gerekse deniz yoluyla uluslararası ticaretin yapıldığı, ilk uluslararası ticari “Serbest Bölgeler” fikrinin doğduğu şehirlerdendir.

Şehirlerin anası Mekke; İslam öncesi panayırlar vasıtası ile ilk uluslararası “Şiir Festivali” organizasyonun temellerinin atıldığı şehirdir.

Şehirlerin anası Mekke’de İslam öncesi panayırlarda Kureyş kabilesinin kullandığı lehçe hakimdi. Panayır aracı- lığıyla uluslararası kültürün bu bölgeye taşınmasıyla Kureyş Lehçesi zengin bir lehçe haline gelmiş ve Kur’an-ı Kerim de bu lehçe ile ilk bu şehirde indirilmişti.

Şehirlerin anası Mekke; büyük panayırlar sayesinde tarihte İran, Hire, Hindistan, Bizans ve hatta Çin tüccarların ilgisini çeken uluslararası “Dünya Ticaret Merkezi” misyonunu yüklenmiş bir şehir- dir.

Şehirlerin anası Mekke; cihanın/yer- yüzünün merkezi ve kıble-i enam (yaratılmışların kıblesi) olarak da isimlendirilen şehirdir.

Şehirlerin anası Mekke; Kur’ân’daki kullanımında ümmu’l-kurâ bir uyarı bağ- lamındadır. Bu kullanımlardaki uyarma, şehrin kendisine değil halkına olduğun- dan mana mecaz ve mecaz isnadı sure- tiyle “ehli ummu’l-kurâ” demektir. Mekke denilmeyip “Ümmu’l-kurâ” denilmesi, Mekke’yi âlemdeki bütün şehirlerin bir merkezi gibi olarak görmemiz gereken bir şehirdir.

Şehirlerin anası Mekke; Mükerrem olarak isimlendirilir (Mekke-i Mükerreme). Mükerremenin anlamları ise şunlardır; saygı görmeye değer, muhterem olan, sayılan, hürmet edilen, aziz olan, onurlandıran, yol gösteren. Mekke böyle güzel sıfatları isminde taşıyan şehirdir.

Şehirlerin anası Mekke; panayırların kuruluşunun ve düzenlenişin temel ama- cı ticaret olmasına karşın çeşitli oyunlar oynanmasına ev sahipliği yapmaya başlamış, deve yarışları ve at yarışları gibi mücadele sporları yapılmasından dolayı ilk uluslararası “Olimpiyat” oyunlarına ev sahipliği yapmış bir şehirdir.

Şehirlerin anası Mekke; yerleşim birimi olarak ortaya çıkmasında belirleyici en önemli unsur merkezinde yer alan Kâbe’dir. Bu bakımdan Mekke’de şehir hayatı Kâbe’nin yapımıyla başlayan yer- dir.

Şehirlerin anası Mekke; Kâbe’nin Müslümanların kıblesi olması sebebiyle İslâm coğrafyacıları tarafından hicri III. (miladi IX.) yüzyıldan itibaren dünyayı Mekke’nin merkezinde yer alan Kâbe’ye göre bölümlere ayıran tasarımların geliştirildiği şehirdir.

Şehirlerin anası Mekke; merkezin- de Kâbe’nin yer aldığı bir daire şeklin- dedir; yeryüzündeki ülkelerin her biri Kâbe’nin bir cephesine bakar. Bundan dolayı Kâbe’nin etrafında gerçekleşen tavaf dünyanın kendi etrafında dönüşünü sembolize eder.

Benzer İçerikler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir