25 Temmuz 2024, Perşembe

Filistinliler Toprak mı Sattı? – Dr. İbrahim MEKKİ

Eki Çağ Filistin’i

Şam bölgesinin güney sahilinde eski çağlardan beri Araplar, Yebûsiler, Kenâniler, Ârâmiler, Rumlar ve İsrailoğulları yaşıyordu. Yahudiler ise M.Ö. 587 yılında Babil İmparatoru II. Nebukadnezzar, tarafından Filistin’den Irak’a sürgün edilmişti. Daha sonra M.Ö. 539 yılında İran kralı II. Kiros, Yahudilerin Filistin’e dönmelerine müsaade etmişti. M.Ö. 63 yılında ise Romalılar, Filistin’i işgal ettiler. M. 70 yılında gelindiğinde Süleyman Heykeli’ni yıktılar ve Yahudilerin Filistin’e ve özellikle mukaddes kabul ettikleri şehre girmelerini yasakladılar. Böylece Filistin Yahudilerden arındırılarak 6-7 asır boyunca bir Rum-Arap-Hristiyan memleketi olarak kalmaya devam etti.

İslam Fethi

Hicri 11, Miladi 632 yılında Hz. Muhammed (S.A.V), Filistin’in fethi için sahabeden Üsame bin Zeyd komutanlığında bir ordu hazırlamıştı. Ancak Resulullah’ın vefatı ve Riddet savaşları yüzünden bu fetih biraz gecikti. Daha sonra 15/636 yılında Hz. Ömer döneminde sahabeden Ebû Ubeyde bin Cerrah komutanlığında 6 aylık bir kuşatmadan sonra Filistin fethedildi. O tarihten 1. dünya savaşına kadarki bu 12 asırlık dönem, haçlı seferleri ve Moğol istilası sayılmazsa Filistin’in yaşadığı en uzun barış, istikrar ve huzur dönemidir.

Haçlı ve Moğol Dönemi

Avrupa’dan gelen Hristiyan savaşçılar Filistin’i (1099-1187) yaklaşık bir asır işgal altında tuttu. Uzun yıllar süren hazırlıklardan sonra Eyyûbiler, Şam sahilini ve Kudüs şehrini 584/1187 yılında haçlılardan arındırdılar. Bir asır geçmeden Orta Asya’dan İslam memleketlerine saldıran Moğollar, (1260-1300) Filistin’e iki büyük hamle yaptı. Müslümanlar bu iki hamleye karşı savaşmışlardı. Ancak Memlukler Mısır’dan hareket edip Moğolları Ayni Calut Savaşı’nda savurmuşlardı. Yahudiler ise bu savaşa müdahil olmamışlardı. Zaten o dönemlerde Filistin’de Yahudiler yaşamıyordu.

Osmanlı Filistin’i

Yavuz Sultan Selim, 1516 yılında Mercidâbık Savaşı’yla Filistin’i Osmanlı hakimiyeti altına aldı. Mescid-i Aksa’nın en önemli tadilatı ve Kudüs surlarının onarımını Osmanlı döneminde yapılmıştı. O dönemde çok sayıda cami, kilise, ayazma, medrese, tekke, türbe, aşevi, hastane, yetimhane ve oralara finans sağlayacak vakıflar kurulmuştu. Limanlar onarıp genişletilmişti. Karayolları, demir yolları döşenmişti. Osmanlı devleti, Filistin’in sadece alt yapısı ile değil; eğitimi, kültürü ve hayat kalitesiyle de ilgilendi. İstanbul’da hayat kalitesi neyse Kudüs’te de aynı düzeye getirmeye çalışmıştı.

Filistin’de Yahudi Var Mıydı?

Osmanlı hakimiyetine yeni giren Kudüs Mutasarrıflığında 16. yüzyılın bir kısmını kapsayan 970/1562 tarihli 342 no’lu Tapu Tahrir Defteri’nde hiçbir Yahudi’nin adına kayıtlı ev, dükkan, arsa ya da bahçeye rastlanmamaktadır. Öyle ki Silvân’daki Yahudi mezarlığı bile, Musevilere kiralanmış Müslümanlara ait bir vakıf toprağıdır.

1838 yılında hassa topraklarının büyük bir kısmı özel mülke dönüştü. Dolayısıyla yabancı Yahudiler, Filistin’de toprak satın alma fırsatını bulmuştu. Ancak Filistin ahalisi, Yahudilere gayrimenkul satmamışlardır. Kavalalıların Şam bölgesinden çekildikten sonra Avrupa ülkeleri, Osmanlı’daki azınlıkları himaye etme yarışına girdiler. Fransa Katoliklerin, Rusya Ortodoksların, İngiltere ise Protestan ve Yahudilerin hamisi haline gelmişlerdi. Bu diplomatik himaye yüzünden bir sürü Yahudi Filistin’e meşru ve gayrı meşru bir şekilde yerleşmiş. Ancak yine de Yahudiler nüfus olarak azınlık kalmışlardır. Öte yandan Yahudilikteki “Aliyah” kavramı yani “Ard-ı Müv’ûd’a geri dönüş” doktrini ve bunun devamı olan Siyonizm Hareketi, Filistin topraklarını hedef aldı. Bu şekilde Filistin toprakları, Avrupa-Yahudi ittifakıyla karşı karşıya bırakılmak durumunda kalmıştı.

1858 Arazi kanunnamesi

Osmanlı devleti, 1897 yılında İsviçre Basel kentinde toplanan ilk Siyonizm kongresinden çok daha önce Filistin’de Yahudi emellerini fark edip buna karşı bir takım önlem almıştı. Bu önlemlerin en önemlisi Arazi tür ve statüler ile ilgili çıkarılan kanunlardır. 1858 yılında çıkan Arazi kanunnamesi bu kanunların en önemlisi idi.  Bu kanunnameye göre Arazi beş türe ayrılmıştı. Türüne göre satışa yasaklar koyuldu. Birinci tür Miri Araziler yani devlet arazileridir. Arazi Kanunnâmesinde geçen “Sabanın girdiği her toprak devletindir.” fıkrasına istinaden şehir, köy ya da kasaba dışındaki topraklar genelde devlet arazisidir. Bu tür arazinin sahibi devlet olduğu için ancak devlet satışa çıkarabilmektedir. İkincisi ise Vakıf Arazileridir. Bu arazilerde vakfeden şahıs Allah rızasına vakfettiği için bu arazinin sahibi o şahıs değil artık, Allah’tır. Böylece vakıf arazisini ne şahıs ne devlet ne de vakfın mütevelli heyeti satamaz. Devlet ise vakıf arazilerini korumakla mükelleftir. Üçüncü arazi türü ise Metrûk Araziler sıfatını haizdir. Otlak, odun toplamak gibi kamu yararına mahsustur. Bu arazinin sahibi bölge halkı olduğu için satması kimsenin hakkı değildir. Devlet yine kamu yararına tahsis edilen arazileri de korumaktan sorumludur. Dördüncü arazi türü Mevât Arazidir. Adından anlaşıldığı gibi kayalık, bataklık ya da çöl gibi ölü topraklardır. Böylesi toprağa kimse talip olamadığı gibi satıcısı da yoktur. Beşinci tür ise Özel Mülk Arazileridir. İşte bu tür arazileri sadece sahibi olan gerçek ya da tüzel kişi satma hakkına sahiptir. Ancak Osmanlı devleti, özellikle Kudüs Mutasarrıflığında her türlü gayrimenkulün yabancı Yahudilere satılmasını yasaklamıştı.

Yahudilere Toprak Satıldı mı?

Kanuna aykırı olarak bir toprak, mesken ya da dükkan yabancı bir Yahudi’ye satılmışsa, o zaman devlet o gayrimenkulü müsadere edip aynı fiyata bir Müslüman vatandaşa tekrar satılmasını sağlar. Osmanlı arşiv belgelerinde bu yasak ile ilgili rastlanan en eski kayıt 1846 yılına aittir (A.MKT.MHM.2.10) Bu kayda göre Kudüs’te Yahudi ve ecnebilerin mülk ve arazi satın almaları açık bir şekilde yasaklanmıştı.

Siyasal Siyonizm

Dini Siyonizm hareketinden sonra 1896 yılında Macar asıllı Yahudi gazeteci Theodor Herzl, “Yahudi Devleti” (Judenstaat) adlı kitabını yayınladı. Hemen ardından 1897 yılında İsviçre’nin Basel kentinde düzenlenen bir kongrede Dünya Siyonist Teşkilatı, kuruldu. Theodor Herzl, bu teşkilatın başkanı seçildi. 1901 ve 1902 yıllarında Herzl, Sultan II. Abdülhamid ile iki kere görüşebildi. Bu görüşmelerin ikincisinde, Sultan II. Abdülhamid’e, devletin Düyun-i Umumiyesinin tamamen silinmesi karşılığında Arz-ı Filistin’i kendilerine satmasını teklif etti. Sultan II. Abdülhamid, bu teklifi reddetti. Sonraki yıl Filistin’de sadece yabancı Yahudilere değil Osmanlı tebaası Musevilere bile arazi satışını tamamen yasakladı. (BEO.2159.161871)

İkinci Meşrutiyet ve Filistin

Elindeki devasa sermaye ile Siyonizm hareketi, Filistin’i Osmanlı’dan satın almayı teklif etti. Ancak Sultan II. Abdulhamit kesinlikle bu teklifi reddetti. Padişahın 1909’da tahttan indirilmesinden sonra “İttihat ve Terakki Cemiyeti” Filistin’de yapılan bazı satışlara göz yummuştur. Çoğu 19. yüzyılda hile, rüşvet ve sahtekarlıkla yapılan satışlardan kaynaklanan Yahudi yerleşim merkezlerinin sayısı 22, tasarruflarında olan arazi miktarı yaklaşık 219 bin dönüm ve kırsal nüfusları ise 5.210 olarak tespit edilmiştir. Filistin’in toplam yüzölçümünün hemen hemen 30 bin kilometre kare, yani yaklaşık olarak 30 milyon dönüm olduğu düşünülürse, 19. yüzyılın bitiminde Yahudilerin elindeki 219 bin dönümlük toprak, tüm yüz ölçüm ancak % 0.73’ten ibarettir. Yani Filistin Osmanlı devrinde satılmamıştır. Ancak Filistin 1916 yılında, birinci dünya savaşını kaybeden Osmanlı hakimiyetinden İngiliz mandası altına girdikten sonra, arazi kayıpları başladı. İngilizler devlet, vakıf ve metruk arazilerinin büyük bir kısmını Yahudilere vermişlerdir. İngiliz işgali sırasına Irgun, Haganah ve Avraham Stern’in kurduğu Lehi Yahudi terör örgütlerinin Filistinlilere karşı başlattıkları katliamlar, İsrail devleti kurulunca daha kanlı bir şekilde devam etmişti. Öyle ki Filistin halkının büyük bir kısmı komşu ülkelere sığınmıştı ve hala mülteci olarak Suriye, Lübnan ve Ürdün’de yaşamaktadırlar. Eğer Filistinliler söylenildiği gibi topraklarını satmış olsalardı, ne Gazze ve Batı Şeria’da mülteci kamplarında ne de komşu ülkelerde Filistinli mültecilerin fakir ve sefil durumda yaşadıklarını göremezdik.

Benzer İçerikler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir