21 Temmuz 2024, Pazar

Anadolu Ruhunda Dayanışmanın Söze Yansıması – Erol ERDOĞAN

Anadolu Ruhunda Dayanışmanın Söze Yansıması

Milleti tanımlayan bir hususiyetten söz ediyorsak, o hususiyet, çalışma hayatı, insan ilişkileri, eğitim, sanat, üretim, ticaret, çarşı pazar gibi hayatın her boyutunda maddi manevi, somut soyut, kişisel toplumsal olarak kendini tezahür ettirir. Milleti tanımlayan hususiyetlerin bütününe veya ayırt edici bütünlüklerine ruh diyebiliriz. Ruh, bazen somut olarak görülür, bazen varlığını hissettirir, bazen de onu sonuçlarından anlarız.

Dayanışma ruhu, Anadolu coğrafyasının temel vasıflarından biridir. Dayanışma aynı zamanda, topluma ait değerlerin sonuçlarındandır. Dayanışma tercihtir, ahlaktır, erdemdir.

Bir milletin ruhunu, en çok dilinden, sözünden, edebiyatından anlarız. Harf, hece, kelime ile pişen ruh, kendini hayatın farklı alanlarında inşa etmeye başlar. Söz çeşitlidir; kelimedir, deyimdir, atasözüdür, şiirdir, şarkıdır, türküdür.

Dayanışmanın Kelimeleri

Dayanışma ahlakımızı ve kültürümüzü yansıtan kelimelerimiz çoktur. Benzer gözükse de nüansları vardır. Dayanışma kelimesinin hemen yanına yardımlaşma ve paylaşma kelimelerini ilave edebiliriz. Sonrasında paydaşlık, imece, iyilik, ikram diyebiliriz. Dayanışmacı kelimelerimizi ihsan, lütuf, infak, sadaka diye sürdürebiliriz.

Bir de hemhâl var ki, dostça halleşmenin ifadesidir. Hemhâl olmak kolay değildir, önce aklen anlamak sonra da tavır ve tutum olarak hâl ortağı olmak gerekir.

Diğerkâm kelimesi de hemhâle yakın bir anlama sahiptir. Diğerkâmlık, insanın çıkar gözetmeden veya ödül beklemeden, bazen de bedel ödeyerek ya da masraf yaparak, başka insanların veya toplumun iyiliği için çalışmaktır. Yeni sözlüklerde, diğerkâmlık kelimesi özgecilik, esirgemezlik, elcilik gibi kelimelerle de açıklanmaktadır.

İsar ise bambaşka bir hâldir. İsar ile dayanışan ile dayanışılanın ayırt edilemeyecek kadar aynileşmesi gerçekleşir.

Sadaka ise karşılıksız dayanışmanın, içten iyiliğin ve hayırseverliğin adıdır. Sadaka-i cariye ise asırlarca kuşaktan kuşağa devam edecek ırmak misali bir dayanışmadır. Akar da akar, dere tepe gider, her çağda başka insanlara can suyu olur.

İmece apayrı bir kelimedir; kitabı bile yazılabilir. İmece dayanışmanın kitleselleşmiş hâlidir, müthiş bir kültürdür, Anadolu’nun has tavrıdır. Kaynaklarda anlatıldığına göre, köylerde suyolları ve kanalizasyonunun yapılması, yol açılması, meranın temizlenmesi, düğün yerlerinin kurulması, okul ve camii inşaatı ile buraların tamiri, okul ve cami ile köy odasına yakacak odun kesilmesi, köye gelen misafirleri ağırlamak gibi pek çok iş imeceyle gerçekleştirilmiştir.

İmecenin bir boyutu da salmadır. İmece için para gerekiyorsa bu para salma ile toplanır. Salma, kişiden çok ailenin katkısıdır. Her aile, ölçüsü oranında maddi katkı sağlar. Hukuken olmasa da örf olarak zorunludur bunu ödemek. İmecenin köy veya kasabalarda yazılı olmayan, herkes tarafından kabul gören, bir hukuku ve töresi vardır.

İmecenin bir türü de sığırtmaçtık veya keşiktir. Köylülerin bütün hayvanları birlikte otlaklara götürülür, gün boyu karınlarını doyuran hayvanlar, akşam kendi ahırlarına bırakılır. Bu bazen, masrafları ortak karşılanan sığırtmaçlarla bazen de köylülerin dönüşümlü keşik yöntemiyle yapılırdı. Son yılların revaçta olan kelimelerini de listemize dâhil edelim; Empati, duygudaşlık, toplum yararı, paydaşlık, gönüllülük…

Gönüllülük güzel bir kelime. Gönülden olanı, gönüllüce yapılanı anlatmaktadır. Empati ise dayanışmanın, iyiliğin, el vermenin ilk adımıdır. Empati olmadan, dayanışmaya ihtiyacı olanı anlayamayız, fark edemeyiz. Empatiyle başlayıp dayanışma, yardımlaşma, paylaşma ile devam edilmeli.

Dayanışmacının Kelimeleri

Dayanışma varsa, dayanışmacı vardır. Onların da kelimeleri var. Mesela gönüllülük faaliyetinde bulunana gönüllü, iyilik yapana iyiliksever, hayır hasenat yapana hayırsever, yardım yapana yardımsever, hamilik yapana hami veya hamiyetperver, bağış yapana bağışçı, vakfedene vâkıf diyoruz.

Vakıf başlı başına bir tarihin adı. Zaman zaman, bu tarihi serüvenimizi “vakıf medeniyeti” diye de tanımlarız. Hem de öyle ilginç vakıflar var ki “Helal olsun atalarımıza!” dedirtiyor.

Birlikte yol gidenlere yoldaş, birbirlerine arka çıkmada ve kollamada dayanışma içinde olanlara arkadaş, gönülden dost olanlara da gönüldaş deniliyor. Dayanışma anlamını da içeren –daş eki ile biten omuzdaş, ülküdaş, sırdaş, paydaş gibi başka kelimelerimiz de var.

Ensar ve muhacir ikilisini de dayanışma kültürünün tarihi kelimeleri olarak listeye ekleyelim. Yüz yıllar önce yaşansa da, ensarlık ve muhacirlik anlayışı günümüze de ışık tutuyor, ilham oluyor.

Bir kelimeden daha bahsedeceğim. Bu kelime başka kültürlerde var mı bilmiyorum ama olağanüstü bir dayanışmanın, dostluğun, kaderdaşlığın adı. Dua gibi, duadan da öte. O kelime; Ahretlik. Anlamı şöyle; Birbirlerini ahret kardeşi sayan kadınlardan her biri, ahret kardeşi.

Dayanışmacı Deyimler ve Atasözleri

Anlatıma akıcılık, çekicilik katmak ve az sözcükle çok mana ifade etmek için deyimlere başvururuz. “El” kelimesi dayanışma kültürünün anahtar kelimelerindendir. Aklımıza gelenleri sayalım; El atmak, el vermek, el uzatmak, eli ayağı olmak, elinden tutmak, el ele vermek, elinden geleni yapmak… Omuz da öyledir; Omuz atmak, omuzda taşımak, omuz vermek, omuz omuza olmak…

Dayanışmacı deyimlerimize şunları da ekleyelim; Kol kanat germek, arka çıkmak, destek vermek, işin bir tarafından tutmak, eksik gedik tamamlamak, yardımına koşmak, yardımı dokunmak, yara sarmak, imdadına yetişmek, imdadı olmak…

“Çorbada tuzu olmak” deyimi ise herkesin ağzındadır. Buradaki tuz hem lezzet, hem sağlık, hem dayanışma vesilesidir. “Senin de çorbada tuzun olsun” cümlesi, insanı bir işin içine katmaya yeter.

Dayanışmayı, yardımlaşmayı, iyiliği anlatan atasözlerimiz de çok. Sanıyorum çoğumuzun aklına ilk olarak “İyilik yap deniz at, balık bilmezse Hâlık bilir” sözü gelir. Bana göre, balığın bilmesine gerek yok, Allah zaten bilir. Onun için, bu sözü, bundan sonrası için “İyilik yap unut, Hâlık unutmaz” diye revize etmek isterim.

“Bir mum diğer mumu tutuşturmakla ışığından bir şey kaybetmez” atasözü ise yardımlaşmanın zamanı, emeği, malı mülkü çoğaltacağını anlatıyor. “Bir elin nesi var, iki elin sesi var” atasözünü ise, ilkokul ve ortaokul dönemlerimizde, hakkında en çok kompozisyon yazdığımız sözler olarak hatırlıyorum. Kesinlikle öyledir, iki insan bir araya geldiğinde bereket oluşur, dayanışmanın ruhu ile üç beş kişilik iş çıkarılır.

Bir de dayanışmanın zarafetini anlatan atasözlerimiz var. Mesela “Kaşıkla verip, sapıyla gözünü çıkartma” sözü bunların başında gelir. “Sağ elinin verdiğini sol elin görmesin” atasözü de dayanışma, yardımlaşma, kaynaşma yapılırken incitmemenin önemli olduğunu anlatmaktadır.

Dayanışmanın Zamanları

İnsan ne zaman yardımlaşır, dayanışır, iyilik yapar, dert azaltmaya koşar? İnsan, her zaman dayanışma içinde olur. İnsanın doğasında, yaratılışında, hamurunda yardım almak, yardım yapmak, omuz vermek, el açmak ve el vermek var. Bunlar, insanın, iradesi sınırlı ve sosyal bir varlık olmasının neticesidir. Bunlar, normal dayanışmalar ve yardımlaşmalardır.

İnsan, haftanın veya yılın bazı zamanlarında daha fazla yardımlaşma ve dayanışma içinde olur. Mesela Müslümanlar Cuma günleri, Ramazan ayında ve bayramlarda iyilik damarlarını kabartırlar. Böyle zamanların Allah tarafından kendilerine verilmiş özel vakitler olduğu için, bu anlarda ibadeti de, hayır hasenatı da, iyiliği de, duayı da artırırlar. Bunlar, bereketli dayanışmalar ve yardımlaşmalardır.

İnsan, sevdikleri veya tanıdıklarının özel durumlarında da dayanışmayı önemser. Mesela düğünlerde, bebek doğumlarında, ev alımlarında, borç ödemelerinde, seyahatlerde, iş aramalarında dayanışma ruhu artar. Bunlar, dostluk amaçlı dayanışmalar ve yardımlaşmalardır.

İnsan, toplumun ortak ihtiyaçlarının temininde de dayanışmaktan kaçınmaz. İmece, salma, elbirliği, paydaşlık bunlardan bazılarıdır. Bunlar, toplumsal dayanışmalar ve yardımlaşmalardır.

İnsan, zor durumlarda ve kötü günlerde, insanların derdine ortak olmak, sıkıntıları hafifletmek, bir eksiği tamamlamak, gözyaşını silmek için çaba gösterir. Bunlar, hâlden anlamalı dayanışmalar ve yardımlaşmalardır.

Kötü Günde Dayanışmak

Dayanışmak her zaman güzeldir, yardımlaşmak her zaman eksik kapatır, iyilik her zaman sevaptır ama bazı zamanlarda el ele vermek veya desteğe koşmak paha biçilemez derecede kıymetlidir. İnsanın kumaşı, milletin ahlakı, inancın kaviliği böyle anlarda belli olur. Yardımlaşmanın paha biçilemez olduğu zamanların başında kötü günler gelir. Savaşlar, göçler, sel felaketleri, yangınlar, depremler kötü günlerdir.

Anadolu insanının kötü günlerde dayanışma karnesi parlaktır. Anadolu ruhu dediğimiz de budur. Anadolu insanı her zaman yardımlaşır, zor zamanda daha çok yardımlaşır. Buna tarih şahittir; dün öyleydi, bugün öyle, yarın da öyle olacak. Ruh, öyle birden çekip gitmez, kaybolmaz, bir bakarsın çıkıp gelmiştir.

Anadolu’nun kuşatıcı ve şifa verici dayanışma ruhunu Kafkas göçünde, Balkan göçlerinde, Irak ve Suriye göçlerinde gördük. Ayrıca 1999 depreminde, 15 Temmuz 2016’da darbe girişiminde, 2019 sonrası birkaç yıl boyunca salgın sürecinde gördük. En son 6 Şubat 2023 tarihinde gerçekleşen ve 10’dan fazla ilimiz ile Suriye’yi etkileyen depremlerde de insanımızın dayanışma, yardıma koşma, elinden geleni esirgememe ruhuna bir kez daha şahit olduk.

6 Şubat depremlerinde sergilenen iyilikleri yazmaya kalksak buna güç yetiremeyiz. Unutulmaması için bazılarını kayda geçirmek isterim.

Beni en çok memnun edenlerden bazıları şunlardı:

  • Deprem enkazından kurtarılmasının peşinden, kendi yarasına beresine bakmadan, arama kurtarma faaliyetlerine katılarak komşularını kurtaranlar.
  • Enkaz altındayken yine enkaz altında olanlara moral veren, su veya yiyecek veren, enkaz altındaki kedileri besleyenler.
  • Ülkemizin her yanından deprem bölgesine revan olan yardım konvoylarının, trafik akışını olumsuz etkileyecek kadar yollar boyunca oluşturduğu o harika TIR kuyrukları.
  • Deprem yardım kampanyalarına altınlarını, bileziklerini, yüzüklerini gönderen Anadolu’nun gönlü geniş kadınları.
  • Cebindeki harçlığını yol parası yaparak deprem bölgesine ulaşan ve orada gece gündüz çalışan üniversiteli gençlerimiz.
  • Şimdiye kadar “gönüllü” olmamıştım ama bu deprem vesile oldu diyerek Kızılay başta olmak üzere pek çok kuruluşun gönüllülük programına kayıt yaptıranlar.
  • Bölgeye ulaşarak sanatını, zanaatını, mesleğini bir süreliğine orada gönüllülük kapsamında icra eden aşçılarımız, duvar ustalarımız, inşaat işçilerimiz, öğretmenlerimiz, imamlarımız, psikologlarımız, doktorlarımız…
  • Deprem bölgesinde eksiklik oluştu diyerek ilgili illere tayin isteyen memurlarımız.
  • Bunları örnek olsun diye yazdım. Kitabını yazsak yeridir, say say bitmez, yaz yaz sonu gelmez. Olumsuzluklar da vardı ama iyilikler daha çoktu. Hem de o kadar çoktu ki, üç beş aya yetişmez denilen pek çok iş, devletin gücü ve milletin omuz vermesiyle daha kısa sürede yapıldı.

Anadolu ruhunun dayanışmacı damarı kendini koruyor, zaman ve mekân boyutunda yeniden var oluyor, kendini yeniden üretiyor. Biz ruhumuza güvenelim, yaşayarak onu güçlendirelim.

Benzer İçerikler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir