21 Temmuz 2024, Pazar

“Hira’dan Piste İniş” Üzerine Uçuk Sorular: – Cahit KOYTAK

I

Bugün inecek olsaydı Hira’dan,

Bir ikinci sefer aramıza,

Çukur tümsek, çukur tümsek,

‘Yol’u düzeltmek

Ve tozunu almak için ‘Kur’an’ öğretisinin,

Nasıl biri olurdu, sizce,

Allah’ın resulü, son elçisi, Muhammed?

 

Araba kullanmasını bilir miydi, sözgelimi?

Marka seçer miydi çoğumuz gibi?

Pahalı giysiler içinde,

İpek kravatla poz veren,

Hız düşkünü, ün dükünü bir nebi!

Düşünün, bi düşünün,

Aklınız alıyor mu bunu?

 

Uçaktan inerken canlandırın,

Yüzyıllarca sevgiyle, saygıyla anılan

konuğu gözünüzde:

Flaşlar patlıyor, alkışlar, çığlıklar, gözyaşları…

Birbiriyle boğuşan kameralar,

Birbirini iten, kakan, çiğneyen,

Dünyanın her yerinden haber yağmasına inen

Akbabalar, atmacalar, baykuşlar!

 

Çekim arabaları, koruma polisleri,

Yalvacın alana inmesini izlerken

Duruşlarında uhrevi pozlar deneyen

Yarının azizleri, havarileri…

Ve yazık, orada olmanın bedelini polis coplarıyla ödeyen

Yalvacın yoksul sevenleri, sahabeleri:

İşsizler, aşsızlar, eşsizler, evsizler…

 

Körlerimiz, sağırlarımız, alzheimerlılarımız,

Sırtında ömürlük çileleriyle

Tanrı’nın ışığına doğru

Bastonla emekleyen yaşlılarımız,

Çığlıklarının rengini, kahırlarının rengine boyayan

Kaderlerine küskün kızlarımız, kadınlarımız,

Sokağa düşürülmüş bacılarımız,

 

İşte onları, işte onları ve daha alttakileri,

Daha diptekileri bırakıp gökteki sahibine,

El sallar mıydı, el sallar mıydı

Sevgili ümmetine,

Bakarken içimize o gökçe mesafeden

Biz, tiryaki tv izleyicilerine ekrandan Son Peygamber:

O, Seçilmiş-olan, sevilmiş-olan?

 

II

Bugün gelecek olsaydı bir ikinci sefer,

Allah’ın son elçisi Yüce Muhammed,

Kitapları sever miydi?

İbn-i Hazm’ı mı, Heidegger’i mi,

Taberi’yi mi, Tolstoy’u mu, okurdu,

Yoksa atıksu kanalından

Cep telefonlarımıza boşalan

Sosyal medyayı mı izlerdi ya da gözlerdi?

 

Yaşlanan sinema sanatının son örneklerine

Uzanır mıydı sanat ilgisi,

Bu sanat, toprağa gömülmeden?

Her akşam izler miydi haberleri

Genişçe bir tv ekranında

Ve gözleri yaşarır mıydı onun da bizim gibi

Acıklı yerlerinde TV dizilerinin?

Heyecandan çayını döker miydi harmanisine?

 

Business class uçarak mı dolaşırdı dünyayı,

Yoksa hayal gücümüzü süsleyen,

Elde asa, omuzda heybe, yalnız, yaya

Ve yoksul yolcular gibi mi teperdi

Gökçe Söz’ü, Kadim Söz’ü duyurmanın yolunu?

 

Fonda ney ya da bağlama olmasa da,

Allah’ın kelamını türkü gibi mi okurdu,

Anlamına girmeden, anlamını vermeden

İmamların, maaşlı memurların

Yüzyıllardır yapageldiği gibi?

 

III

Bugün bir peygamber gelecek olsaydı,

Hz. Muhammed ya da bir başkası,

Nasıl bir hayatı olurdu onun?

Sor bunu, ilham perim,

Sor bunu, esin cinim, şu sizin taifeye!

 

Onlar bilemezlerse,

Cennette ya da cehennemde

Arşiv kayıtlarını tutan

Ve yüzyılların, binyılların lahzada tozunu alan

Arşiv meleklerinin ağzını yokla:

 

Yağmaya hazır bulutların

Renginde mi olurdu onun hayatı da,

Yoksa bir büyük tufan arifesindeki

Hışım gibi inen yağmur renginde mi?

 

Günü rahmetle kucaklayan

Şafağın renginde mi,

Yoksa bizim bugünkü hayatımız örneği

Cehennemden yükselen dumanın renginde mi?

 

 

IV

İsa, Musa ya da Muhammed…

Evet, evet, işte o yüce elçilerden,

Öncülerden biri gelecek olsa bugün,

Villalarımızın, yalılarımızın,

Yazlıklarınızın eşiğinden, haşa,

Atar mıydı içeri adımını?

 

Verandada baş köşeye kurulup,

Gördüğü manzaranın sahibi oymuş gibi

Müstağni bakışlarla dik dik

Seyreder miydi, haşa,

Boğazın lacivert sularını, sizce,

Rezzak’a şükrederek, alışkanlıkla?

 

Yemek saatinde her akşam,

Beyaz peçetenin ucunu

Sokuşturup ‘mübarek’ yakasına,

Kurulup oturur muydu

Çöl gibi bir iştahla, haşa,

Mükellef soframızın başına?

 

Höpürdetir miydi, bir düşünün,

Şu bizim tiyatro artığı sahte yalvaçlarımız,

Feto’larımız, Çeto’larımız,

Her boydan, her meşrepten ‘efendi hazretlerimiz’ gibi

İştahla, afiyetle dilini şapırdatarak

Kuşkonmaz çorbamızı?

 

Ben “haşa!” Diyorum hep,

Her gün ve her öğün için “haşa!”,

On kere, yüz kere, bin kere haşa!

Kıyamete kadar da sürecek

Umarım, işte bu infialim:

“Haşa, haşa, haşa, haşa!”

 

 

V

Elçilerden bir elçi, bu ahir zamanlarda

Gönderilirse eğer dünyaya,

Kenar semtlerden, harabelerden,

Yıkıntılardan başlayacaktır bence

İnsanları, insan kalanları uyandırmaya!

 

Önce onları, evet, onları:

Evsizleri, barksızları, yoksulları,

Ekmeği, aşı, dini ve dünyası,

Havası, suyu ve petrolü çalınanları

Yanında toplayacak ve onlarla yürüyecek,

 

Halkın petrol parasıyla,

Kudurmuş Batılı şeytanlardan,

Onlarca ton ağırlığında demir robotlar,

‘Cehennem zebanileri’ satın alıp

Onlardan korumalar dikerek çevrelerine,

 

Halkının gözünü yıldıracaklarını sanan

Şu, aklını Amrikalarda azıtmış,

Vicdanlarını, kirli sakal gibisine kazıtmış

Azgın petrol şeyhlerine, emirlerine

İslam’ı, İman’ı ve İnsan’ı yeniden öğretmeye!

 

 Eylül-Ekim 2023 / Cahit Koytak

 

 

 

 

 

 

 

 

Benzer İçerikler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir