12 Temmuz 2024, Cuma

Söyleşi – Ersin TATAR (KKTC Cumhurbaşkanı)

Sayın Cumhurbaşkanım, Türkiye ve Kıbrıs’ın da içinde bulunduğu bölgemizde sıcak gelişmeler yaşanıyor. Bir taraftan Amerika Birleşik Devletleri Yunanistan’da askeri üsler kurarken, diğer taraftan da Güney Kıbrıs Rum Kesimine silah ambargosunu kaldırdığını görüyoruz. Buna paralel olarak Lozan Anlaşmasına aykırı olarak Ege’deki adaların silahlandırıldığı da bir gerçek. Ege ve Akdeniz bölgesinin hızlı bir silahlanma sürecine girmesini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Sizin de ifade ettiğiniz gibi maalesef bu dönemde Yunanistan ve Güney Kıbrıs Rum Kesimi silahlanma çabalarını ve harcamalarını en yüksek seviyeye çıkarmış durumdalar. Rum tarafının özellikle Amerika Birleşik Devletleri tarafından Kıbrıs adasına uygulanan silah ambargosunun kaldırılması için yaptığı lobi faaliyetleri aslında gerçek niyetlerini ortaya koymuştur. Amerika Birleşik Devletleri silah ambargosu kararını açıklarken şu önemli iki noktayı gerekçe göstermiştir. Bunlardan birincisi adada silahlanma yarışının önüne geçmek ve bir diğeri de Kıbrıs’ta uzlaşı çabalarını sekteye uğratmamak olarak açıklanmıştır.

Şu anda bu gerekçeleri yok sayarak denge politikasından vazgeçen Amerika Birleşik Devletleri, bölgesel çıkarlarını koruma karşılığında bu talihsiz adımı atmış ve Kıbrıs Rum liderliği de Amerika Birleşik Devletleri ile iş birliği yapma karşılığı olarak silahlanmasına imkân verecek ambargoların kaldırılmasını istemiştir. Peki Rum tarafı bu silahlara erişimi neden istemektedir? Rum tarafı yegâne düşmanı olarak kimi görmektedir? Rum tarafı iki tarafın müktesep egemen eşitliğinin iradelerine yansıması sonucu ortaya çıkan 1960 ortaklık Devletini üç yıl sonra neden yıkmış ve Kıbrıs Türk halkına on bir yıl süren soykırım teşebbüsü de dahil mezalimi neden yapmıştır? Bugüne kadar ortaya çıkan tüm Birleşmiş Milletler planlarını ve bununla birlikte masaya getirilen güven yaratıcı önlemleri neden reddetmiştir?

Aynı şekilde Yunanistan’ın da Lozan Anlaşmasına aykırı olarak Adalar Denizin de Adaları silahlandırdığını görüyoruz. Yunan tarafı siyasi anlamda elindeki tek koz olan adaları kullanarak Doğu Akdeniz’de yayılmacı bir siyaset izliyor. Ege ve Doğu Akdeniz’deki egemenlik alanlarını olabildiğince genişleterek Adalar denizini bir Yunan gölüne dönüştürmek, Türkiye’yi de Doğu Akdeniz’deki kıta sahanlık haklarını yok sayarak Antalya körfezine hapsetmek istiyor.

Adalar Denizi ve Doğu Akdeniz’de iki taraf arasındaki sorunların çözümü için Türkiye ve KKTC tarafından uzatılan dostluk elini zafiyet ve yayılmacı siyasetleri için fırsat olarak algılayan Rum-Yunan tarafı maalesef Doğu Akdeniz ve Kıbrıs’ta çözüm değil taviz peşindedir. Eğer silahla bize karşı bir sonuç alacağını sanan kesimler var ise büyük yanılgı içindedirler. İş birliği çağrılarımıza karşı atılan bu düşmanca adımlar herkes tarafından bilinmelidir ki beyhudedir ve gerektiği durumda karşılığını layıkıyla bulacaktır. Türk silahlı kuvvetleri, Kıbrıs Türk halkının güvenliğinin sarsılmaz garantisidir ve Anavatan Türkiye’nin de desteğiyle halkımıza asla ve asla güvenlik kaygısı yaşatmayacağız. Rum tarafının silahlanmayla tırmandırmaya çalıştığı gerginliğe çanak tutanlar da bu siyasetlerini tekrardan gözden geçirmelidir.

Sayın Cumhurbaşkanım, Rusya’nın Ukrayna’ya saldırması ile başlayan sürecin Kıbrıs’a ve Türkiye’ye ne gibi yansımaları oldu?

Biz çok acılar yaşamış ve savaşın ne kadar kötü sonuçlar doğuracağını bilen bir halkız. Umarın Rusya Ukrayna Savaşı bir an önce biter ve sivil halkın trajedisi son bulur. Öte yandan Türkiye’nin ateşkes konusunda arabuluculuğu ve tahıl koridoru konusunda göstermiş olduğu liderlik son yıllarda dünya diplomasi sahnesinde somut olarak atılmış en net adımlardır. Bu sayededir ki savaş halinde olan iki taraf bir araya gelmiş ve daha da önemlisi açlıkla sınanan masum insanlarda Türkiye’nin aldığı inisiyatif ve Cumhurbaşkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın liderliği sayesinde bunun üstesinden gelinmiştir. Bu koridor etkili bir şekilde çalışmakta ve ateşkes çabaları da devam etmektedir. Biz, Anavatanımız Türkiye Cumhuriyeti’ne bu çabalarından dolayı hem takdir ediyor hem de tam destek veriyoruz. Biz çatışmaların ve savaşların diyalog ve diplomasi yoluyla sona ermesine tarafız ve taraf olmaya da devam edeceğiz.

Öte yandan Rusya’nın bu kriz sadece tüm dünyadaki dengeleri sarsmakla kalmamış aynı zamanda Cumhuriyetimizin, devletimizin ne kadar önemli olduğunu, egemenliğimizden geri adım atmamızın söz konusu olmadığını bir kez daha göstermiştir. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti sadece Kıbrıs Türk halkı için değil, ayni zamanda yüce Türk ulusunun güvenliği ve bekası için olmazsa olmazdır. Jeo-stratejik ve jeo-politik dengelerin bu kadar öne çıktığı bir dönemde Kıbrıs Adasının önemi bir kat daha artmıştır. Türk Dünyası’nın en güneyinde kalan bağımsız Türk Cumhuriyeti olan Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin üzerinde kurulduğu üç kıtanın kesişme noktasında yer alan Kıbrıs adası, Türkiye Cumhuriyeti’nin güvenliği, kıta sahanlığı, Münhasır Ekonomik Bölge, hava sahasının kontrolü ve Türkiye’nin stratejik savunma derinliği açısından büyük bir öneme sahiptir. Türkiye’nin çıkarları ile KKTC’nin çıkarlarının tamamen örtüştüğü bu noktada KKTC’nin içte ve dışta güçlenmesi büyük önem taşımaktadır.

Sayın Cumhurbaşkanım, Doğu Akdeniz bölgesindeki önemli gelişmeler yaşanıyor. Bir taraftan İsrail-Lübnan arasında, diğer taraftan da GKRY-Lübnan arasında bir anlaşma söz konusu. Tüm bunlar KKTC ve Türkiye’yi nasıl etkiler?

Son yıllarda Kıbrıs’ta ve bulunduğumuz bölgedeki kritik gelişmeler Doğu Akdeniz’deki hidrokarbon kaynakları üzerinden yeni bir mücadeleye dönüşmüştür. Doğu Akdeniz’de en uzun kıyı şeridine sahip olan ve Kıbrıs Adasına yalnızca 70 km uzakta bulunan bölgenin en güçlü ülkesi Türkiye Doğu Akdeniz’deki siyasi denklemden dışlanmaya çalışılırken, bazı bölgesel aktörler ve küresel güçler Doğu Akdeniz’de hâkimiyet kurma çabalarına devam etmektedir. Doğu Akdeniz’deki deniz yetki alanları sorununun çözülmemesi halinde, bölgenin daha büyük siyasi krizlerle karşılaşacağı aşikârdır. Böylesine büyük bir siyasi karışıklıktan hiçbir taraf yarar sağlamayacaktır.

Bütün bu gerçeklere rağmen GKRY Lübnan, İsrail ve Mısır ile deniz yetki anlaşmaları imzalayarak KKTC’nin egemenliğini yok saymaya çalışmaktadır. Ancak Türkiye’nin ve KKTC’nin onayı olmadan ve bizimle uzlaşılmadan Doğu Akdeniz’de Güney Kıbrıs Rum Kesiminin iddia ettiği Münhasır Ekonomik Bölgenin hiçbir geçerliliği yoktur ve enerji kaynaklarının Avrupa’ya taşınması mümkün değildir.

Kıbrıs ve Azerbaycan arasında ilişkilerin gelişmesi için ne yapılmaktadır/ yapılmalıdır?

Azerbaycan’ın haklı davası olan Dağlık Karabağ’da çok kısa sürede büyük bir destan yazılarak elde edilen büyük başarı sonrası Azerbaycan Cumhurbaşkanı Sayın İlham Aliyev’i ilk tebrik eden Cumhurbaşkanlarından biri de bendim. Karabağ’daki Azerbaycan Topraklarının geri alınması bizleri çok sevindirmiştir. Her daim ifade ettiğim gibi bu zafer tüm Türk dünyasının zaferidir. Azerbaycan’ın kazandığı zafer sadece Azerbaycan’ın değil tüm Türk dünyasının zaferidir.

Kıbrıs Türklerinin Azerbaycan ile bir gönül bağı vardır. Kuzey Kıbrıs’ın merkezi, en güzel ve en geniş caddelerinden birine Azerbaycan’ın ulusal lideri Haydar Aliyev’in adı verilmiştir. Bu, Kıbrıs Türk halkının hem Azerbaycan’ın milli lideri Haydar Aliyev’e hem de kardeş Azerbaycan halkına olan sevgisini göstermektedir. Biz aynı milletin evlatlarıyız. Bizim gönlümüz, kaderimiz ve geleceğimiz birdir. Ben, Anavatan Türkiye, Kardeş ülke Azerbaycan ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ni “bir Millet üç Devlet” olarak görüyorum.

Bölgenin en güçlü ülkesi Türkiye, büyük potansiyele sahip Azerbaycan ve Doğu Akdeniz’de önemli bir devlet olan Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin kuracağı köprü hiç kuşkusuz 21. Yüzyıldaki tüm siyasal dengeleri derinden etkileyecek ve ortak hedeflerimize ulaşma noktasında bize güç katacaktır. KKTC ile aynı değerleri paylaşan Türk Dünyası ile Türkiye’nin liderliğinde yoğun bir işbirliğine giderek güçlü bir koalisyon oluşturulması ve KKTC’nin tanınmasına yönelik siyaset anlayışının aktif olarak uygulamaya sokulması büyük önem arz etmektedir.

Bizim kardeş ülke Azerbaycan’dan beklentimiz Karabağ sorununu tamamıyla çözdükten sonra KKTC ile ilişkilerini çok daha ileriye götürmesi ve resmi tanımaya kadar ilerleyecek bir sürecin başlamasıdır. Azerbaycan’dan böyle bir hamle gelmesi başta diğer Türk Devletleri olmak üzere diğer dost ülkeleri de bu konuda cesaretlendirecektir. Uluslararası hukuka göre devlet olabilmenin tüm şartlarını yerine getiren, tam teşekküllü kurum ve kuruluşlara sahip olan KKTC dış temsilcilikleriyle de dış ülkelerle ilişki kurup bu ilişkileri geliştirecek kapasiteye sahiptir. Biz yakın zamanda KKTC’nin pek çok ülke tarafından tanınabileceğini samimiyetle öngörüyoruz.

Azerbaycan-Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti ilişkileri maalesef şu an istenilen düzeyin altındadır. Biz iki ülke arasındaki ekonomik, siyasi ve kültürel ilişkileri mümkün olan en üst düzeye çıkarmayı arzuluyoruz. Bu doğrultudaki temaslarımız yoğunlukla devam etmektedir.

Sayın Cumhurbaşkanım, Bir süredir “Mavi Vatan” kavramını konuşuyoruz. Deniz kıta sahanlığı bağlamında Mavi vatan Türkiye ve Kuzey Kıbrıs TC açısından ne anlam ifade etmektedir?

Biz Türkiye’nin de her daim desteğiyle onurlu mücadelemizi Doğu Akdeniz’de sürdürüyoruz. Bu mücadelenin tam kalbinde ise Mavi Vatan yatmaktadır. Vatan topraklarımız göz önünde bulundurulduğunda, Mavi Vatan bu toprakların yarısından fazla bir alana tekabül eder. Mavi Vatan Türkiye’yi ve KKTC’yi denizlerden soyutlamaya çalışan politikalara bir meydan okumadır. Bizim için Türkiye’nin ve KKTC’nin herhangi bir kara parçasında hak iddia etmekle Mavi Vatanı üzerinde hak iddia etmek arasında bir fark yoktur. Mavi Vatan milli bir meseledir.

Yunan ve Rum tarafı Doğu Akdeniz ve Adalar Denizinde yayılmacı bir siyaset izliyor. Sözde Sevilla haritası diye hazırladıkları bir harita ile Türkiye’nin Münhasır Ekonomik Bölgesini 3.5 kat azaltarak Türkiye’yi Antalya Körfezine hapsetmek istiyorlar. Bu noktada KKTC’nin önemi her gün daha da artmaktadır. Kıbrıs Adası, Türkiye Cumhuriyeti’nin güvenliği, kıta sahanlığı, Münhasır Ekonomik Bölge, hava sahasının kontrolü ve Türkiye’nin stratejik savunma derinliği açısından büyük bir öneme sahiptir.

Mavi Vatan doktrini için KKTC’nin konum ve mevcudiyeti hayati öneme haizdir. Yunanistan’ın ve GKRY’nin Türkiye’nin Münhasır Ekonomik Bölgesini hiçe sayarak atacakları maksimalist ve yayılmacı adımları engellemenin en etkili yolu da KKTC’nin her anlamda güçlendirilmesidir. Uluslararası camia henüz resmi olarak tanımasa da, karada, denizde ve havada KKTC gerçeği vardır ve Anavatanımız Türkiye ile Doğu Akdeniz’deki ulusal menfaatlerimizin daha iyi korunması için elimizden geleni yapmaya devam edeceğiz.

Türkiye’nin Mavi Vatan doktrini kapsamında Libya ile yürüttüğü süreç KKTC’nin dış politikası açısından nasıl okunuyor?

Libya’da kalıcı barış, istikrar ve güvenliğin sağlanmasına katkı sağlamak ve mümkün olan tüm alanlarda ilişkiler geliştirmek amacıyla Türkiye ile Libya arasında çeşitli antlaşmalar imzalanmıştır. Deniz Yetki Alanlarının Sınırlandırılması anlaşması ile iki ülkenin Doğu Akdeniz’deki hak ve çıkarları koruma altına alınmıştır. Türkiye’nin deniz yetki alanları sınırlandırması konusunda KKTC’den sonra ikinci anlaşmasını Libya ile imzalaması, Doğu Akdeniz’de izlediği politikalar bakımından ciddi bir kazanım ve Türk diplomasisinin büyük zaferlerinden biridir. Bu hamle ile Yunanistan ve GKRY’nin maksimalist ve yayılmacı Doğu Akdeniz stratejisi de engellenmiş oldu. Bu anlaşma bir yandan Türkiye ve KKTC’nin Doğu Akdeniz’deki haklarının etkin ve fiili bir şekilde korunmasına katkı sağlarken diğer yandan da 1974’ten bu yana bölgede varlığını sürdüren KKTC’nin uluslararası statüsünün tescil edilmesine yönelik de önemli bir adımdır.

Sayın Cumhurbaşkanım, İki devletli çözüm önerinize Rum tarafından olumlu bir yanıt gelmezse bu durumda nasıl bir yol izleyeceksiniz?

Kıbrıs Türk tarafı olarak hem Kıbrıs adasında hem de bölgemizde barışa ve istikrara katkı için iş birliği mekanizmalarının tesis edilmesi gerektiğini her platformda dile getirdik, bunu sadece kelimelerle değil somut olarak da önerilerle hayata geçirdik. Çok yoğun mesai harcayarak hem iki tarafa hem de bölgemize katkıda bulunacak işbirliği önerileri hazırladık ve Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri aracılığıyla Rum tarafına ilettik.

Amacımız, Rum tarafı ile iyi komşuluk ilişkileri tesis etmek suretiyle bir iş birliği ortamı yaratmak ve hem Kıbrıs Türk halkı hem de Kıbrıs Rum halkının faydasına dokunacak işler yapmaktır. Dört iş birliği önerimizi 1 Temmuz 2022 tarihinde Güney Kıbrıs Rum Yönetimi lideri Nikos Anastasiadis’le paylaşılmak üzere Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Antonio Guterres’e ilettim. Bu önerilerden tam bir hafta sonra, 8 Temmuz 2022 tarihinde iki ek öneri daha sunarak sadece adada değil tüm Doğu Akdeniz’de yeni bir dönemin kapısı araladık.

Kıbrıs Rum liderliği bugüne kadar önerilerimize resmi bir yanıt verememiştir. Vermemiştir demiyorum, verememiştir çünkü bu önerilerin her iki tarafa da fayda sağlayacağı gerçeğini kendileri de çok iyi bilmektedir. Görüştüğümüz ilgili ülke temsilcileri de bu önerilerimizi desteklediklerini çekinmeden ifade etmektedirler.

Rum tarafının bizim işbirliği önerilerimize yanıt vermemesinin nedeni Kıbrıs sorununun bunca yıldır çözümsüz kalmasının temel nedeni ile aynıdır. Rumların Kıbrıs’ın bir Helen adası olduğuna yönelik saplantıları ve dolayısıyla güç ve zenginliği bizimle paylaşmak istememesi Kıbrıs meselesinin özünü oluşturur.

Kıbrıs’ta adil, kalıcı ve sürdürülebilir bir çözüm ancak ve ancak tarafların egemen eşitlik haklarına saygılı iki devlet arasındaki iş birliği ile sağlanabilir. Bu noktada devletimizden hiçbir şekilde ödün veremden uzlaşı ve iş birliğine açık bir şekilde yolumuza emin adımlarla devam edeceğiz. Rumlar, ne Kıbrıs Türk halkını ne de Ada’nın tümünü temsil etme hak veya yetkisine sahip değildir. Yeşil hatla belirlenmiş kendi coğrafyası dışında herhangi bir egemenlik, yetki ve otoritesi bulunmamaktadır. Kıbrıs’taki her iki taraf sınırlarının, yetkilerinin ve otoritelerinin nerde başlayıp nerede biteceğini çok iyi bilmektedirler. Gelinen aşamada bu gerçekliğin resmileşmesi gerekmektedir. Bunun da yolu Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin resmi olarak tanınmasından geçmektedir. Dolayısıyla Kıbrıs Türk Halkı kendini masaya hapseden ve izolasyon zulmüne tabii kılan süreçlerle bundan böyle zaman kaybetmeyecektir.

11 Kasım’da Semerkant’ta Türk Devletler Teşkilatı Zirvesinde KKTC’ye gözlemci üye statüsü verildi. Bu üyeliğin önemi nedir? Bu gelişmeyi nasıl değerlendiriyorsunuz?

Özbekistan’ın Semerkant kentinde düzenlenen 9. Türk Devletleri Teşkilatı Liderler Zirvesi’nde oy birliğiyle kabul edilen gözlemci üyeliğimiz bizi ziyadesiyle mutlu etmiştir. Devletimizin, ilk kez Anayasal adıyla yani Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti olarak bu statüyü kazanmış olması tarih sayfalarına geçecek milat niteliğinde bir olaydır ve bizim için ilave bir gurur vesilesi olmuştur.

Hiç kuşku yok ki bu tarihi bir karar ve tarihi bir adımdır. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin egemenlik mücadelesine büyük bir katkı yapılmıştır. Dolayısıyla ben Türkiye Cumhuriyeti’nin Sayın Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a, Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu’na ve tüm Türk Devletleri Teşkilatı Cumhurbaşkanları, Devlet Başkanları, Dışişleri Bakanları ve ilgili tüm diplomatlara müracaatımızı kabul ettikleri için yürekten teşekkür etmek istiyorum.

KKTC’nin Türk Devletleri Teşkilatı’na kabulü ile tüm dünyaya Kıbrıs Türklerinin yalnız olmadığı mesajı verilmiştir. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Devleti yavaş yavaş, aşama aşama uluslararası camiadan kabul görmektedir. Cumhuriyetimizin 39. yılını kutladığımız bu dönemde statümüzü ileriye taşıyan bu olumlu gelişmeden daha da cesaret alarak onurlu mücadelemize hız kesmeden devam edeceğimizi bu vesileyle yinelemek istiyorum. Türk Devletleri Teşkilatı nezdinde kazanmış olduğumuz gözlemci üye devlet statümüz, tüm halkımıza ve büyük Türk Milleti’ne hayırlı olsun.

Artık uluslararası bir örgüte dönüşen ve aynı zamanda özgün ve etkin bir yapının da temelinin atıldığı Türk Devletleri Teşkilatı sayesinde, Türk Dünyası’nda yıllardır özlemi ve ihtiyacı hissedilen siyaset, güvenlik, ticaret, enerji gibi alanlarda iş birliğini pekiştirmek mümkün hale gelmiştir.

Bu birlik, sadece temelde var olan kardeşlik bağlarını kuvvetlendirmekle kalmayacak, aynı zamanda Türk Dünyası’nı ortak tehlikelerden korumak için, bir kolektif savunma mekanizması olarak da Doğu Akdeniz’den Orta Asya’ya kurulacak olan köprünün ana parçasını teşkil edecektir. 21’inci yüzyılı Türk asrı yapma ve aynı zamanda tüm siyasal dengeleri de derinden etkileyebilme potansiyeline fazlasıyla sahip olan Türk Devletleri Teşkilatı, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin katılımıyla daha da güçlü hale gelmiştir.

Türkiye, Azerbaycan ve Pakistan’ın KKTC’yi tanıması noktasında süreçler yürütüyor. En son Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan Birleşmiş Milletlerde KKTC’nin tanınması için açık bir çağrıda bulundu. KKTC’nin tanınması, çıkarlarının korunması adına neler yapılabilir?

Türkiye Cumhurbaşkanı Sayın Erdoğan Birleşmiş Milletlerin 77. Genel Kurulu Çalışmaları çerçevesinde yaptığı konuşmada tüm dünya liderlerine Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin resmen tanınması için tarihi bir çağrı yapmıştır. Bu önemli gelişme Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin ve dolayısıyla Kıbrıs Türk halkının geleceği için yeni bir milattır. Sayın Erdoğan bu çağrı ile sadece Kıbrıs Türk Halkına ve haklı mücadelesine sahip çıkmakla kalmamış aynı zamanda Kıbrıs Türk Halkının, temsil ettirilmediği Bileşmiş Milletler platformunda sesi, soluğu ve nefesi olmuştur. Bundan böyle, bizleri azınlık statüsüne hapsedecek süreçler devam etmeyecektir. Seçildiğim ilk günden itibaren başlattığımız devletimizi yüceltmeye yönelik siyasetimiz kararlılıkla sürdürülmektedir ve sürdürülecektir.

Bundan sonraki süreçte KKTC’nin tanınması, çıkarlarının korunması adına bizimle aynı değerleri paylaşan Türk Dünyası ile Türkiye’nin liderliğinde yoğun bir iş birliğine giderek güçlü bir koalisyon oluşturulması ve KKTC’nin tanınmasına yönelik siyaset anlayışının aktif olarak uygulamaya sokulması büyük önem arz etmektedir. KKTC ne kadar güçlü olursa Türk Dünyası da aynı şekilde Akdeniz’de ve uluslararası alanda o derece güçlü olur.

Akdeniz’ deki doğal kaynak keşifleri, KKTC’nin uluslararası alanda tanınırlığına nasıl katkı sunabilir?

Doğu Akdeniz’de son zamanlarda keşfedilen hidrokarbon yatakları bölgedeki işbirliği için yeni fırsatlar yaratmıştır. Bu rezervlerin Avrupa pazarına ulaşmasının en güvenli ve kârlı yolu zaten bölgenin enerji merkezi olan ve hâlihazırda pek çok önemli enerji koridorunun yer aldığı Türkiye üzerinden taşınmasıdır. Bu güzergâhın KKTC’nin de Münhasır Ekonomik Bölgesinden geçtiği gerçeği göz önünde bulundurulduğunda bu gelişmeler KKTC’nin tanınırlığına ciddi anlamda katkı koyacaktır.

Türk Devletleri Teşkilatı sayesinde, Türk Dünyası’nda yıllardır özlemi ve ihtiyacı hissedilen siyaset, güvenlik, ticaret, enerji gibi alanlarda iş birliğini pekiştirmek mümkün hale gelmiştir.

Sayın Cumhurbaşkanım, zevkle okunacağını düşündüğümüz bir röportaj oldu. Vakit ayırıp sorularımızı cevapladığınız için çok teşekkür ederiz.

 

Benzer İçerikler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir