25 Temmuz 2024, Perşembe

Söyleşi – Dr. Bilal EREN

“Reddetmek istesek de özgür iradeye sahibiz, yapay
zeka ve distopik gelecek korkusu anlamsız..”

Zekâ nedir, yapay zekâ nedir? Birbiri karşısındaki konumları nedir?

Hocam yapay zekâdan başlayalım isterseniz. Yapay zeka, aslında bir öğrenme kuramı. Çok da basit, anlaşılır bir örneği var; siz benden kağıt üstünde önceden belirlediğiniz ama nerede ve hangi hacimde olduğunu söylemediğiniz bir dikdörtgen bulmamı istiyorsunuz. Ben noktalar koyuyorum, siz noktaların içinde mi dışında mı olduğunu söylüyorsunuz. Sadece yönlendiriyorsunuz. Ben binlerce, on binlerce, yüzbinlerce nokta vura vura vura sizin belirlediğiniz, kafanızdaki dikdörtgenin yerini buluyorum. Çok da genel olarak kabul gören bir örnektir yapay zekayı anlama adına. Genel gören tanımı ile yapay zekâ dediğimiz şey; bir bilgisayarın ya da bilgisayar kontrolündeki robotun çeşitli faaliyetleri zeki canlılara benzer şekilde yerine getirme kabiliyetidir. Yapay zeka kavramının geçmişi modern bilgisayar bilimi kadar eski, fikir babası ise “makineler düşünebilir mi?” sorunsalını tartışmaya açan İngiliz matematikçi Alan Turing. Bu sorunsal için yaptığı test ise; “Turing Testi” olarak adlandırılıyor.

Testin amacı; bir makinenin düşünebildiğini söyleyebilmenin mantıksal olarak mümkün olup olmadığıdır. Testin uygulaması şöyle yapılır; bir duvarın arkasında iki bilgisayar ve bilgisayarlardan birisinin klavyesinde yazı yazan bir insan, diğerinde ise yazılım olması durumunda verilen sorulara bakarak bir kişinin bu bilgisayarlardan hangisine insan hangisine yazılımın cevap verdiğini anlayıp anlayamamasıdır. Sorgu ve/veya cevapları ayırt edemeyecek hale geldiğimiz an bilgisayarın yapay zekaya sahip olduğu daha basit anlamda insan gibi hareket ettiğini ispatlamayı kapsar. Test çok eleştiri alır bu arada ama konumuz bu değil.

Günümüzdeki yapay zeka çalışmaları makine öğrenme, derin öğrenme gibi alanlarda yani insan düşünme yöntemlerini öğrenme, analiz etme ve makinelere öğretmeye doğru gitmekte. Bence insan zekası ile yapay zeka (bazılarına göre suni zeka) karşılaştırmasına, birbirleri arasındaki ilişki, konumları gibi tartışmalara bakmadan önce; özgür irade ve özne/nesne meselelerine bakmak gerekir. Chomsky bu meselerle ilgili şöyle der; “Siz bir arabaya bindiğiniz zaman, arabayı kontağa basarak çalıştırmanız gerekir.

Ama o araba gibi çalışır, uçak gibi çalışmaz. İnsanoğlunun öğrenme süreci var ancak bir çocuk doğar doğmaz çok kısa sürede müthiş karmaşık cümleler kurar, hemen hemen hatasız olarak kendini ifade etmeye başlar. Bunu bana açıklayabilir misiniz.?” Makine gibi sıfır değil zekamız, bir yükleme var, yaratılış var. Dolu olarak geliyoruz. Makineye ise verileri, parametreleri, kuralları, dizinleri algoritmaları biz veriyoruz. Sonra öğreniyor.

İnsan onu ne olarak yaptıysa, onun gibi çalışır.

Biri yaratılmış, diğeri yapılmıştır. Belki ileride konuşacağız; robotlardan korkmaya, distopik gelecek filmlerini gerçek zannetmeye gerek yok. Ama başka tehlikeler var; işsizlik ve işlevsizlik gibi. Müslümanların bu meselelere ve bir anlamda sorunlara söylecek mutlaka sözü olmalı. Özgür irade meselesi örneğin. Keşke bunlara biz de dâhil olabilsek. Çünkü söyleyecek sözümüz olduğuna mutlaka inanıyorum. Burada ilahiyat bilgisine de ihtiyaç var.

Özgürlük fıtrattan gelen temel özelliklerden bir tanesi. İrade de öyle. Özgür irade dediğimiz zaman da tamamen yapılması zor bir şeyden, belki imkânsız; artık onu gelişmeler gösterecektir. Sanayi devrimiyle birlikte bilimsel gelişmelerin insanın taklit edilmesinde, yapıp etmelerinin modellenmesinde varacağı nihai yer olarak öngörünüz nedir? Yani sanayi devrimiyle makine ile tanışan insan bu makineyi daha da geliştirerek yönlendirebilir, otonom bir sistem haline getirebilir. Tabi öngörüleri konuşmak çok kolay değil ama dünyada dönen tartışmaları değerlendirebiliriz.

Geleceğe dair bugünün toplumu için bilgi toplumu ya da enformasyon toplumu gibi birçok tanım var ama hala buraya geçiş sürecinde olduğumuzu düşünüyorum. Bunun sahada birçok yansıması var. Ama hepimizin gördüğü şey son yıllarda çok fazla film, dizi ve kitaplarda işleniyor distopik olarak. Robotlar bizi ele geçirecek, yapay zekâ insanlığın yanlış yaptığını görecek ve onu durduracak gibi.

Matrix filminde olduğu gibi.

Evet, kült bir filmdir. Başlangıç olabilir. Bu konularda izlenilmesi gereken filmler var; Örneğin “I’m Mother”, dolayısıyla kültür sanattan siyasete ekonomiden toplumsal yaşama kadar distopik, kötü bir sona doğru gittiğimizle ilgili düşüncelerin yükseldiği ve görünürlüğünün yükseldiği bir dönemdeyiz. Benim görüşüm; özgür iradesi yok diyorsanız insanın, yapay zeka her şeyi yapabilir ve bunu felaket olarak görür, gösterirsiniz. Tüm bu tartışmalardan önce tarım toplumundan sanayi toplumuna ve şimdi bilgi toplumuna geçişteki formları ve değişimi anlamak/anlatmak lazım. Soru; bilgi toplumu denen şey ne? 42 | Örneklerle gitmekte fayda görüyorum. Her alanda otomasyon sistemlerinin kullanılması ve akıllanmasının sonuçları oluyor, olacak. ABD’de Trump’ın seçilmesi, Brexit, Sarı Yelekliler gibi toplumsal sonuçlar var. Orta sınıfların isyanı bu. Sahip oldukları nitelikler, niteliksizleşiyor. Üniversite mezunları işsiz kalıyor. Alt sınıflar veya üniversite mezunu olmayanlardan bahsetmiyoruz, aldığımız eğitimler boşa çıkıyor. En büyük tehlike bu. Ya da bazılarının “bizi, beynimizi, duygularımızı hackleyecekler” dediği ve işaret ettiği teknoloji şirketlerinin hayatlarımızdaki dominantlığı.

Onları özne olarak, kendimizi nesne olarak kabul etme halimiz. Bu şirketlere ve servislerine “iman” etmemiz. İman ne demek; Yol tarifi yapan navigasyon uygulamalarını kullanırken, bize gösterilen yol seçeneklerinde “kırmızı” yola giriyor muyuz? Örnekler her katmanda çoğaltılabilir, yeni bir dönem ile karşı karşıyayız. Yeni bir toplumsal sözleşme gerekecek. Teknolojik gelişmelere yapay zekâ etkilediği alan itibariyle dijital platformlar, sosyal medya vesaireye duyulan hayranlık ve açlık histerisinin insan yaşantılarında oluşturduğu gelecek yanılsaması şu anda yaşantımızdan neleri satın almıştır? Bilmiyorum. Önce karar verelim ve ayağa kalkalım; Özne miyiz, nesne mi? İnsanı saran bir büyüden bahsettiniz. Bu bir travma mı aynı zamanda? O kadar ümitsiz değilim; kolumu ne zaman kaldırıp indireceğimi, ne zaman kalkıp gideceğimi; hiç bir makine, hiç bir algoritma, hiç bir otomasyon sistemi, hiçbir gözetim cihazı bilemez. Özgür irade tartışması güzel. Bir kitap önereyim; Siyah Kuğu / Olasılıksız Görünenin Etkisi (Nicholas Taleb).

Ama hareketlerimizi gözlemleyip onları, mimiklerinize kadar yansıtmaları mümkün mü? Örneğin Bilal Eren konuşurken heyecanlandığında yüzünde şöyle bir ifade oluşur, vücut dilini şu şekilde kullanır vs.

Evet, öngörülebilir sistemler çok gelişti. Belki siyaseti bile manipüle edecek boyuta taşındı. Siyaseti domine edecek şekilde kullanılmaya başlandı. Ticaretteki kullanımı bunun yanında çok masum kaldı. Bizim hangi telefon markasını veya hangi marka ayakkabıyı giyeceğimizi, nerede yemek yiyeceğimizi, nerede fotoğraf çektireceğimizi, hangi insanlarla oturup kalktığımızı bilmenin çok üstüne çıktı. Kolumu ne zaman kaldırıp indireceğimi, ne zaman kalkıp gideceğimi; hiç bir algoritma bilemez “ | 43 Siyasi düşüncemizi, dünya görüşümüzü bile öngörebilme, hissedebilme ve büyük doğrulukla bilebilme sahfasında. Duygular, umutlar, korkular hatta bugün olmayan ama ileride oluşabilecek hassasiyetlerimizi tahmin eden sistemlere sahipler. Bir mağazanın yanından geçiyorsunuz, size mağazanın mesajı geliyor hemen. Hem bunu biliyoruz, farkındayız, ama kullanmaya devam ediyoruz. Yani aramızda acayip bir ilişki var. Psikologlar depomin, ödül gibi kavramlarla açıklamaya çalışıyorlar bu ilişkiyi. Ama bu olumlu bir şey. Farkındayız, farkında olarak kullanıyoruz. Bıçağın hem adam öldürmeye, hem de ekmek kesmeye yaradığını biliyorum ve ben ekmek kesiyorum sadece. Chomsky buna rıza mühendisliği diyor. “Content Engineering”… Rızamızla yapıyoruz.. Bu kitabı tavsiye ederim. ‘Çocuklarımız tehlikede’ meselesi var. İnternetin dipsiz dünyasında başlarına neler gelecek, endişe ediyoruz. Hâlbuki çocuklarımız değil asıl biz tehlikedeyiz. Çünkü çocuklarımız bütün parametrelerini referans noktalarını biliyorlar onların. Çünkü içine doğmuşlar. Rıza mühendisliği noktasında neye rıza gösterip neye rıza göstermeyeceklerini biliyorlar.

Ama biz bilmiyoruz, biz yabancıyız. Bizim için daha tehlikeli olduğu doğru. Fakat dünyayı domine eden şirketler sadece ekonomik olarak bakmıyorlar meseleye. Dört başı mağrur bir mutluluk vaadi var. Facebook CEO’su bunu söyledi; ben sizi mutlu edeceğim, dünya görüşünüzü şekillendireceğim, sizi sosyalleştireceğim, kültürel olarak zenginleştireceğim, size para kazandıracağım. Bugün bu ekosisteme karşı gelmek, yerine bir şey koymak çok zor. Örneğin, bugün bir siyasi parti ve söylemleri Google sıralaması benim için önemli değil diyebilir mi? Seçim kazandırıyor Google, yani. Şu an “şekillendiriyor, ikna edilebilirleri buluyor”. Yarın kazandırır. Çok iddialılar. Evet iddialılar. Senin seveceğin müziği ve/ veya gezmen gereken yeri ben seçeceğim, oy vermen gereken partiyi ben önüne getireceğim diyorlar. Bunun içinde 365 gün 7/24 çalışmaya devam ediyorlar. 123 bin kişi çalışıyor Google’da ve bir sürü departman var.

Google’ın içerisinde “Rejim Değiştime Müdürlüğü” diye bir birim var, biliyor musunuz? Ama bu normal değil mi? Daha önce küresel düzen başka araçlarla yaptığı işi şimdi bu yeni aşırı gelişmiş teknolojik araçlarla yapıyor. Doğru. İnsanlık tarihinde yalan, manipülasyon, algı yok mu? Ya da ticaretten siyasete, evleneceğimiz kişiyi bulmaktan dünya görüşümüzü anlatmaya kadar doğru kişiyi bulma çabamız (hedef kitle) yok mu insanlık tarihinde? Bu iki örnekte de aynı fikirdeyizdir sanırım. Dolayısıyla araçlar değişiyor, ancak biz bir önceki çağla uğraşırken yeni gelen şey yıkıcı olabilir. Yalan haberi nasıl anlayacağız ya da doğru kitleyi kim/kimler bulacak? Bu araçlara kim sahip? Toplumsal kontratı değiştiren bir döneme giriyoruz.

Çocuklarımızı en az anne-babaları kadar hatta daha fazla mutlu edebilen YouTube varken, alternatifler üretmemiz lazım. Ya da emek, üretim, değer kavramlarının neye dönüştüğünü görüp, önlemler almamız lazım. 1920’de üretilen bir arabanın maliyetinin %80’i işçilere (rutin emek) ve hammaddeye (sermaye, makine gibi), %20’si ise tasarımcılar, desinatörler, hukukçular, reklamcılar ve arabanın yapılması için gereken bilgiye. Fakat bir yarı iletken çipin maliyetinin % 85 bilgi, %15 emek ve sermayeden oluşuyor. İşler terse dönmüş. Bakın rutin emek değersizleşti. Bilgiye sahip olan küçük azınlık, gelir adaletsizliği, değişen değer kavramı. Büyük sorunlar bunlar. Burada işçiliğin, hammaddenin değeri mi düşmüş oldu yoksa bilginin değeri mi artmış oldu? Bilginin değeri artmış, emek rutinleşmiş, değersizleşmiş, niteliksizleşmiş. Ve bu bilgi küçük bir azınlığın elinde. Bu bilgiye herkes sahip olamaz, telif, patent ve ekosistem meselesi. Eğitim meselesi.

Eskiden zenginlik toprak üzerinden karşılık buluyordu. Geçtiğimiz yüzyılda zenginlik; üretim, fabrika ve sanayi demekti. Peki, bugün zenginliği tanımlamak istersek hareket noktamız ne olmalıdır?

Yarı iletken çip örneğinden devam edelim, akıllı telefonlar bu çipleri kullanıyor. En pahalı akıllı telefonın işçilik ve hammadde maliyeti 200-250 dolar ama 1000 dolara satılıyor. 750 dolar kar yok, içindeki bilgiye, patente, telif hakkına, yaratıcı emeğe gidiyor maliyet. Yani esas parayı bilgi sahipleri kazanıyor. Burada bilgiye sahip olan yaratıcı emek, büyük bir eşitsizlik yaratıyor. Bilgiye sahip olan her şeyi kazanıyor. Birçok kuruluşun bu konuyla ilgili raporları var. Günümüzde var olan işlerin, yeteneklerin çoğu niteliksiz ve işlevsiz hale gelecek diye. Yani bankada çalışan veznedardan, otobüs şoföründen, fabrika işçisinden yani rutin emekten bahsetmiyorum. Onlar zaten otomasyona girme tehlikesini en yakın hisseden emek türü. Ben dört senelik üniversite bitirmiş avukatlar, mühendisler, tıp mezunlarından bahsediyorum. Örneğin; bir hastanede radyoloji bölümünde çalışan altı sene okumuş doktor yerini robotlara bırakacak veya dört doktordan biri kalacak.

İnsana bağımlılık noktasında, bundan hiç kurtulamayacak. İnsanın ultrason mu yoksa tomografi mi çekileceğinin kararını robotlar değil insanlar verecek.

Evet, daha başarılı oluyor. Binlerce anıya bakarak karar veriyor. Mesela hukuk alanında da ciddi tehlike var; yargıç robotların daha hızlı ve adaletli karar verdiklerini araştırmalar gösteriyor.

Daha vicdanlı? Bizim zeminimiz burada olmalı değil mi?

Evet, işte bizim dünyaya anlatacağımız yer/nokta burası.

Biz distopya üzerinden devam edelim. Makinalar düşünebilir mi sorusu yerini makinalar öğrenebilir mi sorusuna bıraktı. Peki makinalar hayal edebilir mi? Bir imana sahip olabilecekler mi? Bu anlamda adalet ve vicdan… Adaleti sağlamak için parametreler üzerinden gidebilirsiniz ama vicdanı işin içine katma şansınız..?

Katalım, bunu da biz yaparak sahneye adım atabiliriz. Bugün eşitsizlik yaratan yaratıcılığa da, yaratıcılığı yok etmeyen eşitliğe de ihtiyacı var dünyanın. Bakınız sarı yelekliler orta sınıflar, atomik aile. Evi, arabası, makul sayılacak geliri var. Ama artık yetmiyor. Yaptıkları iş/işler günden güne değersizleşiyor, otomasyon sistemleri ile ya da Kuzey Afrika’dan göçmenle daha ucuza yapıyor.

Bir parantez açalım. Yapay zekâ insanlık için bir imkân, ihtiyaç mı yoksa sermaye sahiplerinin post modern sömürge arayışının bir yansıması mıdır?

Eskinin yeni versiyonu bence bu dönem. Belki yeni nesil kapitalizm. Hatta daha kötüsü. Kazanan her şeyi alıyor. Sanayi toplumunun sorunları birikti ve birinci/ikinci dünya savaşı yaşandı. Daha başındayız ama yolun sonu problemli gözüküyor.

Paradigma kırılması yaşandığı için, tam buradan oyuna etkili bir biçimde girme şansı yakalanabilir mi?

Bilmiyorum. Ama bu halde nasıl gireceğiz? 12. yüzyıldan beri ne ürettik?

Bu soruya cevabınız ne olabilir, Neden?

Cevaplarım yok, aslında sorularım var. Çocuklarımızın üstüne bomba yağarken biz bu konuları nasıl düşünelim? Şimdi soru soralım bence, an azından böyle yapıyorum. Cevaplar için yeniden başlamamız lazım. Toplumunu domine eden ve tırnak içerisinde tanrıların bize önerdiği şeyde de hazır mutluluk, vicdan olmadığı kanaatindeyim ben. Ama bunların yerine konacak şeyi ben bilmiyorum.

Bize vakit ayırdığınız için teşekkür ederiz.

Ben teşekkür ederim.

Benzer İçerikler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir