21 Temmuz 2024, Pazar

Müsilaj bize ne söylüyor? Denizlerimizi kaybediyor muyuz? – Doç. Dr. Hanife SARI ERKAN – Prof. Dr. Güleda ENGİN

Mevsimsel değişiklikler ve küresel ısınma, denizlerin biyolojik yapısını önemli ölçüde etkiler. Denizlerde müsilaj oluşumu, çeşitli deniz organizmaları tarafından özel mevsimsel ve trofik koşullar altında üretilen organik maddelerin toplanmasıdır. Deniz salyası olarak da bilinen müsilaj, birikmiş kütle, köpük birikimi, floklar, bulut veya mukuslu topaklaşma oluşumu şeklindedir ve parçacıklı organik malzemeler, esas olarak bazı jelatinli veya kremsi parçacıklardan veya kütlelerden meydana gelir (Özalp 2021). Aynı zamanda, içinde çok sayıda maddenin bulunduğu yalancı bir bentos oluşturur ve bu parçacıklar kıyı bölgesini neredeyse tamamen kaplar. Bazı araştırmalar bu oluşumların deniz algleri tarafından üretilen maddeler olan ekzopolimerik yapılardan oluştuğunu göstermiştir. Deniz ortamındaki müsilajın kökeni esas olarak planktonik organizmalar ve bentik filamentli algler olmak üzere iki türe dayanmaktadır (Balkis vd. 2011a).

Balıkçılık, turizm ve su ürünleri yetiştiriciliği gibi insan faaliyetleri üzerinde ciddi etkileri olan müsilaj oluşumunun 17. yüzyıldan itibaren Adriyatik Denizi’nde meydana geldiği bildirilmektedir. Müsilaj oluşumu ile fitoplankton arasındaki ilişki 19. yüzyılın sonlarında ve 20. yüzyılın başlarında yapılan çalışmalarda tespit edilmiştir. Hücre dışı polisakkarit maddesi ürettiği bilinen diatomların müsilaj oluşumunda etkili olduğunu ve bakterilerin bu oluşuma katkı sağladığı bilinmektedir. Ayrıca dinoflagellatların da hücre dışı müsilajlar ürettiği tespit edilmiştir. Ek olarak, müsilaj topaklarının, alglerin mikrobiyal bir enfeksiyona patolojik bir tepkisi olarak bir aşırı üretimin sonucu olduğu söylenebilir (Balkis vd. 2011a).

Müsilaj oluşumu, Akdeniz’de (ve özellikle Adriyatik Denizi ve dünyadaki diğer denizlerde) 18. ve 19. yüzyıllardan beri iyi bilinmesine ve kaydedilmesine rağmen, 1980’lerden beri daha sık olarak Akdeniz’in diğer bölgelerinde de gözlenmeye başlanmıştır. Benzer olaylar 1990’lardan bu yana zaman zaman Marmara Denizi’nde de gözlenmiştir ve çoğunlukla balıkçılar tarafından fark edilmiştir. O günlerde herhangi bir izleme veya deneysel araştırma çalışmaları ne yazık ki yürütülmemiştir. Geçmişte en büyük olay 1992 yılında denizin batı kesiminde, Erdek Körfezi çevresinde meydana gelmiştir ve bu olay su sporcuları tarafından su altı kamerası ile kaydedilmiştir (Tüfekçi vd. 2010).

Türkiye Denizlerinde bir diğer müsilaj oluşumu 2007 yılında Marmara Denizi’nde gözlenmiştir. Bu olaylar, müsilaj oluşumunun Marmara Denizi, İstanbul Boğazı ve Çanakkale Boğazı’ndan oluşan Türk Boğazları da dahil olmak üzere Türkiye kıyılarında ezici bir şekilde etkili olduğunu göstermiştir (Altin vd. 2015; Balkis vd. 2011a; Okyar vd. 2015; Özalp 2021; Toklu-Alicli vd. 2020).

Son zamanlarda, müsilaj, örtü fasiyesinin dolaşması ve fizyolojik süreçleri askıya alması, zamanla oksijensiz ortama neden olması gibi olumsuz etkileri nedeniyle mercanlar ve deniz otu yatakları gibi deniz bentik toplulukları üzerindeki en zararlı etkiler arasında sıklıkla ilişkilendirilmiştir. Diğer yandan müsilaj oluşumu pelajik balıkçılığı da olumsuz etkilemektedir. Müsilaj oluşumunun zamanlaması çoğunlukla beklenmedik ve değişkendir, çünkü hem yaz hem de kış aylarında büyük ölçekli müsilaj oluşumları söz konusu olabilmektedir. Planktonik bollukları kötü etkileyen müsilaj olayları sırasındaki ekolojik değişikliklerin anlaşılmasının, deniz habitatlarındaki besin zincirinin daha fazla izlenmesi için de son derece önemli olduğu söylenebilir (Yilmaz 2015).

Marmara Denizi, yaklaşık 70 km genişliğinde ve 250 km uzunluğunda, 11.500 km2 yüzey alanına ve maksimum 1.390 m derinliğe sahip küçük bir havzadır. Avrupa ve Asya kıtaları arasında yer alan Marmara Denizi, İstanbul Boğazı ve Çanakkale Boğazı ile birlikte Türk Boğazlar Sistemini oluşturmaktadır (Balkis vd. 2011b; Beşiktepe vd. 1994). Karadeniz’den gelen ‰17,6 tuzluluk içeren sular, aşırı akıntı ile İstanbul Boğazı’ndan Marmara Denizi’ne akarken, Ege Denizi’nden gelen sular (tuzluluk yaklaşık ‰38,5) Çanakkale üzerinden alt akıntı ile Marmara Denizi’ne taşınmaktadır (Toklu-Alicli vd. 2021). Birbirine karışmayan bu iki tabaka arasında yaklaşık 25 m derinliğinde bir ara tuzluluk tabakası bulunur. Bu derin tuzlu sular düşük oksijen içeriğine sahiptir ve hem acı hem de tipik deniz suyu içeren Marmara Denizi’nin fauna ve florası çok çeşitlidir (Toklu-Alicli vd. 2021). Türkiye nüfusunun yaklaşık %20’sinin Marmara Denizi çevresindeki illerde yaşaması ve Türkiye’nin sanayi üretiminin büyük bir bölümünün ağırlıklı olarak İstanbul-İzmit arasında olması, Marmara Denizi’nin sosyo-ekonomik önemini artırmaktadır (Balkis-Ozdelice vd. 2020). Marmara Denizi, Karadeniz ülkelerinin deniz ticareti açısından önemli bir araç olup, istenilen düzeyde olmasa da deniz, rekreasyon ve turizm için kullanılmaktadır. Diğer yandan Marmara Denizi, insan faaliyetlerinden kaynaklanan evsel ve endüstriyel atıkların denize deşarjı sebebiyle ciddi oranda atık yükü ile baskı altındadır. Özellikle Türk Boğazlar Sistemini oluşturan Marmara Denizi ile Çanakkale Boğazı ve İstanbul Boğazı’nda son yıllarda artan deniz trafiği ve İstanbul Boğazı’ndan gelen Karadeniz kaynaklı kirleticiler bu baskıyı daha da artırmaktadır (Balkis-Ozdelice vd. 2020).

Türkiye gibi gelişmekte olan ülkelerde üretilen evsel atıkların %90’ının, endüstriyel atıklarının ise %70’inin herhangi bir arıtma uygulanmadan veya basit bir ön arıtma sonrasında kıyı bölgelerine deşarj edildiği bilinmektedir. Deniz ekosistemleri belirli bir atık yükünü tolere edebilir ve bir süre sonra bu atıklar gerek seyrelme yoluyla gerekse de denizde bulunan biyokimyasal reaksiyonlar neticesinde bertaraf edilebilir. Marmara Denizi gibi yarı kapalı denizlerde sürekli olarak yapılan bu atıksu deşarjları kirletici yükünü arttırmakta ve artan besin maddeleri ile aşırı alg oluşumuna neden olabilmektedir. Fitoplankton topluluğundaki türlerden çevreye en çok uyum sağlayan türler baskın hale gelerek aşırı çoğalarak deniz suyunun rengini değiştirmekte ve böylece kırmızı gelgit olayları meydana gelmektedir. Su kolonundaki aşırı organik yük artışının sürekliliği de sedimentlerde organik madde birikmesine neden olabilir ve bu organik maddenin ayrışması dip sularda anoksik bir ortam sağlayarak bentik yaşamı olumsuz etkileyebilir (Balkis 2003).

Marmara Denizi Susurluk Nehir Havzası ve Marmara Havzası’ndan kaynaklanan önemli noktasal ve yayılı kirlilik kaynaklarının baskısı altındadır. Marmara Denizi kıyılarında bulunan İstanbul, İzmit, Bursa gibi pek çok ilde gerçekleştirilen endüstriyel ve sosyal faaliyetler bir iç deniz olarak kritik öneme sahip olan Marmara Denizi’nde kirliliğin günden güne artmasına sebep olmaktadır. Bahsi geçen illerden Marmara Denizi’ne yıllık bazda önemli bir atıksu yükünün girdiği bilinmektedir. İstanbul ilinde bulunan pek çok ön arıtma, biyolojik ve ileri biyolojik atıksu arıtma tesisleri atıksularını deniz deşarjı veya derin deniz deşarjı yoluyla Marmara Denizi İstanbul kıyılarına ve Boğaz’a deşarj etmektedir. Marmara Denizi’ne bir diğer kirlilik yükü Ergene havzasından ulaşmaktadır. Ergene nehrinin taşıdığı kirlilik, Marmara’da gözlenen su kalitesi bozulmasının baş sorumlularındandır. Çünkü Ergene Nehri sadece biyolojik değil, kimyasal maddelerce de kirlenmiştir. Bu noktada Ergene havzası özelinde ivedi bir şekilde atıksu yönetimi planlanmalı ve uygulamaya konulmalıdır.

2021 yılı Ocak ayında Marmara Denizi’nde gözlenmeye başlanan ve 2021 Mart ayında Çanakkale bölgesinde de etkili olan müsilaj oluşumu Türkiye gündemini önemli derecede etkilemiştir. 2021 Temmuz ayına kadar pek çok noktada yoğun olarak varlığını devam ettiren müsilaj kirliliği Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından başlatılan temizleme faaliyetleri ile Temmuz 2021’de etkisini kaybetmiştir. 2021 yılında oluşan bu müsilaj kirliliğinin ana nedeninin deniz kaynaklı baskılardan ziyade ileri derecede arıtılmayan ve kontrolsüz bir şekilde denize deşarj edilen evsel ve endüstriyel atıksular, liman ve marina kaynaklı çeşitli atıklar ve atıksular olduğu bilinmektedir. Bu kirliliklere ek olarak, Marmara Denizi çevresindeki illerde gerçekleştirilen tarımsal faaliyetlerde kontrolsüz ve aşırı gübre kullanılması sonucu yüzeysel akış ile taşınan besin maddelerinin ve azot ve fosfor gibi nütrientlerin, Karadeniz’den yüzey akıntılarıyla taşınan kirletici yüklerinin, denize dökülen nehirlerin taşıdığı kirliliklerin ve son yıllarda etkileri daha yıkıcı olan küresel ısınma sebebiyle deniz suyu sıcaklığının artışının da müsilaj oluşumunu hızlandırdığı söylenebilir (Yetilmezsoy 2021).

Deniz yüzeyinde görüntü kirliliğine ve koku problemine sebep olan müsilaj, deniz diplerinde ve sedimentlerde daha fazla bulunmaktadır. Dibe çökelen müsilajın deniz suyunun içerdiği oksijenin azalmasına sebep olduğu ve bu oksijensiz bölgelerin özellikle deniz dibinde yaşayan canlılarının hayatını tehdit ettiği bilinmektedir. Marmara Denizine ulaşan bahsi geçen bu kirlilik yüklerinin kontrol altına alınması ve sıkı denetim ve takip çalışmaları yapılarak müsilaj oluşumunun azaltılması ve uzun vadede önlenmesi gerekmektedir. Dolayısıyla bütün bu önlemleri içeren ve 6 Haziran 2021 tarihinde Çevre ve Şehircilik Bakanı Murat Kurum tarafından açıklanan Marmara Denizi Koruma Eylem Planında yer alan tüm eylemlerin acilen uygulamaya konması gerekmektedir. Aksi takdirde önümüzdeki süreçte Türkiye’nin gözbebeği konumunda olan Marmara Denizi’nin geri döndürülemez şekilde kirliliğe maruz kaldığını üzülerek gözleyebiliriz.

 

Kaynaklar

Altin A, Ozen O, Ayyildiz H (2015) Temporal variations of the demersal fish community in the shallow waters of Çanakkale Strait, North Aegean Sea, during the course of a mucilage event

Balkis-Ozdelice N, Durmus T, Toklu-Alicli B, Balci M (2020) Phytoplankton composition related to the environmental conditions in the coastal waters of the Gulf of Erdek Indian Journal of Geo-Marine Sciences (IJMS) 49:1545-1559

Balkis N (2003) Seasonal variations in the phytoplankton and nutrient dynamics in the neritic water of Büyükçekmece Bay, Sea of Marmara Journal of Plankton Research 25:703-717

Balkis N, Atabay H, Türetgen I, Albayrak S, Balkis H, Tüfekçi V (2011a) Role of single-celled organisms in mucilage formation on the shores of Buyukada Island (the Marmara Sea) Marine Biological Association of the United Kingdom 91:771

Balkis N, Atabay H, Türetgen I, Albayrak S, Balkis H, Tüfekçi V (2011b) Role of single-celled organisms in mucilage formation on the shores of Buyukada Island (the Marmara Sea) Journal of the Marine Biological Association of the United Kingdom 91:771

Beşiktepe ŞT, Sur Hİ, Özsoy E, Latif MA, Oǧuz T, Ünlüata Ü (1994) The circulation and hydrography of the Marmara Sea Progress in Oceanography 34:285-334 doi:https://doi.org/10.1016/0079-6611(94)90018-3

Okyar Mİ, Üstün F, Orun DA (2015) Changes in abundance and community structure of the zooplankton population during the 2008 mucilage event in the northeastern Marmara Sea Turkish Journal of Zoology 39:28-38

Özalp HB (2021) First massive mucilage event observed in deep waters of Çanakkale Strait (Dardanelles), Turkey Journal of the Black Sea/Mediterranean Environment 27

Toklu-Alicli B, Polat S, Balkis-Ozdelice N, Science S (2020) Temporal variations in the abundance of picoplanktonic Synechococcus (Cyanobacteria) during a mucilage event in the Gulfs of Bandırma and Erdek Estuarine, Coastal and Shelf Science 233:106513

Tüfekçi V, Balkis N, Beken ÇP, Ediger D, Mantikci M (2010) Phytoplankton composition and environmental conditions of the mucilage event in the Sea of Marmara Turkish Journal of Biology 34:199-210

Yetilmezsoy K, Marmara’nin Gözyaşi: Deniz Müsilaji Tears Of Marmara: Sea Musilage,  TÜBA Müsilaj-Deniz Salyası Değerlendirme Raporu,  Haziran 2021

Yilmaz IN (2015) Collapse of zooplankton stocks during Liriope tetraphylla (Hydromedusa) blooms and dense mucilaginous aggregations in a thermohaline stratified basin Marine Ecology 36:595-610

Benzer İçerikler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir