İslam dünyası olarak ciddi bir kriz yaşanmaktadır. Bu kriz, “fail olma krizi” olarak tanımlanabilir. İnsanlığa şahitlik etme ve en hayırlı ümmet olma sorumluluğu taşıyan bu toplumlar, ne kendi problemlerini çözme ne de insanlığın genel meselelerine yönelik yeterli güven duymaktadır. Bu güvensizlik zaman zaman kayıtsızlığa dönüşmektedir. İstanbul Forum ise bu sorunu fark eden ve “bu kriz nasıl aşılabilir” sorusuna cevap arayan bir platform olarak değerlendirilebilir.
Akademik alanda bu tereddüt ve şizoit durum her zaman mevcut değildi. Klasik dönemde akademik hayat bir bütünlük içinde ele alınmaktaydı. Klasik metafizik, şer’i ilimler, felsefe ve tabiat bilimleriyle birlikte çalışabilmekteydi. Örneğin İbn Sînâ’nın eserlerinde hem tıp ve fizik konuları hem de melekût âlemi meseleleri bir arada ele alınmıştır. Bu durum, o dönemde bilginin bütünlüğünün mümkün olduğunu göstermektedir. Günümüzde ise bu bütünlük büyük ölçüde kaybedilmiştir.
Metafiziğin akademik söylemden dışlanması, bilginin parçalanmasının temel sebeplerindendir. Varlık anlayışındaki değişimle birlikte teleolojik yaklaşımdan mekanik yaklaşıma geçiş, metafiziğin değersizleşmesine neden olmuştur. Bu durum, bilgi ile metafiziğin birbirinden ayrılmasına yol açmıştır. Bilinebilir olanın sınırları daralmış, Kant’ın belirttiği üzere Tanrı, can, evren ve tarih hakkında bilimsel bilgi edinmek mümkün görülmemiştir. Ancak insanların hâlâ bu temel soruları sormaya devam ettiği gözlemlenmektedir: “Nereden geldim?”, “Nereye gidiyorum?”, “Canlı olmak ne demek?”, “Bilinç nedir?”
Yeni Bilimsel Projeler ve İdeolojik Zemin
Bu sorular zamanla akademik alanda daha diyalektik ve kapsamlı bir biçimde tekrar gündeme gelmiştir. Günümüzde akademinin ana projeleri bu sorulara verilen yanıtlar etrafında şekillenmektedir. Örneğin, dilin insan dışı bir ortamda üretilebilirliği veya yapay zekâ ile bilinç kavramının nörolojik faaliyetlere indirgenmesi gibi konular büyük araştırma projelerinin odağındadır. Evrenin başlangıcına dair yalnızca fizik perspektifiyle hüküm verilip verilemeyeceği ve siyasette değerlerden arındırılmış bir düzenin mümkün olup olmadığı da tartışma konularındandır.
Bilim alanında metafiziğin kapsadığı alanlara dönüş yaşanmakta, ancak bu dönüş, ideolojik bir çekirdek taşıması sebebiyle sorunlu kabul edilmektedir. Örneğin yapay zekâ konusunda yalnızca araç üretmek amaçlanıyorsa sorun yoktur, ancak “yapay zekânın insanın yapacağı son keşfi yapacağı”, “insanla birleşerek yeni bir tür oluşturacağı” gibi iddialar ideolojik boyut kazanmıştır. Bu noktada “İnsan eşref-i mahlûkat mıdır?” sorusu tekrar gündeme gelmekte ve bu tartışmada tarafların konumu netleşmemektedir. Bilincin yalnızca nöral aktiviteye indirgenmesi meselesinde ise tanrısal ilham (feyz) kavramı yok sayılmaktadır. Bu bağlamda, akademinin hem modern projelerde yer alıp hem de ilahî bakışı dışlamaya çalışması tutarsızlık yaratmaktadır.
İslamileştirme Teklifi ve Bilginin Yeniden İnşası
Bu durum dindar gençler arasında önemli bir içsel krize yol açmaktadır. Akademik projelere katılım konusunda tereddüt yaşanmakta, bazı projelerin İslam başta olmak üzere tüm değer sistemlerine karşı yürütülen aktivizmin bir parçası olduğu görülmektedir.
Bu bağlamda önerdiğimiz, bilginin İslamileştirilmesi fikrine yeniden dönülmesidir. İslam medeniyeti, bilimlerin gelişiminde tarih boyunca önemli katkılar sunmuş ve özgün yollar açmıştır. Bu mirasın hatırlanması, “Bu bilgi sisteminin neresindeyiz?” sorusunun sorulması ve bilgi üretiminde İslam’a özgü metodolojilerin geliştirilmesi gerekmektedir. Bu kolay bir süreç olmayıp, sadece eleştiriyle değil, meseleyi doğru tespit ve anlayışla aşmakla mümkündür.
Bu meselelerin gündeme taşınması ve önemle vurgulaması gerekmektedir. Aksi takdirde, yapılan söylemler sadece hamaset sınırında kalacak, gerçek anlamda bir söylem üretilemeyecektir.
Sonuç olarak, asıllarımız olan tevhid ve nübüvvet ilkeleriyle uyumlu; varlığı bütüncül şekilde kavrayabilen, lehimize ve aleyhimize olanı ayırt edebilen, bizi “biz” olarak akademiye ve hayata taşıyacak bir bilgi anlayışı oluşturmak zorunludur. En büyük meselemiz budur.
