21 Temmuz 2024, Pazar

Gençlerle İlgili Ön Yargılara Eleştiri ve Reçete: N’apsak Bu Gençleri? – Halil İbrahim AYGÜL

Türkiye, ilahiyatçı, sosyolog ve siyasetçi kimliği ile tanır Erol Erdoğan’ı. Millî Gazete, Yeni Şafak, Yenibirlik gibi birçok gazetede; Fikirname, Ay Vakti ve ÇETO gibi birçok dergide yazıları ve şiirleri yayımlandı. Yıllardır sivil toplum kuruluşları ve siyasi partiler içinde eğitim, gençlik ve çocuk meseleleri ile ilgili görevler üstlendi ve çalışmalar yaptı. Onu tanıyanlar bilir; aktüel, magazinsel politik ve sosyal tartışmaların sınırları içindeki popüler meseleleri aşmayı başaran, gençleri; her dönem “zamane” diye adlandırılan gençleri, onların zaviyesinden ele almayı ve sorunlara çözüm üretmeyi dert edinmiş bir şahsiyettir. Bir kısmına benim de katıldığım ve gençlerin dertlerine, sorunlarına yönelik son derece samimi ve heyecan dolu bir atmosferde geçen çok sayıda seminer verdi. İnsan Mevsimi, Oruç Mevsimi, Çocuk Oyunları, Günbegün, Saklambosi kitapları ve Oyun Sözü adlı 10 bölümden oluşan belgeseli bulunmaktadır. Ama son kitabı N’apsak Bu Gençleri? – Gençlerle İlgili Ön Yargıların Analizi’nin hikayesi ilgi çekici:

Erol Erdoğan 2016 yılında Uluslararası Vuslat Platformu’nun düzenlediği bir gençlik sempozyumuna konuşmacı olarak davet edilir. Üç gün sürecek sempozyumda çok sayıda oturum ve konuk vardır. Erol Hoca da sempozyumun son konuşmacısı olması sebebiyle artık yorulmuş olan bir topluluğa konuşacağı için kendisini şanssız hisseder. Çünkü kendisine sıra geldiğinde insanlar yorulmuş ve her şey konuşulmuş olacaktır. Yine de tüm oturumları takip eder, notlar alır, kendi tecrübelerini de yazar ve cebine koyar. Fakat dinleyici olarak katıldığı oturumların sonunda mesele ile ilgi kanaati değişir ve “Hayır! Ben bu konuşmayı tasarladığım şekliyle yapmamam lazım. Oturumlarda yapılan konuşmalardan yola çıkarak konuşmalıyım.” der. Sempozyumdaki konuşmacılar, gençlerle ilgili güzel şeyler de söyler ama aynı zamanda birçok ön yargıya sahiptirler. Tüm toplumsal sorunlar gençlere fatura edilir adeta.  Kendi konuşmasını bir kenara koyar ve diğer konuşmacıların zikrettiği ön yargıları analiz ederek doğru yaklaşım tarzının nasıl olması gerektiğini izah eder. Gençleri savunmaya yönelik cümleleri gençler tarafından ilgiyle dinlenir ve alkış alır. Yetişkinler arasından Hocanın yaklaşımında hoşlanmayanlar da vardır az da olsa. Burada bir karar alır. “Gençlerle ilgili yanlış değerlendirmeleri, ön yargıları yazmalıyım.” diye düşünür. O tarihten itibaren, 10 yıllık birikimini de kullanarak bahse konu kitabı yazmaya koyulur. Bu kitabını “yetişkinlere bir ironi, bir gönderme” olarak tanımlıyor. 208 sayfadan müteşekkil kitap Mart 2021’de İz Yayınları tarafından basıldı ve Ocak 2022’de 4. baskısını yaptı. Okuyucu tepkilerini göz önünde bulundurduğumuzda şöyle bir tablo çıkıyor: Yazarın esas olarak yetişkin ve yaşlıların, gençleri doğru analiz edebilmeleri için kaleme aldığı bu kitaba gençler, yetişkinlerden daha fazla rağbet gösterdi ve daha doğru analiz ettiler. Erol Erdoğan bu tabloya şaşırdığını ifade ediyor. 

N’apsak Bu Gençleri? – Gençlerle İlgili Ön Yargıların Analizi, gençlerle ilgili hayati meseleleri doğru analiz edebilmenin çıkar yollarını sunan, ön yargıları mercek altına alan ve öneriler sunan bir kitap. Sunuş kısmında yazar, yıllardır çokça duyduğumuz “zamane gençler” tabirine farklı bir yorum getiriyor, adeta ters köşe yapıyor ve nasıl bir kitapla karşı karşıya olduğumuzun ilk işaretleriyle karşılaşıyoruz: “İnsanoğlu olumsuz saydığı şeyleri genellikle kendisini dışarıda tutarak tanımlamayı ve eleştirmeyi seviyor. Böyle yapmak kolayına geliyor. Onun için “zamane yaşlılar” veya “zamane yetişkinler” ifadelerini ya nadiren duyarız ya da hiç duymayız.” Şahsen ben şu zamana kadar “zamane yaşlılar” tabirini hiç duymadım.

Tarihin her döneminde büyüklerin sanki hiç genç olmamışlar gibi kendilerinden küçüklere sert eleştiriler yönelttiklerini görüyoruz. Hele bu küçükler “gençlik” denen çağı yaşıyorlarsa. Örneğin; milattan önce 300’lü yıllarda yaşamış olan Yunan filozof Aristoteles “Bugünlerde gençler kontrolden çıkmış durumda. Kaba bir şekilde yemek yiyorlar, yetişkinlere karşı saygısızlar, ebeveynlerine karşı çıkıyorlar ve öğretmenlerini sinirlendiriyorlar.” diye yazmış. Aynı eleştirilere farklı dönemlerde ve farklı kaynaklarda rastlamaktayız. Erol Erdoğan da bu konuya değiniyor ve “Her devirde “Ah Şu gençler! diye başlayan ve “N’apsak bu gençleri?” tarzında cümleler kurulur.” diyor. 

Tabi gençlere karşı olan olumsuz yargılar bunlarla sınırlı değil. Ansiklopedik bir eser oluşacak kadar çok sayıda yargı kadim zamanlardan günümüze aktarılarak getirilmiş. Erol Erdoğan tüm bu olumsuz yargıları kelimeler ve cümleler özelinde inceleme yöntemini denemiş. Kelimeler ve cümleler özelinde ise asıl varmak istediği nokta “anlam” aslında. Çünkü anlam; kast ettiğimiz şeydir. Zihnimizde canlananları çoğu zaman kelimeler ve cümleler gibi dilin imkanları ile ifade etsek de bu kelimeler ve cümlelerle ifade etmek istediklerimiz, kasıtlarımız ve niyetimizdir asıl mesele. Anlamın önemine vurgu yapan Erol Erdoğan bazı sorular soruyor: “Gençlerle ilgili ne düşünüyoruz? Sever miyiz gençleri? Bir gence seslenirken hangi kelimeleri kullanırız? Gençlere seslenirken onlara yönelik kullandığımız kelimeler ve cümleler hep aynı mıdır ya da duruma göre değişir mi? Mesela bir gence neden “çoluk çocuk” deriz veya neden bazı durumlarda “Ne olacak, işte ergen!…” diye sesimizi yükseltiriz? Gençler için sık sık kullanılan “zamane” kelimesinin altında ne tür anlamlar var?” Peki kimlere soruluyor bu sorular? Kitap kimler için yazılmış? Gençleri anlamakta güçlük çeken, anlayamayan ve daha iyi anlaması gereken yetişkinler ve yaşlılar için yazılmış. Aynı zamanda topluma yön veren ve toplumu inşa eden anneler ve babalar, siyasetçiler ve yöneticiler, eğitimciler ve din görevlileri, gençlere hizmet veren sivil toplum kuruluşlarındaki hayırseverler ve her çizgiden entelektüeller için de yazıldığını bizzat yazar ifade ediyor. 

Gençlere seslenirken ve onlardan bahsederken kullandığımız kelimelerin zihinlerde çağrıştırdığı anlamların çoğu zaman farkında olmuyoruz. Çünkü nesilden nesle aktarım yoluyla bize ulaşan kelimeleri, lakapları ya da tamlamaları, üzerine derinlemesine düşünmeden kullanıyoruz genellikle. Her kelime yazı üstündeki ve sesteki varlığı dışında “anlam” içermesi yönü ile çok daha önemli bir kimliğe sahip oluyor. Anlam, nesiller arası iletişimde kilit rolü üstlenmesi sebebiyle önem arz etmektedir. 

Erol Erdoğan, yukarıda belirttiğimiz gibi yıllardır eğitim, gençler ve çocuklar üzerine çalışmalar yapmaktadır ve bu zaman içinde yetişkinlerin gençlere, gençlerin yetişkinlere bakış tarzlarını, birbirlerine karşı yanılgılarını, iletişimsizliklerini ve bu iletişimsizliğin sebeplerini teneffüs etmiştir. Bu çalışma aslında yazarın uzun yıllar süren şahitliklerinin, lise ve üniversiteli gençlerle yaptığı yüzden fazla seminerdeki gözlemlerinin bir ürünüdür.

Kitabın adı ve başlığına baktığımızda çalışmanın gençleri suçlayıcı bir içerikte olmadığı, gençler ve gençlik ile ilgili halleri doğru anlama, umumca yapılan yanlış analizlere ve getirilen yanlış kanaatlere bir panzehir olma ve gençlik kelimesinin ilk çağrışımın sorun olmaktan çıkmasına bir katkı sunmak için hazırlandığı anlaşılmaktadır.

Kitabın ilk sayfalarında, Sunuş ve Önsöz bölümlerinden önce Alman lirik şiirinin en önemli temsilcilerinden Rainer Maria Rilke ve Türk şiir ve düşünce hayatının zirvelerinden Sezai Karakoç’u dizelerine yer verilmiş. Zaten kitabın ilk bölümünde dikkati çeken hususlardan biri Behçet Necatigil, Cahit Sıtkı Tarancı, Nazım Hikmet Ran, Namık Kemal, Âşık Dertli, Karacaoğlan, Osman Yüksel Serdengeçti, Pir Sultan Abdal, Mevlâna ve İsmet Özel ve daha nice Türk Divan, halk ve çağdaş edebiyatlarının zirve isimlerinden şiirlerle bezenmiş olmasıydı. Birinci Bölüm’de “Gençlere Yönelik Olumsuz Yargıların Kelimelere Yansıması” kısmında “çoluk çocuk, çocukcağız-kızcağız, zamane gençlik, Z kuşağı, genç bir çocuk, ergen, sıpa-eşek, velet” kelimeleri ele alınıyor. “Gençlere Yönelik Olumlu Yargıların Kelimelere Yansıması” kısmında “canım-cancağızım, genç-gencim, ciğerpare-ciğerparem, delikanlı-delikanlım, yiğit-yiğidim, efem-zeybeğim, civan-civanım, kızım-kızanım, uşağım-uşağum” kelimeleri ele alınıyor. “Gençlerin Birbirlerine Seslenişleri” kısmında “arkadaş, yoldaş, kanka, abi, abla, kardeş, birader-bilader, sağdıç-kirve, yeğen-yiğen, dost, hocam, üstat, hacı-hacım, evlat, patron, kaptan, bebe, hafız, kuzen, dede, dayı, baba, bacanak, başkan, reis, kral, adam, adamın dibi, usta, eleman, kopil, moruk, keko, toprak-toprağım, ciğerim, bremin, kurban, ortak, kolpa, ponçiğim, çakal, muhterem, müdür, muhtar” kelimeleri ele alınıyor. “Öncülerin İdeal Gençlik Kavramsallaştırmaları” kısmında; “Âsım’ın Nesli (Mehmet Âkif Ersoy), Hâluk (Tevfik Fikret), Türk Gençliği (Atatürk), Büyük Doğu Gençliği (Necip Fazıl Kısakürek), Diriliş Nesli (Sezai Karakoç), Milli Gençlik (Necmettin Erbakan), Ülkücü Gençlik (Alparslan Türkeş), Alperenler (Muhsin Yazıcıoğlu), Öncü Gençlik (Doğu Perinçek), Genç Dostum, Genç Okuyucum, Genç Arkadaşım (Ali Fuat Başgil), Yiğit Genç, Kıymetli Genç, Firâsetli Genç, Faziletli Genç (Osman Nuri Topbaş), Anadolucu, memleketçi, ıstırabı olan, şuurlu, beklenen gençlik (Nurettin Topçu)” ideal gençlik kavramları ele alınıyor. “Kur’an’daki Fetâ” kısmında; “Genç kelimesi ayetlerde nasıl yer alıyor veya böyle ayetler var mı?” sorusuna cevap aranıyor ve Kur’an’da ve İslâmî kaynaklarda gençliği “fetâ” kavramı ile açıklıyor. “Fetâ” ise Arapça kökenli bir sözcük ve “yiğit, mert, cesaretli, fedakâr, arkadaş dost, delikanlı, cömert, kerem sahibi, fütüvvetli kimse” anlamlarına geliyor. Buradan İslâm’ın gençlere bakış açısı ve gençlik tasavvurunun iyi özelliklerden müteşekkil olduğunu görüyoruz. “Gençleri Nasıl Tanımlayalım, Onlara Nasıl Seslenelim?” kısmında yazar; gençlere seslenirken ve onları tanımlarken ironi ve mecaz içeren ifadeler kullanırken, ön yargılar, ezberlenmiş olumsuzluklar ve kötü çağrışımlar içeren ifadeler kullanılmaması gerektiğini, doğru kelimeler kullanmak için doğru ve gerçekçi bilgilere sahip olunması gerekildiğini savunuyor.

Kitabın İkinci Bölüm’ünün “Gençlere Yönelik Olumsuz Yargılarımızın Cümle Halleri” kısmında; gençlere yaklaşımda olumsuz sonuçlar doğuran ve yanlış politikalara sebep olan ön yargı cümlelerine değiniliyor. Yazar, toplumun her kesiminden farklı şekillerde tezahür eden sayısız ön yargı cümlesinden ondan fazlasını analiz etmiş. Bu cümleler çok tanıdık geliyor: “Gençler okumuyor”, “Gençler çok yaramaz”, “Gençler çok asosyal”, “Gençler apolitik”, “Gençler protest”, “Bugünün gençleri çok şanslı”, “Geleceğimizin teminatı gençler”, “Gençler bayramları tatil sanıyor”, “Gençler teknoloji bağımlısı”, “Gençler uzun cümle kuramaz”, “Gençler siz bilmezsiniz”, “Gençler iş beğenmiyor”, “Gençlere ulaşamıyoruz”, “Gençler hayalperest”, “Gençler Deist oluyor”.

Kitabın Üçüncü Bölüm’ünün “Gençlere Yönelik Ön Yargıların Tasnifi” kısmında; kitabın İkinci Bölüm’ünde farklı nedenlerle gençler hakkında kurulan ön yargılı ifadelerden seçilen ve analiz edilen yargıların nedenleri özetlenerek 9 maddede tasnif ediliyor. “Gençlerin Yaşlılara Yönelik Ön Yargıları” kısmında; Erol Erdoğan yeni bir pencere açıyor ve meseleye tam tersi açıdan bakıyor. Yaşlıların gençlere olan ön yargılarını içeren tüm maddelerin aslında gençlerin yaşlılara olan ön yargıları olarak okumanın da mümkün olduğunu görüyoruz. Yaşlılar nasıl ki gençleri “fırlama” olarak adlandırıyorsa gençler de benzeri şekilde yaşlıları “moruk” olarak adlandırıyor. Kitapta bunun örnekleri daha fazla. Yazarın, genç ve yaşlı bireylerin karşılıklı ön yargılarının bulunduğu ve bunların birbirini tetiklediğini ve uzak durulması gereken şeyler olduğunu vurguluyor. Kitabın en can alıcı noktası “Son Söz: Ne Yapalım, Nasıl Yapalım?” kısmında karşımıza çıkıyor. Kitabın başından itibaren gençlerle ilgili toplumda kalıplaşmış ve yıkıma dahi neden olan ön yargıların analizini yapan Erol Erdoğan, bir vatandaş ve aydın sorumluluğu üstlenerek “Doğrusu nasıl olmalı?” diye soruyor ve 25 maddeden oluşan hayati bir reçete sunuyor.

Yukarıda da belirttiğimiz üzere yetişkinlerin gençleri doğru anlamaları amacıyla hazırlanmış bu kitap, yetişkinlerin ilgisini de çekmekle birlikte enteresandır daha çok gençlerin alakasını celp etmiş. Erol Erdoğan okuyucuların tepkilerini şu şekilde anlatıyor: “Gençlere bu kitabı neden okuduklarını sorduğumda genellikle iki farklı cevap alıyorum. Birincisi; “Bize yöneltilen ön yargıların arka planını merak ettik.” İkinci cevap ise; “Biz de yetişkin olacağız. Bugün bize ön yargılarla yaklaşılması hatasına biz yetişkin olduğumuzda düşmek istemiyoruz.” Bu olgun yaklaşım tarzı beni şaşırttı ve sevindirici buldum.” Erol Erdoğan’a yönelen eleştirilerden biri de kitabın ilk kısmı yani gençlere yönelik olumsuz ya da olumlu yargıların yansıması olarak birçok kelimenin tek tek ele alınması. Yetişkinlerin gençlere, gençlerin gençlere, öncülerin gençlere vs. sesleniş biçimlerinin tek tek analiz edilmesi bazı okuyuculara göre akıcılığa engel olmuş. Ama bana kalırsa bu kelimeleri doğru analiz etmeden bu çalışmayı ve yazarın derdini doğru anlamak ve anlamlandırmak oldukça zor olurdu. Şahsi fikrim; kitapta en çok istifade ettiğim ve keyif aldığım kısım Birinci Bölüm. Kelimeleri çözmeden, kelimeler üzerine düşünmeden, kafa patlatmadan, kelimeleri geldiği ve gittiği yerleri, en önemlisi de anlamsal açıdan kavramadan nasıl evreni anlayabiliriz?

Erol Erdoğan’ın N’apsak Bu Gençleri? – Gençlerle İlgili Ön Yargıların Analizi kitabı yetişkinler için gençlere ön yargısız yaklaşım reçetesi iken aynı zamanda gençler için yetişkinleri ve aynı zamanda kendi geleceklerini de anlamalarına vesile olacak bir baş ucu eseri. Bahsetmeden geçemeyeceğim bir konu daha var. Kitap, veri ve istatistik konusunda oldukça zengin. Aynı zamanda yazarın çok yönlü şahsiyeti, mesela siyasetçi olması, belli bir tarihi bilgi birikimine sahip olması ve entelektüel birikimi kitabın her sayfasında kendisini hissettiriyor. Okuyanı, istifade edeni bol olsun.

Benzer İçerikler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir