25 Temmuz 2024, Perşembe

Bir Eczacının Gözünden 6 Şubat, Anadolu İrfanı – Ecz. Abdullah YILDIRIM

Bir Eczacının Gözünden 6 Şubat, Anadolu İrfanı

6 Şubat 2023…Saat 04.17… Art arda depremler… Samsun’dan bile hissettiğimiz, merkez üssündeki hali ahvali tasavvur dahi edemediğimiz sarsıntılar… Gün ışıdığında peş peşe gelen üzücü haberlerin ardından öğle saatlerinde bir deprem daha… Bu sefer Elbistan… Sonrasında binler-ce artçı sarsıntılar…

Ülkemizin güneydoğusu böyle sallanırken kuzeyi de batısı da sallandı elbette. Bir yanımız beşik gibi sallanırken diğer yanlarımız da kalben sarsıldı. Kardeşlik bilinciyle vatandaşlarımızın sağduyulu çabaları, STK lar, devletimizin tüm kurum ve kuruluşları el birliği içinde hemen ertesi gün deprem bölgesine akın etti. Biz de bölgede ve hizmette yerimizi aldık. Kervanın göçmediğini, kimsenin dağ başında kalmadığını göstermek zorundaydık.

Samsun ekibi olarak Kahramanmaraş’ın Elbistan ilçesine gittik. Gördüğümüz manzaranın kâğıda, kaleme, kalbe sığması mümkün değildi. Ayrıca hava çok soğuktu ve insanlar hizmet bekliyordu. Tırlarla gelen ilaç ve medikal malzemeleri hafif hasarlı boş bir binaya indirip, Elbistan Devlet Hastanesi’nin karşısında bulunan boş bir dükkâna da sahra eczanesini kurmayı planladık.

Bulunduğumuz bölge halk arasında Kara Elbistan denilen, ilçe merkezine göre depremden etkilenmemiş dağlık bir bölgeydi. Hastane yapılırken sismik izolatörler kullanıldığından depremden etkilenmemiş ve hizmet veriyordu. Eczane için düşündüğümüz dükkânda raf yok, elektrik tesisatı sorunlu, su tesisatı donmuş, lavaboları arızalıydı. Bölge insanı ya göçük altında ya da yakınlarının derdine düşmüş, haliyle usta bulmak imkânsızdı. Samsun valisi ve bürokratlarının bölgede olması bizim için büyük nimet oldu. Bir telefonla ihtiyacımız neyse yardımımıza koştular. Daha sonra dönüp baktığımızda, bizi bile hayrete düşürecek kadar kısa bir zamanda eczaneyi tefriş edip halkın hizmetine sunduk. Bu süreçte telefonlarımız hiç susmuyor, çadır kentlerden gelen ilaç talepleri bir yandan, Türkiye’nin dört bir tarafından gelecek yardımlarla ilgili telefonlar diğer yandan, eczanenin tefrişatıyla ilgili planlamalar da bir taraftan devam ediyordu. Eczanede 10-15 arası gönüllü eczacı canla başla çalıştık. Yaptığımız planlamalar ve organizasyonlar neticesinde cennet mekan Erbakan Hocamızın tedrisatından geçerek 4 fakülte bitirmiş olmanın fevkine varmış olduk elhamdülillah.

Oluşturduğumuz sahra eczanemizdeki tüm ilaçlar bölge halkına ücretsiz ulaştırıldı. Kronik rahatsızlığı olan hastaların ilaçları göçük altında kaldığı için ilk etapta onların tedavilerine önem verdik. Havaların soğuk olması, su kesintisi ve diğer etkenlerle birlikte akut hastalıklar da baş göstermeye başladı. Türk Eczacılar Birliği koordinesinde yürüttüğümüz bu faaliyetimizle bölge insanına sabah 9 ile gece 10 arası çalışarak günde yaklaşık iki bin hastaya hizmet sağladık. Tabi mesai dışında depoya gelen ilaçların ayrıştırılması, eczaneye taşınarak raflara dizilmesi de ciddi zaman alıyordu. Gece yarılarına kadar çalışıyorduk. Niyet hayr, akıbet hayr diye yola koyulmuştuk. Geldiğimiz noktada bizi bu hizmete layık gören Allah’a şükürler olsun.

İlk geceler nerede yer bulursak oraya kıvrılıyorduk. Hava sıcaklığı eksi 20 derecelere varıyordu. Yer yer araçlarda uyumaya çalıştık. Bu derece soğuğa karşı uyku tulumları da fayda etmiyordu. Kul sıkışmayınca hızır yetişmezmiş. Birkaç gün sonra gönül erlerinin kurduğu bir dergaha yolumuz düştü bina sağlam ve sıcaktı. Suları akmıyordu ama büyükçe mescidinde yan yana dizilmiş ince sünger yataklar bizim için 5 yıldızlı otel konforundaydı. Önce insanlar faydalanmalı diye düşünüp böyle devam edelim diye düşündük. Ancak dergâh zaten yardım için gelen gönüllülere hizmet veriyordu, bismillah diyerek eşikten adım attık. Hepsinden öte hizmet edenlerin güler yüzü samimi tavırları ısıttı içimizi. Onlar bize şükranla dua ediyor, biz onlara minnetle dua ediyorduk.

Sahra eczanesindeki işleri yoluna koyup Elbistan’dan ayrılırken ardımızda güzel insanlar bıraktık ama onları asla yalnız bırakmadık. Onlar bizi dualarına, biz de onları dualarımıza emanet ettik. Mesela depremde evi hiç etkilenmemiş ve bundan dolayı da asla yardım kabul etmeyen bir İsmet abimiz vardı. İsmet Abi, adeta Anadolu Ereni gibiydi ve Anadolu irfanının onda tecelli ettiğini düşündüm. 7 çocuğu olan bir inşaat ustasıydı. Ağzından bir tek kötü bir söz dahi işitmedik. Her haliyle bir tevekkül abidesiydi.

Yine “Burası hep Samsunlu dolmuş” diye bize dua eden yaşlı bir teyze vardı. Her haline şükrediyor, her hâliyle şükrediyordu. Onun teslimiyeti karşısında hâlimizden utandık.

Çocuklar da vardı tabiî. Samsun’dan mektuplarını getirdiğimiz çocukların, resim defterlerini, harçlıklarını, oyuncaklarını gönderen çocukların emanetlerini, selamlarını ilettik Maraş’ın kahraman çocuklarına. Her iki taraf da mutlu oldu. Çocukların yüzü güldükçe içimiz ısındı.

Yol arkadaşlarımız Samsun Cihannüma teşkilatından Murat Salih Semizoğlu ve Samsun Sağlık ve Medeniyet Derneği ekibinden Ecz. Bilal Eslem Yetkin’le birlikte kalbimiz buruk ama görevini yapmış olmanın tesellisiyle döndük. Elbistan’dan dönerken yorgunluk, bitkinlik, tükenmişlik, duş alamama vs. üstüne Sivas Çamlıbel geçidinde yoğun tipiden dolayı aracımız bir süre yolda kaldı. Hiç önemsemedik, görevimizi yapmıştık ya gerisi boştu, bu iç huzuruyla dönüyorduk, o yeterdi. Fakat Samsun’a döndükten sonra evlerimize sığamadık. Eczaneme gidiyorum fakat nafile, her şey amacını yitirmiş ve boş geliyordu. Aklımız oralarda ve anlıyorum ki henüz o bölgelere hizmetten yana nasibimiz bitmemişti. Çünkü insan gördüğünden, bildiğinden mes’uldü ve artık oralara kayıtsız kalmak imkânsızdı. Bu huzursuzluğun nedeninin deprem bölgesindeki görevimizin henüz tamamlanmamış olmasından dolayı olduğuna kanaat getirdik. Hatay/Defne merkezli 20 Şubat tarihli 6,4 şiddetindeki sarsıntının ardından da kararımızı verdik. Çünkü muhtemelen bu sarsıntının ardından gelmeyi planlayan gönüllü ekipten iptaller olacaktı ve öyle de olmuştu. Bu sefer rotamız Hatay oldu. Geceden hazırlığımızı yapıp günün ilk ışıklarında yola çıktık.

Hatay İskenderun’a sağ salim ulaştığımızda Cihannüma Hatay temsilcisi Ecz. Ahmet Türen karşıladı bizi. Depremin hemen sabahında ailesini büyük zorluklarla Adana’ya götürmüş, onları güvenli bir bölgeye uçakla uğurladıktan sonra geri dönmüş ve bin bir zorluklarla sahra eczanesini kurmuş. Kendi eczanesine bile ancak bir hafta sonra gidip kontrol eden koca yürekli adam Ahmet Türen.

Sahra eczanesi teknik üniversite kampüsünün üstü kapalı, kenarları açık araç otoparkında kurulmuş. İlaç raflarının arasında bir araba dikkatimizi çekti, sorduk: Eczane kurulurken tüm araçlar kaldırılmış fakat onun sahibine ulaşılamamış, kim bilir hangi âlemde… Belki de dünyasını değiştirdi Allahualem.

İskenderun güzel Müslüman, gönül insanı Hikmet Altunsöz abimizin memleketi. Evinin enkazına uğrayıp etrafa saçılmış kitapları görünce, sayfaları dağılan o kitaplar gibi dağıldık. Eşi de rahmetli olmuş, iki kızı hayatta. Cihannüma ailesinin kızlarına ev alması içimize az da olsa su serpti. Gözyaşlarına karışan Fatihalarla ayrıldık oradan.

İskenderun’dan Antakya’ya giderken Mustafa Kemal Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesine uğradık. Bir gece önceki Defne merkezli depremde tahliye edilmiş. Bahçesine çadırlar kurulmuş, sağlık ekipleri burada hizmet veriyor. Çadırların arasında bir amcanın yana yakıla kalp ilacını araması dikkatimizi çekti. Riskli olmasına rağmen tahliye edilen binaya girip hastane eczanesinin dağılmış, yıkılmış rafları arasından o ilacı bulup getirdik ve sonrasında amcamızın bitmeyen duaları yeri göğü inletti. Belki de binlerce kilometre yolu bu amcamızın ilacını vermek için Rabbimin bizi oralara gönderdiğini fark ettik ve şükrettik. Sadece bu bile o anda orada olmaya değerdi. Antakya’da Habibi Neccar Camii’ni ziyaret ettik. Viran olmuş halini gördükçe ezan sesine ne kadar muhtaç olduğumuzu anladık. Uzun dar sokaklarından geçerken Affan Kahvesinin olduğu sokak boyunca sağlam bir tane evin kalmamış olduğunu üzüntü içinde gördük.

Hatay İl Sağlık Müdürlüğü tamamen çökmüştü. Enkazın hemen yanında çadırdan yapılmış bir sahra eczanesi kurulmuş. Burada gayretle çalışan eczacılarımızı gördükçe göğsümüz kabardı. Amik Ovasını kalbiyle besleyen Asi Nehri’nin etrafındaki tarihi yapılar neredeyse tamamen yok olmuştu.

Hatay’da ve Elbistan’da o kadar çok fedakâr insanla karşılaştık ki, o insanları gördükçe kadim medeniyetimizle, muazzez milletimizle gurur duyduk.

Hem Elbistan’a hem de İskenderun’a gitme kararı alırken, “acabalar” vardı peşimizde, “maddi yardım yaptım gitmesem de olur” düşünceleri, tereddütle yola düşmenin ardından, “iyi ki gitmişiz” cümlelerine bıraktı yerini.

Aslında hepimiz imtihandaydık. Kimi göçük altında imtihanların en zorunu yaşarken, bizler de kardeşlerinin imdadına ses verip vermeme sınavındaydık. (İnşallah) imtihanı kazanmış olmanın verdiği huzurun şükrünü yaşaya yaşaya döndük geriye…

Yola revan olurken amacımız bölge insanına yardım etmekti sadece. Yani kendimizden maddi manevi bir şeyler vermekti. Ancak fark ettik ki manevi kazanç heybemize verdiğimizden fazlasını doldurarak döndük geriye.

Evden işe, işten eve geldiğimiz sıradan bir günün bile ne büyük nimet olduğunu fark ettik mesela… Gidecek bir işinin, dönecek bir evinin olmasının paha biçilmez olduğunu…

Akşam yemeğinde ailenin tüm bireyleriyle eksiksiz sofraya oturmanın en büyük nimetlerden olduğunu fark ettiğimiz gibi…

Günlük koşturmacada farkına varmadığımız etrafımızdaki her aktörün, her figürün, yokluğu halinde hayatımızın aslında ne kadar zor olacağını idrak ettik kısaca…

Rabbim tekrarını yaşatmasın duasıyla…

Benzer İçerikler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir