25 Temmuz 2024, Perşembe

Kamu Diplomasisinde Düşünce Kuruluşlarının Rolü: SETA, GMF ve SWP Örnekleri – Dr. Öğr. Üyesi Recep ŞEHİTOĞLU

Kamu Diplomasisinde Düşünce Kuruluşlarının Rolü: SETA, GMF ve SWP Örnekleri

Kamu diplomasisi kavramı, özellikle küreselleşme süreciyle birlikte uluslararası ilişkilerin nüvesine yerleşmiştir. Öyle ki 21. yüzyıl, ulus devletlerin dış kamuoylarına ulaşmalarının altın çağı olarak da nitelendirilebilir. Çünkü küreselleşme dünyayı küçültmüş ve iletişim, bilişim, teknoloji ve dijitalleşme gibi kavramlar bu değişimin bir anlamda habercisi olmuştur. Dış kamuoylarına ulaşmak isteyen devletler, bu sebeple artık yegane dış politika uygulayıcısı olan kurumlarını kullanmanın da ötesine geçmenin bir zaruriyet olduğunun bilincine varmışlardır. Nitekim kavram özü itibariyle sivil alanın uluslararası ilişkilerde ve dış politikada hemen tüm süreçlerin içine çekilmesi zorunluluğunu da beraberinde getirmiştir.

Kamu diplomasisi sadece ululararası ilişkiler disiplininin bir alanı değildir. Bünyesinde birçok disiplini ve konuyu kapsamaktadır. Bu durum esas itibariyle küreselleşmenin bir sonucu olarak tezahür etmiştir. Söz konusu disiplinleri ve konuları aşağıdaki tabloda sıralamak mümkündür:

Birçok farklı disiplin ve konuyu kapsayan kamu diplomasisinde elbette aktörlerin sadece devlet mekanizmalarından oluşması, kamu diplomasisine dair çalışmaların kadük kalması ya da başarısızlıkla sonuçlanması anlamına gelebilmektedir. Bu sebeple farklı aktörlerin de bu diplomasi türünde yer almaları gerekliliği ortaya çıkmıştır. Söz konusu bu aktörler; bireyler, hükümet dışı örgütler (NGOs) olarak niteyebileceğimiz sivil toplum kuruluşları/sivil inisiyatifler, akademisyenler, ulusal ve uluslararası şirketler şeklinde ifade edilebilir. Bu anlamda, “Kamu Diplomasisinde Düşünce Kuruluşularının Rolü: SETA, GMF ve SWP Örnekleri (Recep Şehitoğlu, Sabahattin Zaim Üniversitesi, 2020)” adlı doktora tezinin yazılmasının amacı, bir sivil inisiyatif olarak değerlendirilen düşünce kuruluşlarının;

  1. Kamu diplomasisi tarafında bir aktör olup olmadıkları ve
  2. Kamu diplomasisi yapım süreçlerinde üstlendikleri bir rol var mıdır sorularına yanıt arama gerekliliğinin bir sonucudur.

Çalışmada ana yöntem olarak tercih edilen literatür taramasıyla birlikte, konu derinlemesine incelenmiş ve araştırma sürecinde düşünce kuruluşlarının kamu diplomasisi alanında olmalarını destekleyen akademik yayınlara ulaşılmıştır. Söz konusu bu durum, tezin yazımına olan istek ve inancı daha da artırmıştır.

Düşünce Kuruluşlarının Uluslararası İlişkilerdeki Rolü

Almanya merkezli bir düşünce kuruluşu olan Alman Küresel ve Bölge Araştırmaları Enstitüsü‘nde (The German Institute for Global and Area Studies-GIGA) başkan yardımcısı ve aynı zamanda Hamburg Üniversitesi Siyaset Bilimi Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Patrick Köllner, 2011 yılında CIGA Focus’ta yayınlanan makalesinde düşünce kuruluşlarına uluslararası ilişkilerde 11 rol atfetmiştir. Düşünce kuruluşları;

  1. Bölgesel, ikili, ulusal ve uluslarası ağlar oluşturmak suretiyle insan topluluklarını bir araya getirerek “salon işlevi (salon function)” görürler. Öte yandan uluslararası meselelerle ilgilenen farklı mesleklerden profesyonelleri de bir araya getirerek “kişi odaklı iletişim kanallarının (person-based pipelines)” kurulmasına katkıda bulunurlar.
  2. Geleneksel medya, sosyal medya ya da blogları iyi bir şekilde kullanarak dış politika dahil uluslararası ilişkiler çalışmaları hakkında kamuoyu oluşturabilir, kamuoyunu yeniden şekillendirebilir veya yeni bir söylem inşaa edebilirler.
  3. Uluslararası ilişkiler hakkındaki bilgi ya da birikimi daha genel kamuoylarına aktarabilir ya da yayabilirler. Kamuya açık forumlar yaparak ya da daha geniş kitlelere hitap edecek yayınlar hazırlayarak ve “araştırma brokerliği (research brokerage)” yaparak ilgili akademik bulguları ve değerlendirmeleri akademisyen olmayanların da anlayabileceği biçimde aktarabilirler.
  4. Çeşitli medya müdahalaleri ya da forumlar aracılığıyla uluslararası ve küresel meseleler hakkında farkındalık yaratabilir ya da “ulusal ve uluslararası düzeyde gündem oluşturulmasına (setting national and cross-national agenda)” katkıda bulunabilirler.
  5. “Yarı resmi ya da tam otonom diplomatik ilişkiler (semi-official track 1,5 or more autonomous track 2)” geliştirebilirler. Yaklaşmakta olan politika değişimlerini işaret edebilir veya bir takım politika değişimlerini “koklayarak ortaya çıkarabilirler (sniffing out)”. Özellikl ikili düzeyde resmi diplomatik ilişkilerin mevcut olmadığı durumlarda önemli olabilecek, “kişi odaklı iletişim kanallarının (person-based pipelines)” kurulmasına yardımcı olabilirler.
  6. Kamu politikası odaklı rolleri olması dolayısıyla politika yapıcılar için “ikinci görüş (second opinion)” sunabilirler.
  7. Politika yapıcılarla etkileşime girerek bir takım politika tavsiyeleri sunmak suretiyle dış politika kararlarını veya ulusal bağlamda genel stratejik söylemleri doğrudan Bu rol, “danışmanlık işlevi (consultancy function)” olarak kabul edilmektedir.
  8. Özellikle yarı otoriter rejimlerde ilgili devletin mevcut veya ortaya çıkmakta olan resmi dış politika pozisyonlarını meşrulaştırmaya yardımcı olabilirler. Bu rol tam olarak “entelektüel amigo (intellectual cheerleader)” olmak anlamına gelmektedir.
  9. Dergiler yayınlayarak ya da alanlarında uzmanlığa sahip personel istihdam ederek ve ülke içinden ve dışından araştırmacılara burslar sunarak uluslararası ilişkiler ve stratejik çalışmaların oluşturulmasına katkıda bulunabilir.
  10. Diplomatik akademiler ve uluslararası ilişkilerle ilgili çeşitli eğitim programları yaparak, stajlar sunarak, üniversitelerde ve diğer kurumlarda yeni nesil uluslararası ilişkiler uygulayıcılarının ve akademisyenlerin yetiştirilmesine yardımcı olarak uluslararası ilişkiler disiplininde aktif rol alabilirler. Dahası uluslararası ilişkiler alanında eğitim alan yüksek lisans ve doktora öğrencilerine veya genç bilim insanlarına çeşitli eğitim programları düzenleyerek mentörlük edebilirler (Köllner, 2011: 5-6 ve Şehitoğlu, 2021: 41-44).

Yumuşak Güç-Kamu Diplomasisi İlişkisi

Uluslararası ilişkiler disiplini çeperinde bir dış politika enstrümanı olarak kullanılan yumuşak güç uygulama alanı olarak ifade edilen kamu diplomasisinin yukarıda ifade edilen rollerle şüphesiz ilintili olduğu düşünülmektedir. Özellikle küreselleşme ile birlikte vuku bulan gelişmeler, bu rollerin gerçekleştirilmesi için yegane aktör olarak devlet aygıtının tercih edilmesini imkansız kılmaktadır. Nitekim düşünce kuruluşlarının yumuşak güç ve kamu diplomasisi için önemi, Iwanska tarafından 5 farklı madde altında incelenmiştir. Iwanska’ya göre düşünce kuruluşları;

  • dış politika uygulayıcılarının karar vermelerini sağlayacak gerekçe sunmanın ötesinde bir takım analizler de yaparak tavsiyelerde bulunurlar,
  • dış politika uygulayıcıları ile akademik dünya arasında köprü inşaa ederler,
  • dış politika uygulayıcılarının düşüncelerini hem sınayabilecekleri, hem de kamuoyuna duyuracakları platform oluşturur ya da etkinlikler organize ederler,
  • sermaye sahiplerine ya da iş insanlarıyla ve teknolojik çevrelerle iletişim kurma ve etkileşime girme hususunda mevcut yönetimlerin ötesindedirler,
  • uluslararası ilişkiler ile ilgili olarak konferans, seminer ya da paneller düzenlemek suretiyle bir anlamda eğitirler (Iwanska, 2017: 2-3 ve Şehitoğlu, 2021: 44-46).

Profesyonel İnsan Kaynağı Sağlayıcısı Olarak Düşünce Kuruluşları

Weaver, uluslararası ilişkiler disiplininde ve dış politikada düşünce kuruluşlarının rollerinin daha aktif olması gerektiğini ifade eder. Düşünce kuruluşlarının Weaver’a göre (1989: 568-569); (i) siyasi düşüncenin kaynağı olmak, (ii) politika önerilerinin kaynağı ve değerlendiricisi olmak, (iii) hükümet programlarının değerlendiricisi olmak, (iv) personel/ insan kaynağı temin etmek, (v) uzman/bilirkişi hizmeti sunmak şeklinde rolleri bulunmaktadır. Son olarak Abelson, düşünce kuruluşlarını bir yetenek havuzu (talent pool) olarak görmekte ve ona göre düşünce kuruluşlarında görev alan uzmanlar birgün hükümette üst düzey görev alma ümidini taşımaktadırlar (Abelson, 2006: 153). Özellikle ABD’deki düşünce kuruluşları üzerinden bir değerlendirmede bulunan Su’ya göre ise (2016: 176) düşünce kuruluşları; (i) siyasi düşüncenin kaynağını oluşturmak, (ii) yeni siyasi fikirlerin başlamasını ve ilerletilmesini sağlamak, (iii) insan kaynağı temin etmek, (iv) kamuoyunu sürekli bilgilendiren ve uzmanlık alanlarıyla ilgili konularda eğitimler vermek, (v) hükümet politikalarını değerlendirmek, (vi) ikinci yol diplomasiyi (Track II Diplomacy) takip etmek şeklinde sıralanabilecek altı büyük role sahiptir.

Düşünce kuruluşlarının yukarıda bahse konu rolleri hemen hepsini yerine getirdiğini ifade etmek gerekir. Ancak bu rollerden en çok da insan kaynağı temin etmenin hükümetler nezdinde tercih edildiği görülmektedir. ABD, Almanya ve Türkiye özelinde birkaç örnek vermenin yararlı olacağı düşünülmektedir:

  • ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken, daha önce Stratejik ve Uluslararası Çalışmalar Merkezi (The Center for Strategic and International Studies-CSIS) kıdemli araştırmacısı olarak çalışmıştır.
  • CIA Başkanı William J. Burns, daha önce Carnegie Uluslararası Barış Vakfı (Carnegie Endowment for International Peace) başkanı olarak çalışmıştır.
  • ABD Dışişleri Bakanı Özel Danışmanı Derek Chollet, GMF Başkan yardımcısı olarak çalışmıştır.
  • C. Cumhubaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın, daha önce SETA’da kurucu başkan olarak çalışmıştır.
  • C. Cumhubaşkanlığı İletişim Başkanı Fahrettin Altun, SETA’da İstanbul Genel Koordinatörü olarak çalışmıştır.
  • C. Cumhurbaşkanlığı Güvenlik ve Dış Politikalar Kurulu üyesi Burhanettin Duran, SETA Genel Koordinatörü olarak çalışmaktadır.
  • Almanya Cumhurbaşkanlığı Ofisinde Dış Politika Direktörü olarak çalışan Thomas Bagger, daha önce SWP’de araştırmacı olarak çalışmıştır.
  • Avusturya istihbarat servisinin yeniden yapılandırılması için İçişleri Bakan Danışmanı olarak göreve getirilen Klaus-Dieter Fritsche, daha önce SWP’de Mütevelli Heyet Üyesi olarak çalışmıştır.
  • Federal Başbakanlık Direktörü Helge Braun, daha önce SWP’de Mütevelli Heyet Başkan Yardımcısı olarak çalışmıştır.
  • Köllner, Abelson, Iwanska, Su ve Weaver’ın yaklaşımları dikkate alındığında düşünce kuruluşları üzerine akademik çalışmalara yoğunlaşılması gerekliliği ortaya çıkmıştır. Bu sebeple söz konusu tez kaleme alınmıştır. Kaleme alınırken içerik analizi, literatür taraması ve niteliksel araştırma yöntemleri tercih edilmiş ve üç farklı ülkeden birer düşünce kuruluşu örneklem olarak alınmıştır.

Örneklem Kuruluşlar, Tercih Nedenleri ve Çalışmanın İçeriği

Siyaset, Ekonomi ve Toplum Araştırmaları Vakfı (SETA), Türkiye özelindeki örneklem olarak tercih edilmiştir. 2019 yılı verileri dikkate alındığında 48 düşünce kuruluşu içerisinde, 2005 yılında kurulmasına rağmen en kurumsal yapılanmaya sahip olması ve yurtiçi-yurtdışı yapılanması ve faliyetleri itibariyle uluslararası bilinirliğinin olması tercih nedenidir.

Alman Uluslararası ve Güvenlik İşleri Enstitüsü (Stiftung Wissenschaft und Politik-SWP), Almanya özelinde örneklem olarak tercih edilmiştir. Almanya’da 1962 yılında kurulan ve 2019 yılı verileri dikkate alındığında 2018 düşünce kuruluşu içerisinde kurumsal yapılanması ve yaptığı ulusal ve uluslararası faaliyetler nedeniyle Almanya’nın Mercedes-Benz’i (en iyisi) olarak tanımlanması tercih edilmesinde etkin olmuştur.

Amerika Birleşik Devletleri Alman Marshall Fonu (German Marshall Fund of the United States-GMF), ABD özelinde örneklem olarak tercih edilmiştir. 1972 yılında kurulmuş ve ABD’deki düşünce kuruluşları arasında saygın bir yere sahip GMF, Alman Şansölyesi Willy Brand tarafından Marshall Planına bir anlamda bir teşekkür niyetiyle Alman Parlamentosu tarafından sağlanan bir şartlı bağış bütçesi yoluyla ABD’de kurulmuştur. Kuruluş amacı dahi başlı başına bir kamu diplomasisi çalışması olduğu için, GMF tercih edilmiştir.

Buradan hareketle tercih edilen düşünce kuruluşları için tez araştırmasının temel soruları bağlamında iki hipotez bulunmaktadır. Bunlardan birinci soru bağlamında hipotez, sivil inisiyatif olma özelliği bakımından düşünce kuruluşları kamu diplomasisinde birer aktördür. İkinci soru bağlamında hipotez ise, Köllner’in düşünce kuruluşlarına uluslararası ilişkiler disiplini çeperinde atfettiği rollerin örneklem olarak tercih edilen düşünce kuruluşları tarafından kamu diplomasisi faaliyeti kapsamında yerine getirildiğidir.

Çalışmada birinci bölüm kapsamında diplomasi, kamu diplomasisi ve düşünce kuruluşları için Türkçe ve İngilizce kaynaklardan yararlanılarak derinlemesine bir literatür taraması yapılmıştır. Tez çalışması, inşaacılık kuramı (constructivism) temelinde ele alınmıştır. Geleneksel diplomasiden kamu diplomasisine diplomasinin evrilişi tezin bu bölümünde aktarılmıştır. Öte yandan yine bu bölümde Köllner’in aftettiği rollerin düşünce kuruluşlarına uyarlanıp uyarlanmayacağı tartışılmıştır. Ayrıca ABD, Almanya ve Türkiye’deki düşünce kuruluşlarının kamu diplomasisi bağlamındaki çalışmaları irdelenmiştir. Bunun yanısıra ABD, Almanya ve Türkiye’nin kamu diplomasisi aktörlerinin neler olduğu derinlemesine çalışılmış ve bununla beraber her ülkedeki sivil toplumun yapısı da irdelenmiştir. Son olarak ABD, Almanya ve Türkiye için; ekonomi, hukukun üstünlüğü, hesap verilebilirlik, siyasi istikrar-haklar, sivil özgürlükler, küreselleşme, askeri harcama ve insani gelişme endekleri bağlamında bir karşılaştırma yapılmıştır.

Çalışmanın ikinci bölümünde düşünce kuruluşlarının her biri için kurumsal kapasiteleri, programları, uluslararası ilişkilerdeki rolleri ve dış politika-kamu diplomasisi ile ilgili çalışmaları derinlemesine çalışılmıştır. Bununla beraber üç düşünce kuruluşunun da ortak çalışma alanı olan Avrupa bölgesi özelindeki çalışmalarına yönelik yayınları analiz edilmiştir.

Çalışmanın üçüncü bölümünde “Kamu Diplomasisinde ‘Akıncı Birlik’ Olarak Düşünce Kuruluşları” başlığı altında genel bir değerlendirme yapılmıştır. Burada düşünce kuruluşları için literatürde sıkça karşılaşılan “düşünce üretim merkezi, düşünce fabrikası, düşünce küpü, düşünce havuzu, akıl deposu, düşünce deposu, f ikir üretilen merkez, beyin takımı, entelektüel girişimciler, örgütlenmiş enstitü, şirket veya grup” gibi tanımlama ve sıfatlandırmalara ilave olarak “Akıncı” tanımlaması literatüre kazandırılmaya çalışılmıştır. Düşünce kuruluşları, varlık nedenleri ve ortaya koydukları hizmet/faaliyetler bağlamında Osmanlı döneminde önemli vazifeler üstlenen ve Osmanlı’nın genişlemesinde en temel araç ve güç/kuvvet olarak yer alan Akıncılar benzetmesiyle kıymetlendirilmiştir. Nitekim Akıncıların, aşağıda ifade edilen amaç, görev ve sorumluluklara sahip oldukları bilinmektedir:

  • Düşmana yaklaşmada mahirdirler ve stratejik hizmetlerde bulunurlar.
  • Taarruz kabiliyetleri yüksektir.
  • Takip etme ve muhatap ülke hakkında malumat toplama hususlarında yetkindirler.
  • Arzulanan amaca yönelik her türlü uygun koşulun oluşturulmasını sağlarlar.
  • Muhatap yapılardaki halkı etkileme, yıpratma, sindirme veya etkisizleştirme noktasında başarılıdırlar.
  • Muhatap ülkenin/bölgenin ya da coğrafyanın arazi özelliklerini keşfederek sonraki birliklere yol açma ve böylelikle tuzak ve engelleri bertaraf etmede hüner sahibidirler.

Düşünce kuruluşları, yapısal manada Akıncılar gibi o dönemdeki amaç ve faaliyetlerin hepsine sahip olmasa da onların çalışmaları itibariyle Akıncılarla benzer özellikler taşıdıklarını ifade etmek yanlış bir değerlendirme olmayacaktır. Örneğin Akıncıların sahip oldukları keşfetme özelliği, düşünce kuruluşlarının özellikle bölgesel çalışmalarıyla özdeşleştirilebilir. Nitekim düşünce kuruluşları çalıştıkları bölge ile ilgili olarak sosyolojik, kültürel, psikolojik, stratejik, hatta askeri analizler/ raporlar yayınlamaktadırlar.

Öte yandan çalışmanın bu bölümünde örneklem düşünce kuruluşları, ikinci bölümde elde edilen çıktılar neticesinde ve Köllner’in yaklaşımında ifade ettiği 11 rol dikkate alınarak karşılaştırılmıştır. Söz konusu bu karşılaştırmanın sonucunda aşağıdaki tablo ortaya çıkmıştır.

Köllner yaklaşıma göre düşünce kuruluşlarının karşılaştırılması

Yine bu bölümde örneklem düşünce kuruluşlarının yetkilileri ile yapılan mülakatlardan elde edilen bulgular incelenmiştir. Bulguların tablo şeklinde sunumu, bir bakışta kısaca görülebilmesi maksadıyla aşağıda aktarılmıştır.

Sonuç ve Değerlendirme

Düşünce kuruluşları literatürde aidiyetleri kapsamında; (i) hükümet ilintili [government-affiliated], (ii) özerk ve bağımsız [autonomous and independent], (iii) yarı bağımsız [quasi-independent], (iv) yarı hükümet ilintili [quasi-governmental], (v) üniversite ilintili [university-affiliated], (vi) siyasi parti ilintili [political-party affiliated], (vii) kurumsal/ kar amacı güden [corporate/for-profit] şeklinde sınıflandırılmıştır (McGann, 2021: 14). Buradan hareketle örneklem düşünce kuruluşları ve bulundukları ülkelerdeki anlayışı için araştırmanın sonuç kısmında konuya ilişkin olarak genel bir değerlendirme yapılmış ve bir takım öneriler getirilmiştir.

Türkiye

  • Özerk ve bağımsız bir düşünce kuruluşu olan SETA’nın, 20052020 tarihleri arasındaki dönem için, mevcut iktidarla yönetimsel ya da finansal manada bir bağı yoktur.
  • Almanya ve ABD’ye nazaran Türkiye’deki düşünce kuruluşu sayısı yetersizdir. Düşünce kuruluşlarıyla 1960’lı yıllarda tanışan Türkiye’de 48 düşünce kuruluşu bulunmaktadır. Dolayısıyla Türkiye’de çok sesli ve çok katmanlı bir dış politika/kamu diplomasisi amaçlanıyorsa, düşünce kuruluşlarının sayılarının artmasına ve nitelikli hizmet sunmalarına katkı sağlanması gerekmektedir.
  • Kamu tarafı düşünce kuruluşlarını teşvik edici bir rol oynadığında, sivil tarafta da farklı ülkesel ya da bölgesel alanlarda çalışmalar yapacak düşünce kuruluşları için bir girişim söz konusu olmalıdır.
  • Türkiye’de devlet tarafında kamu diplomasisi faaliyetleri İletişim Başkanlığı bünyesinde gerçekleştirilmektedir. Başkanlık bünyesinde daha önce oluşturulan Kamu Diplomasisi Koordinasyon Kurulu’nda muhakak surette düşünce kuruluşları temsilcileri yer almalıdır.
  • Türkiye, Osmanlı bakiyesi bir devlet olması hasebiyle esasen köklü bir vakıf kültürüne sahiptir. Aslında sivil inisiyatifler anlamında diğer ülkelere nazaran çok güçlü bir alt yapıya sahiptir. Ancak Cumhuriyet dönemiyle birlikte bu vakıf kültürü tam manasıyla yaşatılamamıştır.
  • Özellikle 2002 sonrası dönemde sivil inisiyatiflerin daha da rahat hareket alanına kavuşması Türkiye için önemli bir adım niteliğindedir. Dolayısıyla devlet organının yanında tamamlayıcı ya da destekleyici bir unsur olarak sivil inisiyatifler yer almaya başlamıştır. Bu durumun düşünce kuruluşlarına da sirayet etmesi zorunludur. Zira bu düşüncenin dahi devlet mekanizmasının zihin dünyasında bir yerinin olması önemli bir adım olarak nitelendirilmektedir.
  • Düşünce kuruluşlarının insan kaynağı temin etme rolleri kapsamında örneklem düşünce kuruluşları özelinde bir değerlendirme yapıldığında SETA’nın hükümetlere daha çok insan kaynağı temin ettiği görülmektedir. Bu durum aynı zamanda Türkiye’nin düşünce kuruluşlarına dair farkındalığının devlet düzeyinde nasıl olduğunu göstermektedir. Ancak devlet tarafında oluşan bu farkındalığın diğer roller kapsamında da bir karşılığının olması gerekmektedir.

ABD

  • Özerk ve bağımsız bir düşünce kuruluşu olan GMF, Alman Parlamentosu’nun Amerika’ya yaptığı bir şartlı bağışla kurulmuştur. Halen daha şartlı bağışın sağladığı gelirlerle faaliyetlerini sürdürdüğü için, bağımsızlık ya da tarafsızlık durumu kuşku uyandırmaktadır. Öte yandan ABD hükümeti kanalıyla finanse edildiği şeffaf bir şekilde web sayfalarında belirtilmiştir.
  • Düşünce kuruluşlarının sayısı ve nitelikli hizmetlerin sağlanması bakımından ABD, en iyi ülke konumundadır. Nitekim düşünce kuruluşlarının ana vatanı olarak da kabul edilmektedir. Düşünce kuruluşlarıyla 1860’lı yıllarda tanışan ABD’de 1872 düşünce kuruluşu bulunmaktadır.
  • Düşünce kuruluşlarının kurumsallaşması bakımından bir karşılaştırma yapıldığında ABD, yine en iyi ülke olma konumundadır. Sadece uluslararası ilişkiler alanında değil, ekonomi ve güvenlik gibi alanlarda da düşünce kuruluşlarına sahiptir.
  • Köklü ve kurumsallaşmış düşünce kuruluşlarına sahip olan ABD, diğer ülkelerde de düşünce kuruluşlarının kurulmasına esin kaynağı olmuştur. Nitekim bu çalışmada Almanya özelinde örneklem olarak çalışılan SWP, ABD merkezli RAND Corporaration’dan esinlenilerek kurulmuştur.

Almanya

  • Yarı hükümet ilintili ve bağımsız bir düşünce kuruluşu olan SWP’nin bu durumu karmaşık bir durum olarak değerlendirimektedir. Nitekim Almanya hükümeti nezdinde finansal olarak desteklendiği şeffaf bir şekilde kurumun web sayfasında belirtilmiştir. Ancak Almanya’nın siyasi yapısı, dış politika anlayışı, Almaya’daki sivil toplum yapısı ve devlet organlarının yapılanması dikkate alındığında tarafsız olduğu ifade edilebilir.
  • Almanya, 218 düşünce kuruluşuyla dünyada 6. sırada yer almaktadır. Düşünce kuruluşları ile 1900’lü yılların başında tanışan Almanya, dış politikada ve kamu diplomasisinde düşünce kuruluşlarını en aktif kullanan ülkelerin başında gelmektedir.
  • Almanya’nın siyasi, kültürel ve sosyolojik yapısı düşünce kuruluşlarına bir yaşam alanı sunmaktadır. Devlet kurumlarının özellikle sivil inisiyatif olarak kabul edilen düşünce kuruluşlarıyla ilişki düzeyi en yüksek seviyededir. Bu sebeple Almanya’da özellikle dış politikada daha entegre bir yapıyla karşılaşmak mümkündür.

Düşünce kuruluşlarının sayılarının artmasının demokratikleşme, küreselleşme ve modernleşme şeklinde sıralanabilecek 3 farklı nedeni bulunmaktadır. Bu durum şüphesiz bulundukları ülkelerin uluslararası konjonktürdeki yeri ve önemi ve ülke içindeki siyasi yapıların nasıl olduğu ile çok yakından ilgilidir. Söz konusu bu üç nedenin farkında olan ülkelerde genelde sivil oluşumlar, özelde ise düşünce kuruluşu oluşumlarının sayılarının artması kaçınılmazdır. Bu aynı zamanda sunulacak hizmetlerin nitelik bakımından da çeşitlenmesi anlamına gelmektedir. Kamu diplomasisi ile ilgili hemen her politikada, düşünce kuruluşlarını bir sivil inisiyatif olarak paydaş olacak şekilde sürece dahil eden devletlerin olumlu sonuç alması kuvvetle muhtemeldir. Kamu diplomasisi; özü itibariyle yavaş ilerleyen ve sonuçlarının uzun zamana dayalı olmasıyla bilinmektedir. Dolayısıyla devletlerin daha uzun yol gitmede sivil ruha sahip düşünce kuruluşlarıyla yürüyüp hedefe varması daha kalıcı etkiler oluşturacaktır.

KAYNAKÇA:

  • Köllner, P. (2011). Think tanks: their development, global diversity and roles in international affairs. (GIGA Focus International Edition, 6). Hamburg: GIGA German Institute of Global and Area Studies Leibniz-Institut für Globale und Regionale Studien. https://nbn-resolving.org/urn:nbn:de:0168-ssoar-280170
  • Şehitoğlu, R. (2021). “Kamu Diplomasisinde Düşünce Kuruluşularının Rolü: SETA, GMF ve SWP Örnekleri”, Doktora Tezi, https://tez.yok.gov.tr/UlusalTezMerkezi/tezjsp
  • Iwanska, K. R. (2017). Five Reasons Why Think Tanks Matter For Soft Power And Public USC Center on Public Diplomacy, https://www.uscpublicdiplomacy.org/printpdf/83451
  • Weaver, R. K. (1989). The Changing World of Think Tanks. Political Science & Politics, 563-578.
  • Su, J. (2016). Think Tanks in the United States: The Evolution and Evolving Roles. Sociology Study, David Publishing, 6(3): 176-185.
  • McGann, J. (2021). 2020 Global Go To Think Tank Index Report. TTCSP Global Go To Think Tanks Reports 17. The Lauder Institute, The University of Pennsylvania.

Benzer İçerikler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir