25 Temmuz 2024, Perşembe

6 Şubat Depremleri Sonrasında Anadolu Ruhuna Tanıklığım – Doç. Dr. Zülkif DAĞLI

6 Şubat 2023 tarihinde meydana gelen 7.7 Mw şiddetindeki Pazarcık ve 7.6 Mw şiddetindeki Elbistan merkezli depremler milletimizin her ferdinde kılcal damarlarına kadar derin üzüntülere sebep olmuştur. Öncelikle “Asrın Depremi” olarak adlandırılan bu büyük felakette vefat eden 50 binin üzerindeki vatandaşımıza Allah’tan rahmet, yaralılara bir an önce sıhhat ve kalanlarına da sabırlar diliyorum. Felaketin 12 ili, 62 ilçeyi, 10.190 mahalle ve köyü etkileyen büyük çaplı bir deprem olduğu, yol açtığı maddi ve manevi hasarın çok yüksek olduğu malumdur. Hatta kimi uzmanlara göre bunun yıkıcı gücü 500 atom bombasına denk gelmektedir.

Afetin ilk kritik anından itibaren 15 gün boyunca depremin merkez üssü olan Elbistan ilçemizde ardından da 45 gün boyunca Kahramanmaraş il merkezinde koordinatör vali olarak yönetim ve koordinasyon sürecinde bulundum. Bu esnada hem ortamı hem de ülkemiz insanını gözlemleme imkânım oldu. Burada insanın, ilk tabii fıtratına dönüşüne ve kendini feda edercesine bir kardeşini, bir vatandaşımızı kurtarmadaki üstün gayretine şahitlik ettim.

Afet ortamının pek çok olumsuzluğu ve kısıtlılığı içinde barındırdığı doğal bir gerçekliktir. Öncelikle hava şartları mevsim normallerinin oldukça altındaydı ve deprem günü olan 6 Şubatta yoğun yağış sonrasında karın tamamen donması nedeniyle şiddetli bir soğuk hâkimdi. Elbistan’da depremden sonraki 15 gün boyunca hava gündüzleri de sıfır derecenin altındaydı. Bu soğuk ve afetin büyüklüğü sebebiyle afet bölgesine ulaşım zorlaşmış, anayollar ve köprüler hasar görmüştü. Yıkılan binalar ve uzun araç konvoyları şehir içi trafiği sekteye uğratmıştı. Binaların çoğu yıkılmıştı ve hasarlı binaların altında kurtarılmayı bekleyen vatandaşlar olduğu görülmekteydi.

Depremden sağ kurtulan vatandaşlarımız yaşadıkları binaların yıkıntılarının yanında şiddetli soğuğa rağmen arama kurtarma çalışmalarına eşlik etmekteydiler. Kamu binaları, hastaneler, camiler büyük oranda hasarlıydı ve yanında durmak dahi riskliydi. Şiddetli artçı sarsıntılar halkı daha da endişeye sevk etmekteydi. Ticarethanelerin ve akaryakıt istasyonlarının devre dışı kalması, elektrik, su ve doğalgaz şebekeleri ile haberleşmenin kesik ve düzensiz olması sıkıntıyı iyice artırmaktaydı. Tabii ki, bu arada tecrübe edilen bu olumsuz şartların mağduriyetini en fazla yaşayanlar yerel halk ve yerel kamu görevlileriydi. Öyle ki fiziksel ve ruhsal olarak çok etkilendikleri aşikârdı. En yakınları vefat edenler ve yakınlarını arayanlar enkaz başında arama kurtarma görevlileri ile birlikteydiler.

Algılarla da Mücadele Edildi

Afetin büyüklüğü ve havanın şiddetli soğuğu ile diğer tüm fiziksel olumsuzluklar bir kenara; arama kurtarma ekipleri, kamu görevlileri, sivil toplum kuruluşları ve gönüllülerin belki de başka hiçbir yerde tecrübe edilmemiş derecede canhıraş ve kendilerini parçalarcasına gayretlerine bizzat şahit oldum. Arama kurtarma ekiplerinin çalışmaları mutlaka çok kıymetliydi ancak oradaki her bir insan ateşe su taşıyan bir karınca misali elinden geldiğince çırpınmaktaydı. Afet bölgesine yardım amaçlı gelen kamu çalışanları ve STK’ların hem arama kurtarma hem de afetzedelere yardım bakımından çok büyük fedakarlıklarını gözlemledim. Örneğin, Kahramanmaraş’ta 8.006 arama kurtarma personeli ilk günden itibaren 14 gün boyunca çalışmış, toplamda da 41.360 toplam personel görev almış, 5.733 araç ve iş makinası da sahada görev yapmıştı. Hal böyle iken oluşturulmaya çalışılan yalan ve yanlış algıları tamamen tersyüz edecek bir çalışma ve anlayış vardı. Böylesine büyük bir depremden sonra dünyanın her yerinde kabul gören realite mükemmelliğin olamayacağıdır. Ancak burada devletimiz ve halkımız yapılabileceğin en iyisini yapmıştır.

İlk günden itibaren vatandaşımıza temel ihtiyaç maddesi olan su, ekmek, kumanya da olsa yemek, battaniye, enkazların başında yakmak üzere odun, ısıtıcı, jeneratör vb. dağıtımı başlamış; ardından da hızla çadırlar getirilmeye başlanmıştır. AFAD Başkanlığının Kahramanmaraş ilinde depremin 37. günkü verilerine göre; dağıttığımız 3.227 çadırda 524.724 vatandaşımızın konaklamakta olduğunu, ayrıca 5.035 wc, 1.842 duş, 649 çamaşır makinası ve 509 kurutma makinasının da çadır kent ve toplu barınma alanlarında vatandaşlarımızın hizmetine sunulduğunu görüyoruz. Ayrıca yine 36 bölgede planlanan 19.579 konteynerin 3.373’üne vatandaşlarımız yerleştirilmiştir.

Sağlık hizmetleri ise 2.582 personel, 15 hastane, 1 sahra hastanesi, 12 konteyner hastane/eczane, 13 UMKE çadırı, 41 aile sağlığı merkezi ve 10 mobil sağlık aracı ile sürdürülmüştür. Yine afette çok önem teşkil eden diğer bir önemli hizmet de 35 noktada 799 psikolojik danışman ile 207.626 kişiye psikososyal destek sunulmuş ve 30.897 hane ile görüşme sağlanmış olmasıdır. Engelli ve yaşlılara ayrı bir öncelik verilmiş, 11.312 engelli vatandaşımıza ulaşılmış; 221 ağır engelli, 110 yaşlı tespit edilmiş, bakım ve destek süreci koordine edilmiştir.

Depremin şüphesiz en mağdurları olan çocuklar için 37 çocuk oyun çadırı kurulmuş, çadır ve mobil kütüphaneler hizmete sokulmuş, 8 ve 12. sınıf öğrencilerine çalışma çadırları oluşturulmuştur. Deprem ortamından uzaklaşmak isteyen 194.077 depremzede vatandaşımız da istedikleri illere tahliye edilmiş ve gittikleri illerde misafir edilmişlerdir. 7.298 yıkık binanın enkazı taşınmış, tehlike arz eden ve acil yıkılması gereken 4.497 bina da yıkılmıştır. 242.805 bina ve bu binalardaki 566.155 bağımsız bölümün hasar tespiti, ev ve işyerlerinin zarar tespiti de yapılmıştır. Bu çalışmalar fiziksel olarak çok zor şartlarda ve artçı depremlerin korkutucu etkisi altında başarılmıştır.

Devlet Tüm İmkânlarıyla Oradaydı

Devletimizin üstün çabasına, kamu görevlilerinin kendilerini feda edercesine en az 3-4 gün hiç uyumadan çalıştıklarına, bir insanımızı daha canlı kurtarabilmek için arada su içmeyi, yarım ekmek molasını bile kendisine çok gören arama kurtarma ekiplerimizin çalışmasına bizzat şahit olunca insanın gözlerinin yaşarmaması mümkün değil. Ancak tüm afet dönemlerinde farklı amaçlarla kamuoyunu yalan yanlış bilgilendirme yani dezenformasyon çabaları olabilmektedir. Özellikle arama kurtarma çalışmaları devam ederken afet alanlarına kasıtlı olarak ilgisiz kişiler de girebilmekte, bu çalışmaları zorlaştırdıkları gibi kötü niyetli iseler fotoğraf ve video çekimi vb. şekillerde sosyal medyayı da kullanmak suretiyle yanlış haber ve algıları yayabilmektedirler.

Bu kötü niyetli iddiaların aksine devletimiz tüm imkânları ve personeli ile en hızlı vasıtalarla ilk andan itibaren afet bölgesine koşmuştur. Depremin ilk gününde 4. seviye afet ilanı yapılmıştır ve bu ilan tüm ulusal kapasitenin seferber edilmesi yanında uluslararası yardım çağrısını da kapsamaktadır. Sadece İçişleri Bakanlığı boyutundan bile duruma bakarsak ilk günden itibaren depremden etkilenen 12 ilde, diğer illerde aktif görevde olan 40 vali koordinatör vali olarak, bunun yanında 160 vali yardımcısı, kaymakam ve mülkiye müfettişi ile 68 AFAD İl Müdürü görevlendirilmiştir.

Polis, jandarma, komando ve geçici köy korucuları ile afette görevli personel sayısı çok büyük seviyelere ulaşmıştır. TAMP (Türkiye Afet Müdahale Planı) hemen devreye sokulmuş, Olağanüstü Hal ilan edilmiştir. Aslında mülki idare amirleri bir nevi TAMP’ta ana çözüm ortakları olan bakanlık ve kurumların görevlerini üslenmişlerdir. Çünkü deprem afetinin 12 ili kapsaması ve afete maruz kalan nüfusun büyüklüğü konunun üst düzeyde takip ve koordinasyonu gerektirmiştir. 40 il valisinin koordinatör vali olarak görevlendirilmesi koordinatör valinin kendi ilindeki başta arama kurtarma personelini, ilgili kurumları, il özel idaresi ve belediyelerin tüm araç-gereç ve personelini de görevli bulunduğu ile getirmesini sağlamıştır. Bu afetin zararlarının azaltılmasını hızlandırdığı gibi, koordinatör valilerin ilinden afet iline gönderilen yardımları da çok artırmıştır.

Afetin ilk gününden itibaren 64 gün bölgede görevli bir koordinatör olarak devletin orada olmadığı, yetersiz ve geç müdahale ettiği, eksik kaldığı yönündeki iddiaların afet bölgesini hiç görmeyen ve yaşamayan vatandaşımıza bile absürd geldiğini düşünüyorum. Kaldı ki afet bölgesinde gerek görevli gerek gönüllü gerekse durumu görmek için gelen her insanımız oradan olumlu fikirlerle dönmüştür. Hele etnik kimliğine ve siyasi duruşuna göre oradaki vatandaşımıza muamele edilmesine hiç mi hiç ihtimal vermiyorum. Sosyal medyada farklı amaçlarla servis edilen asılsız iddiaların aksine devletin şefkat elinin ne derece güçlü olduğunu burada bizzat yaşadım.

STK’ların Çabaları Kıymetliydi

Bu afet sonrasında biz millet olarak Çanakkale ve Kurtuluş Savaşı ruhunu yeniden yaşadık. Öyle bir dayanışma gösterdik ki, ortak derdimiz sadece oradaki insanımızın çektiği acı ve ekmek, su, yiyecek, ilaç, çadır, giysi, odun ve soba başta olmak üzere ihtiyaç duyduğu her şeydi. Herkes maddi imkânına göre ve fiziksel gücünün çok ötesinde orada olmak için çalıştı. Bu benim için kesinlikle tarif edilemez ve anlatılamaz bir gözlemdir. Hele ilk günkü soğuğa ve yollardaki ulaşımın nerdeyse imkânsızlığına rağmen bizzat oraya yardım getirenlerin ve bizzat çalışanların kıymeti daha bir fazlaydı. Bunlar halkımızın ölçülmesi imkânsız olan özellikleri…

Örneğin halkımızın ve STK’larımızın hayırseverliğine ve gönüllüğüne somut bir örnek verirsek; TAMP’a göre (Türkiye Afet Müdahale Planı) Kızılay’ın uhdesinde olan ve 15. günden itibaren koordinasyonumda yürütülen beslenme hizmetleri kapsamında depremin 80. günü yani Ramazan Bayramı günü itibariyle Kahramanmaraş ilinde 164 STK tarafından 331 noktada yemek dağıtıldığını görüyoruz. Kızılay’ın 181 dağıtım noktası ile birlikte de toplam 412 yemek dağıtım noktası hizmet vermiştir. Günlük 801.000 öğün ve depremin ilk gününden itibaren de toplam 80 milyon 628 bin öğün yemek dağıtımı yapılmıştır. 12 ili düşündüğümüzde devasa rakamlara ulaşılmıştır.

Hatta bir anekdot olmak üzere şunu aktarabilirim: Kahramanmaraş’ı ziyaret eden yabancı bir Cumhurbaşkanı şahsımın da bulunduğu esnada konteynerlerin nasıl bu kadar çabuk kurulabildiğine ve bu kadar çok çadırın nasıl temin edildiğine şaşırmıştır. Günlük bu kadar yemeğin nasıl dağıtılabildiğini, kimin yaptığını, hatta vatandaşa yemeğin parasız mı verildiğini sormuştur. Bu milletimizin hayırseverliğinin, komşusu açken tok yatan bizden değildir anlayışının açık bir tezahürü olarak görülmelidir.

Sivil toplum kuruluşlarımız bu konuda tam bir yarışa girmişlerdir ve aynı kamu görevlileri gibi depremin ilk anından itibaren bölgeden 2,5 ay hiç ayrılmayan STK gönüllüleri bulunmaktadır. Hatta Ramazan Bayramı özellikle Kahramanmaraş’ta kutlandı ve bu yıl kurbanları da orada kesmenin planları yapılmaktadır. Diğer taraftan kamu görevlileri ile afetzede vatandaşlarımız arasında özel dostluklar oluşmuş, bunun somut yansımaları olarak da Elbistan’da Samsun Caddesi ve Kahramanmaraş’ta Samsun Çarşısı gibi yapılar kurulmuştur.

Benzer İçerikler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir