21 Temmuz 2024, Pazar

Son Saldırılarında İsrail’in Ortaya Çıkan Güvenlik Zaafı – Ahmet Vefa RENDE

İsrail’in kurulmasıyla birlikte sürekli varoluşsal tehditlerle karşılaşması güvenlik algısını had safhaya taşımıştır.  İsrail’in diasporadaki Yahudilerin sığınabileceği tek yer olması ve jeostratejik konumu itibariyle düşmanlarının arasında bulunması, nüfus ve yüz ölçümü bakımından herhangi bir stratejik derinliğe sahip olmaması ve geçmişte vuku bulan holokost onun güvenlik algısını biçimlendirmiştir. İsrailli yetkililer, geleceklerini ancak güvenli topraklarda sürdürebileceklerini ileri sürmüş, iç ve dış tehditlerden korunmak için büyük efor sarf etmiş, kendisine karşı düşük yoğunluklu bir tehdidi varoluşsal tehdit algılayarak sert bir tepki vermesine ve güvenlik önlemlerini arttırmasına yol açmıştır. Bu kapsamda güvenliğini sağlayabilmek için; kendi toprakları içerisinde yaşayan Arap azınlıktan korunmak; düşmanlarıyla olan savaşları kendi sınırlarından uzak tutmayı; demografik eksikliği telafi etmek için savaşları olabildiğince kısa tutmak; askeri ve psikolojik açıdan caydırıcı bir gücü elinde bulundurmak; istihbarat aygıtlarını geliştirmek istemiştir.[1] Aynı zamanda, İntifada ve Hizbullah ile yaşanan savaş İsrail’in güvenlik hassasiyetini arttırmıştır. Bu iki olay özelinden bakıldığından İntifada ile birlikte İsrail yönetiminin Yahudilerin güvenliğini arttırmak için Araplarla arasında mesafe koymak istediği görülmektedir. Nitekim, Gazze Şeridi’nde kendi vatandaşlarının güvenliğini sağlayamayacağını düşünmesi nedeniyle bölgeden geri çekilen İsrail, yine İntifada’nın etkisiyle birlikte Yahudilerin güvenliğini sağlamanın yolu olarak kendi kontrolü altındaki topraklara Arapların erişimini zorlaştırmak ve sınırlandırmak olduğunu düşünmüş ve neticesinde güvenlik duvarını inşa etmiştir. Kendi topraklarında kalan Arapları ise pasifize etmek için önemli güvenlik düzenlemeleri getirmiştir. Diğer taraftan, 2006 yılında İsrail ile Hizbullah arasındaki savaşta Hizbullah’ın İsrail topraklarına Katyuşa füzelerini göndermesi kısa mesafede hava savunma sistemlerinin geliştirilmesi konusunda İsrail’e uyarı niteliğinde olmuştur. Bu kapsamda, olası füze saldırılarını önleyebilmek için Demir Kubbe Savunma Sisteminin ön plana çıktığı görülmüştür. Ancak yıllar içerisinde, İsrail’in füze saldırılarından korunmak için konuşlandırdığı Demir Kubbe Savunma Sistemi ve yine Yahudilerin güvenliğini sağlamak için demografik olarak Arapları sınırlandırmak ve onları baskı altında tutmak için uygulanan güvenlik uygulamalarının son yaşanan savaşta yeterli olmadığı görülmüştür. Her ne kadar güvenlik duvarı ile Arapların kendi topraklarına erişimini engellemek istese de kendi topraklarında yaşayan ve kendi pasaportunu kullanan Arap vatandaşların bu güvenlik politikasını derinden sarstığı görülmüştür. Aynı zamanda, Hamas’ın Gazze’den İsrail topraklarına gönderdiği yoğun füze atışlarının önemli bir kısmı Demir Kubbe tarafından önlense de İsrail’de büyük bir korku ve endişeye neden olması ve İsrail’in kuzeyinden güneyine kadar bütün stratejik noktaların vurulabileceğini göstermesi, İsrail’in bölgede en önemli düşmanı olarak gördüğü İran ve Hizbullah örgütünün iştahını kabartmıştır.

Ramazan ayında Harem-i Şerif’te ve Şeyh Cerrah Mahallesindeki uygulamalarla birlikte İsrail polisi, Yahudi sağcılar ve Filistinli gençler arasındaki çatışmalar yerini 10 Mayıs’ta Hamas ile İsrail arasındaki bir savaşa bırakmış ve neticesinde İsrail’deki güvenlik algısının tekrardan sorgulanmasına yol açmıştır. Bu savaşta, İsrail taktik ve niceliksel yaklaşım benimserken, Hamas stratejik ve niteliksel bir yaklaşım benimsemiştir. Hamas’ın bu stratejisi İsrail’in güvenlik konusunda ön plana çıkan Demir Kubbe Savunma Sistemi ve İsrail şehirlerindeki demografik sıkıntıları gün yüzüne çıkmıştır. İsrail ile Hamas arasındaki daha önceki savaşlardan ziyade Hamas’ın hem füze kapasitesi olarak stratejik noktalara erişebilmesi hem de Arapları mobilize edebilmesi gerek Arap kamuoyunda gerekse de İsrail kamuoyunda Hamas’ın başarılı addedilmesine yol açmıştır.[2]

Demir Kubbe Savunma Sisteminin Ortaya Çıkan Zaafları  

İsrail’in yüz ölçümü olarak küçük olması ve stratejik derinliğe sahip olmaması güvenlik için Demir Kubbe Savunma Sistemleri’nin önemini arttırmaktadır. İsrailli silah firması Rafael Advanced Defence System ve İsrail Havacılık ve Uzay Sanayi tarafından ortaklaşa geliştirilen, 2011’den beri İsrail’e 1.6 milyar dolarlık ABD fonuyla konuşlandırılan, 2.5 milden 43 mil menzile kadar ateşlenen füzelerin imhası için batarya ve radar ağından oluşan sistem, son döneme kadar başta Hamas olmak üzere Filistin Direnişinin askeri gücünün kısıtlı olması ve ilkel imkanlarla üretilen füzelerin menzillerinin ve etkisinin az olması sistemin herhangi bir sorun yaşamamasına neden olmuştu. Ancak, ilk olarak 2018’in sonunda Gazze Şeridi’nden İsrail’in güneyine gönderilen 690 kadar füzenin sadece 240’ının durdurulması Demir Kubbe Sistemi’nin zafiyetini ortaya çıkarmış ve Gazze’deki direniş gruplarının bunu İsrail’e karşı bir saldırı stratejisi olarak benimsemesini sağlamıştır. Bunun üzerine 2019 yılında sistem İsrail tarafından geliştirilmiş ve bu kapsamda iki ek Demir Kubbe bataryası sipariş edilmiş, böylelikle çok katmanlı bir savunma sistemi oluşturmak istenmiştir. Buna karşı, 2021 Mayıs ayında İsrail ile Filistinli Direniş Grupları arasında yaşanan 11 günlük savaşta yapılan bu iyileştirmelerin İsrail yerleşim birimlerini tam olarak koruyamadığı görülmüştür.[3] Zira, Hamas’ın savaş sırasında İsrail topraklarına gönderdiği füze sayısı daha öncekilere göre emsalsizdi. Gazze Şeridi’nden gönderilen 4350 füzenin %90’ının engellendiği belirtilse de, Demir Kubbe Savunma Sistemi’nin yoğun füze saldırılarına karşı gedik oluşturduğu görülmüştür. Zira, MIT’den Theodore Postol, 2012 ve 2014 yılları arasındaki Demir Kubbe Sisteminin füzeleri önleme videolarını analiz ettikten sonra sistemin füzeleri önleme oranının %90 olmadığını ve hatta bunun tamamen etkisiz olabileceğini belirtmiştir. Yine Norman Finkelstein, Demir Kubbe sisteminin başarısının Hamas’ın füze imkanlarının gelişmemiş olduğundan kaynaklandığını belirtmiştir.[4]

Hamas’ın geçtiğimiz yıllara göre füze kapasitesini arttırdığı, İsrail yerleşim birimlerini güneyden kuzeye kadar vurabildiği, aynı zamanda Ben Gurion Havalimanı ve petrol rafinerisi ve limanları hedef alabildiğini göstermesi Demir Kubbe Savunma Sistemi’nin İsrail’in güvenliği için yeterli olmadığını ve İsrail’de güvenlik zaafını ortaya çıkardığı göstermektedir. Nitekim, İsrail’in güvenliği için Hamas’tan daha önemli bir tehdit olarak algıladığı Hizbullah, nispeten geniş füze kapasitesiyle Demir Kubbe Sisteminin imkanlarını zorlayabilecektir. Zira, Royal United Services Enstitüsü’nden Bay Bronk, bir füzeyi önlemek için iki füze kullanılan sistemin belirli bir zamanda yaklaşık 800 önleyici füze fırlatma kapasitesine sahip olduğunu ve Hamas’ın füze kapasitesinin düşük olmasından dolayı savunmada başarılı olduğunu belirtmiştir. Ancak, İsrail için füze kapasitesinin daha yüksek olan Hizbullah’ın yüksek yoğunluklu füzelerle sistemin etkisini daha da azaltabileceğini söylemiştir.[5

İsrail’in Demografisinin Getirdiği Tehditler 

İsrail’in güvenlik algısında içerisindeki Arap azınlık önemli bir rol oynamaktadır. Yahudilerin geçmişte yaşadığı acılar devletin Yahudi karakterinin korumasını bir öncelik haline getirmiştir. Bu kapsamda, İsrail Devleti’nin Yahudi karakterini tehlikeye atan en önemli güvenlik meselesi demografik tehdittir. Nitekim İsrail tarafından, demografik tehdit Hamas kanalından gelen tehditten daha düşük seviyede olduğu düşünülmektedir.[6] İsrail, bu sorunla başa çıkabilmek için güvenlik hassasiyetini arttırmış ve Arapların İsrail’e geçişini engellemek amacıyla Batı Şeria ve Kudüs’e güvenlik duvarı örülmüştür. Bununla birlikte, İsrail kendi bünyesinde kalan Arapları katı askeri uygulamalarla birlikte örgütsüz hale getirerek kendi güvenliğini sağlamak istemektedir. İntifadadan beri İsrail’deki Arap azınlığın, herhangi bir örgütsel harekette bulunmaması ve güvenliği tehlikeye atmadıkları görülmekte olup, her ne kadar tam olarak benimsemeseler de İsrail toplumuna entegre olduğu düşünülmüştü. Buna karşılık, İsrail vatandaşı olan yaklaşık 2 milyon Arap ayrımcılıkla karşı karşıya kaldıklarını düşünmektedir. Nitekim, iki etnik grup için farklı yasaların uygulandığı İsrail’de 2018 yılında, Knesset’te ulus-devlet yasası çıkarılarak Arapça resmi dil statüsünden kaldırılmış ve İsrail vatandaşı olan Araplar resmi olarak ikinci plana atılmıştır.[7]  Ancak, son savaşla birlikte İsrail yerleşim yerlerindeki bu ayaklanmalardan sonra hem Araplar hem de Yahudiler için önemli bir güvenlik endişesi oluşmuştur. Araplar Yahudilerin çoğunluk olduğu mahallelerden, Yahudiler ise Arapların çoğunluk olduğu şehirlerden geçerken endişelendiği görülmektedir. Arap vatandaşlarının İsrail güvenlik güçlerini Yahudi yerleşimcilerle bir tutması ve güvenliklerinin sağlanması konusunda endişelenmesi, İsrail yerleşim birimlerindeki güvenlik zafiyetini ilerleyen dönemlerde arttırması mümkündür.

Bu süreç dahilinde özellikle Hayfa, Bat Yam ve Lod gibi İsrail şehirlerindeki yoğun Arap nüfusun Filistinli Direniş gruplarının çağrılarıyla birlikte Yahudilerle çatışmaya başlaması, polislere, karakollara, kamu binalarına, araçlara ve sinagoglara saldırması İsrail güvenlik güçlerini beklemediği bir durumla karşı karşıya bırakmış ve güvenlik güçlerinin bu kaosu önlemede yetersiz kaldığı Lod şehrinde olağanüstü hal ilan edilmiştir. Olayları İsrailli Arapların İntifadası olarak nitelendiren Lod Belediye Başkanı Revivo, yönetim zafiyeti olduğunu belirtmiş ve destek kuvvet talep etmiştir.[8] İsrail’in uzun yıllar boyunca İsrailli Araplarla sorun yaşamaması Gazze Şeridi ya da Batı Şeria’daki Filistinliler gibi güvenlik tehdidi olarak algılanmamasına neden olmuş ve bu durum İsrail güvenlik güçlerini rehavete sürüklemiştir. Aynı zamanda, son savaş İsrailli Arapların her ne kadar kimlik olarak diğerlerinden ayrı olsa da diğer kardeşleriyle olan bağlarının kopmadığını ve İsrail’in önemli bir demografik sorunu olduğu gerçeği ile karşı karşıya kalmasını sağlamıştır. Daha önce demografik olarak güvenlik tehdidi olduğunu düşündüğü Gazze Şeridi’nden ayrılan İsrail için kendi içerisinde böyle bir tehditle karşı karşıya kalması önemli bir güvenlik zaafını ortaya çıkarmıştır. Özellikle, iki etnik grup arasında oluşan güvensizlik hali Arapların kendi güvenliklerini sağlama konusunda radikalleşme ihtimali ve koruyucu olarak Hamas’ı görmeleri ve ona karşı sempati duymaya başlaması İsrail’deki güvenlik sorununu tetikleyecektir. Her ne kadar İsrail vatandaşı Araplar arasında Hamas’a karşı kayda değer bir sempati yoksa da, Hamas’ın son savaşta popülaritesinin artmasının İsrail içerisinde de etkili olması söz konusudur.[9] Öyle ki, son savaş sırasında Hamas yetkililerinin sadece Gazze ve Kudüs değil, İsrail’deki Filistinliler için de mücadele edeceklerini belirtmesi, İsrail vatandaşı Arapların güvenlik ihtiyacını desteklemektedir.

Hamas’ın füze saldırıları, İsrail’deki demografik yapıyı sadece Arap azınlık bakımından sekteye uğratmakla kalmamış aynı zamanda bu güvenlik zaafları Yahudilerin İsrail topraklarına göç etmesinin önünde bir engel oluşturmuştur. Özellikle İsrail’in güney bölgelerine atılan yoğun füzeler, Yahudilerin uzun süre sığınaklarda kalmasına neden olmuş, sivil havaalanı ve devlet kurumlarının kapatılması İsrail’deki iş ve özel hayatı felç etmiş, bu saldırılardan etkilenen birçok Yahudi psikolojik destek almak zorunda kalmış ve bu durum ülkenin başka bölgelerine göç etmelerine neden olmuştur. Hatta bu saldırıların, İsrail’deki ters göçü tetikleyebileceği belirtilmektedir. Nitekim, 2006 yılındaki İsrail ile Hizbullah arasındaki savaştan önceki iki yılda toplam 19 bin Yahudi ters göç ederken, bu savaştan sonraki yılda 25 bin kişi ters göç etmek zorunda kalmıştır. Dolayısıyla, Yahudi vatandaşlarının önceliklerinin başında gelen güvenlik halinin zedelenmesinin ilk etkisinin ters göç olduğu söylenebilir. Zira, Mossad’ın eski başkanı Shabtai Shavit’in Hamas ile İsrail arasında yaşanılan son savaştan sonra “Yahudiler bir gün kendilerini çantalarını toplamakla karşı karşıya kalabilir ve İsrail’i terk edebilirler.” söylemi, İsrail’de son saldırıların bir güvenlik endişesine yol açtığını göstermektedir.[10]

Sonuç olarak, yaşanılan son savaşta Hamas’ın geçmiş yıllara oranla füze kapasitesini geliştirmesi İsrail için eskiye nazaran daha önemli bir tehdit olduğunu göstermiştir. Ancak, belki de İsrail’i güvenlik açısından asıl endişelendiren konu Hamas’ın direnişinin tüm Filistin sathına yayılması ve Filistinliler için bir umut ışığının doğması olmuştur. Filistin topraklarında ve İsrail’de yaklaşık 7 milyon Arap’ın yaşadığı düşünülürse Hamas’ın direnişinin yayılması halinde tekrardan iki devletli çözümün ortaya çıkabileceği ve bunun da İsrail için varoluşsal bir tehdit oluşturabileceği tahmin edilebilir. Zira son savaşta İsrail vatandaşı Arapların ayaklanması bu ihtimalin mümkün olabileceğini göstermiştir. Aynı zamanda bu savaş sırasında İsrail vatandaşı Araplarla birlikte Ürdün, Lübnan ve Suriye’deki Filistinli mültecilerin birliktelik mesajları vermesi, bu ülkelerdeki Filistinlilerin protestoları, Lübnan ve Suriye’deki başta Hizbullah ve Filistin direnişi olmak üzere İsrail karşıtı grupların birleşmesi, olası bir savaşta İsrail’in geniş çaplı bir savaşla karşı karşıya kalabileceğini ve farklı cephelerde savaşı sürdürmesine yol açabileceğini göstermiştir. Nitekim, demografik olarak zafiyeti bulunan İsrail’in Gazze Şeridi, Batı Şeria, Doğu Kudüs, İsrail şehirleri, Suriye, Lübnan ve dolaylı olarak İran cephelerinde yürütülecek bir savaşın İsrail’i varoluşsal bir tehditle karşı karşıya kalmasına yol açabilir. Dolayısıyla, İsrail ile Hamas arasındaki savaşta ortaya çıkan Demir Kubbe Savunma Sistemi ve demografik zaafın ortaya çıkması, olabilecek ciddi tehditler karşısında İsrail’in zayıf karnını göstermiş, İsrail’in güvenlik mitini çürütmüştür.

 

[1] Abdüllatif Yadak, “İsrail Güvenlik Politikası ve Güvenlik Duvarının Filistin Halkına Etkileri”, 21. Yüzyılda Eğitim ve Toplum, Cilt:3, Sayı: 9, Kış 2014, s. 166- 167.

[2] Doron Matza, “Operation Guardian of the Walls: Tactical Victory, Strategic Defeat”, The Begin- Sadat Center for Strategic Studies (BESA), 25 Mayıs 2021.

[3] Anna Ahronheim, “The Iron Dome Faced Challenges This Week: How Did it Do?, The Jerusalem Post, 10 Mayıs 2019,

[4] Rhys Machold, “The Iron Dome System Is a Monument to Israel’s Hubris”, Jacobin, 28 Mayıs 2021.

[5] Yaroslav Trofimov, Felicia Schwartz, “As Hamas Rockets Rain on Israel, Iron Dome Proves It Can Withstand the Barrages”, The Wall Street Journal, 16 Mayıs 2021.

[6] Tuğçe Ersoy Ceyhan, İsrail’de Çatışan Kimlikler Filistinliler ve Yahudiler, Küre Yayınları, 2020, s. 222.

[7] “İsrail Vatandaşı Filistinliler Kimler?”, BBC News, 14 Mayıs 2021.

[8] Christina Zhao, “Israeli Military Enters Riots- Torn Lod After Mayor Warns of Kristallnacht”, Newsweek, 11.5.2021.

[9] Yaroslav Trofimov, Dov Liberter ve Felicia Schwartz, “Israel’s New Challenge: Violence Among Its Own Citizens”, The Wall Street Journal, 14 Mayıs 2021.

[10] “İsrail’in Güvenlik Efsanesi Çöküyor”, TIMETURK, 17 Mayıs 2021.

Benzer İçerikler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir