25 Temmuz 2024, Perşembe

Tercih – Levent Ali YILDIZ

“Hadi kahvenin kokusunu tarif edelim. Bunu neden yapamayız? Kelimelerden yoksun muyuz? Kelimeler neden eksiktir? Böyle bir tanımlamanın mümkün olması gerektiğini nasıl düşünürsünüz? Böyle bir tanımlamanın eksikliğini hiç hissettiniz mi? Kokuyu tarif etmeye çalışıp başarısız mı oldunuz?” Ludwig Wittgenstein

FELSEFI SORUŞTURMALAR

“Hayat bir tercih meselesidir” derdi bir büyüğüm. Anlamak, anlamlandırmak ve anlaşılmak en temel ve öncelikli ihtiyaçlarından biri olagelmiştir hep insanoğlunun. Öyle ki; isimlerin, bilginin, bilgi üretme ve daha geniş anlamıyla dil icat etme kabiliyetinin kendisine armağan edildiği, bu haliyle kendisinden önce ve sonra gelen her canlıya üstün kılındığı o günden bu yana farklı biçim ve formlarda tezahür eden bir tercihler bütününden söz ediyorum. Bütün bu tercihleri yaparken insanı ve zihnini hem diğer canlılardan hem kendi zihniyle oluşturduğu algoritmik öğretilmiş zihinden daha özgür ve özgün kılan kendi öz irade, kapasite ve şuuru ile bilinçli tercihler yapabilmesi değil midir? Kendi haricinde ki tüm olgu ve varlıklar sadece yaratılmış iken insanın kendisine bahşedilen irade ile bazı şeyleri yaratabiliyor olduğuna inanmasından (belki de asıl gerçekliğin bu olmasından) daha özgürleştirici ne olabilir?

Tümüyle olmasa dahi kısmi anlamda insan davranışlarını aynı ile taklit edebilen, akıl yürütme özelliğine sahip, kendisine önceden öğretilmemiş durumları sezen ve bu sezgilere dayanarak tepkisellik gösteren aygıtlar yaratma fikri, kaynağı bugünden oldukça eskiye dayanan bir düş. Bununla birlikte varoluşa ve hayata dair birçok olguda olduğu gibi bu hususta da ölçüyü tutturamayan insanoğlu, bugün sınırlarının nereye varacağını kendisinin dahi bilmediği “yapay zeka” konusunda kontrol mekanizmasının artık kendi kontrolünde olmadığının farkında. S. Hawking’in ya da E. Musk’ın dahi insan zihni ile benzer özelliklere sahip, hatta onu bir adım geçmiş bir yapay zekanın insanlığın sonunu getirebilecek bir faktör olmasından korktukları bir dünyada bizler gerçekten kendimizi özgür ve güvende hissedebilir miyiz? Dün’ün düşü bugünün kâbusu mu oluyor? İnsanlık çaresiz mi? Sınırlarının nereye dayanacağını kestiremediğimiz, ahlaki ölçüt ya da kırmızı çizgilerinin ne olup olmayacağını bilmediğimiz bir gerçeklikle karşıyayız.

Kesin olan gerçeklik şu: Bugün artık dünden çok farklı ve yarın bugünden daha hızlı bir şekilde bize doğru koşuyor. İnsanoğlunun şimdi önünde birkaç tercih var: Ya yarattığı ama bir müddet sonra kendi kontrolünden de tamamen çıkabilecek bu yeni tanrıya iman etmek ya da aslında ahlaki öğelerinden sıyrıldıkça zaten kendiliğinden yeteri kadar yapaylaşan zekasını yeniden ahlaki ve insani öğelerle donatmak. Ne hazindir ki “Gün gelecek makineler de tıpkı insanlar gibi düşünüp kendi iradeleri ile karar verebilecekler mi?” sorusunun en esaslı muhatabı, 41 yıllık kısa ömrünün kayda değer bir kısmını bu soruya cevap aramakla geçiren ve yapay zeka kavramını bugün anladığımız manada hayatımızın orta yerine konumlayan Alan Turing hayatla ölüm arasındaki tercihini intihar ederek ortaya koymuştu.

Oysa ben hayata tamamen materyalist ve matematiksel bir zihinle yaklaşan ve hesaplanabilir tüm dizgileri hesaplayabilen tek bir makine icat etme idealiyle yaşayan bu dehadan, içinde bulunduğu bu çıkmaz karşısında siyanürlü bir elma yiyerek intihar etmek yerine tıpkı kendisinden dört asır önce yaşamış ve kilisenin bağnazlığına başkaldıran Rahip Desiderius gibi Lethe ırmağından bir tas içip kendisini ölüme götüren koşullara mukavemet göstermesini ve bir anlamda “Deliliğe Övgü” yapmasını beklerdim. İnsan aklı ve yapay zeka arasında gidip gelen bir ömür için farklı bir yaklaşım olabilirdi ama ne demiştik; hayat en nihayetinde bir tercih meselesi değil miydi?

 

Benzer İçerikler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir