25 Temmuz 2024, Perşembe

Dünya Para Sistemi ve Dönüşümü Üzerine – Prof. Dr. Mahmut BİLEN

Giriş

Dünyamızı etkisi altına alan Kovid-19’un insanlık tarihinde kritik bir eşik oluşturduğunu yüksek sesle dillendiren düşünürlerin sayısı oldukça fazladır. Tarihte bu tür kritik eşiklerin insanlık üzerindeki etkisini anlamak için birkaç yüzyıl geriye gitmek yeterli olur. 14. yüzyılda dünyayı etkisi altına alan büyük veba salgını Avrupa başta olmak üzere dünyanın ekonomik ve siyasi gelişiminin olağan dışı değişmesine neden olmuştur. Batı Avrupa’da salgın, bir yandan siyasal yapıların diğer yandan feodal üretim biçiminin değişmesine ve emeğin kıtlığı sonucu, emeğin üretim sürecindeki rolünün yeniden belirlendiği ve piyasa mekanizmasının feodal üretim biçimlerinin yerini alarak ekonomi politiğin yeniden dizayn edilmesine yol açmıştır. Öyle ki, bu dönüşümü gerçekleştiren Batı Avrupa ile gerçekleştiremeyen Doğu Avrupa arasında sonraki yüzyıllarda bile aradaki uçurumun kapanmayacağı bir zenginlik farkının oluşmasına neden olmuştur[1]. Endüstri devriminden önce nüfusun büyük kısmının yaşadığı kırsal kesimdeki tarımsal üretim, büyük ölçüde yerel pazarlara yönelikti. Kentsel alanda küçük esnaflığın, kırsalda ise tarımsal üretimin olduğu bu yapıda, sermaye birikimi görece sınırlı ve uygulanan para sistemi ise mal-para sistemi denilen altın ve gümüşün mübadele edildiği bir sistemdi. Asya ile olan ticareti üzerinden zenginlik ve refah sağlayan Avrupa, zenginliğini arttırmaya yönelik alternatif arayışlara yöneldi. Coğrafi keşifler ile merkantilizm düşüncesinin ekseninde paranın (kıymetli madenlerin) sömürgelerden Avrupa’ya akması, gelişen yeni ekonomi politiği ile hızla zenginliğin kaynağı tarımdan ticarete ve dolayısıyla kırsaldan kentlere doğru değişti. İfade edilen bu süreç Avrupa dışından gelen zenginlik ile bankacılık mekanizmasının ilk nüvelerinin ortaya çıkışına yol açmıştır.  Bu sermaye birikimi İngiltere’nin öncülüğünde endüstri devrimi ile kentsel alanda küçük esnaf eksenli üretiminden fabrikalara, yerele yönelik yapılan üretimin geniş pazarlara dönüşmesi zenginliğin hızlı bir şekilde tarımdan sınai kapitalizm ekseninde büyümesine neden oldu. Ludistler, değişen bu yeni mekanizmaya direnç göstererek, sermaye sahiplerinden önce mesleklerini elinden alan, sürekli ve gayri insani çalışma biçimine mahkum eden makinalara saldırmaya başladılar (Şahin, 2015: 167). Bu süreçte fabrikaların daha fazla çalıştıracak işçiye gereksinim duyması, kırsalda bulunan nüfusun önemli kısmının kentlere akmasına hem kentsel ekonominin endüstriyel üretimin hızla büyümesine hem de finans kapitalin gelişmesine neden oldu. Bu dinamik dönüşüm süreci hiç şüphesiz paranın niteliğini de değiştirdi. Bu durum piyasada, firmaların hisse senetleri, borç senetleri, sarrafların ve sonraları bankaların kıymetli maden karşılığı ihraç ettikleri banknotların, başta altın olmak üzere kıymetli madenlerden daha fazla dolaşmasına yol açtı. İfade edilen bu gelişmeler, batı medeniyetinin inkişafına ve güç temerküz ederek artan ticari kapitalizm ve yeni teknolojilerle geliştirilmiş silahlarına karşın, hem mali hem de askeri açıdan güç kaybeden İstanbul başta olmak üzere doğunun başkentleri yeni yükselen gücün ya pazarı ya da sömürgesi konumuna düştüler. Mali ve askeri olarak dizayn edilen yeni ekonomi politiğin yeni egemenleri dünyada öncelikle İngiliz sterlininin parasal bir alan oluşturmasına şahit oldular. Bir yandan dünya savaşları diğer yandan 1929’da yaşanan ekonomik kriz bu egemen güçleri yeni bir para sistemi arayışına sevk etmiş ve Bretton-Woods’da alınan karar ile ABD dolarının dünyada önemli bir parasal alan oluşturmasına yol açmıştır. İfade edilen dönüşümün ülkelerin ekonomik, siyasal ve askeri güç dengelerinden bağımsız oluştuğu düşünülemez. Son yıllarda dünyanın üretim, ticari ve askeri güç dengelerinde meydana gelen hızlı değişimin benzer bir süreci tetiklediği, dünyada kartların yeniden karılması gerektiği dillendirilmektedir.  Teknolojideki büyük değişim sonucu daha az insana dayanan üretim yapısı, başta salgın nedeniyle artan küresel riskler para sisteminin yeniden gözden geçirilmesinin gerekliliğini IMF başkanı dahil çok sayıda iktisatçı yüksek sesle dillendirmektedir. Bu yazıda yaşanan dönüşümü analiz etmek üzere, özellikle hızlı değişimin olduğu 150 yıllık dönemde dünyada hangi aşamalarda ne tür para sistemlerinin uygulandığını ve gelecekte muhtemel para sisteminin nasıl olacağı hakkında bazı öngörüler ortaya konulacaktır.

Para Sistemlerinin Değişim Tarihi

1870’li yıllardan günümüze ortalama 30 ile 40 yılda bir dünya para sisteminin dört kez değiştiği görülmektedir (Carney, 2009). 19. yüzyılın başlarında endüstri devriminin etkisiyle dünyada ticaretin hızlanmaya başladığı yıllarda ABD, Fransa, Çin, Almanya, Hollanda ve Hindistan gibi çok sayıda ülke gümüş ve altın esasına dayalı çift metal sisteminin kabul edildiği bir para sistemini uygulamaya başladılar. Zaman içinde altın değer saklama ve tasarruf aracı olup piyasadan çekilirken, piyasanın miktarı hızla artan gümüşe bırakılması ve artan gümüş miktarı ile değerinin düşmesi bu sistemin tartışılmasına neden oldu. “Piyasada kötü para iyi parayı kovar” olgusu ortaya çıktı. 1867 yılında uluslararası Para Konferansında altın para standardı benimsendi. Yukarıda ifade edilen ülkelerin önemli bir kısmı 1873 yılında altın para standardına geçtiler. Bu tarihten 1913’e kadar olan dönemde klasik altın standardı denilen sistem gereği her basılan kağıt paranın %100 altın karşılığı bulunmakta idi. Hükümetlerin genişletici para politikası sahip olduğu altınla sınırlıdır. Ülkeler arasında sabit döviz kuru uygulanmaktaydı. Birinci küreselleşme süreci olarak ifade edilen bu dönemde, hem endüstrileşen Avrupa ülkeleri hem de ABD hızlı ve istikrarlı bir ekonomik büyüme başarısı gösterdiler. Sermaye hareketliliği sınırlı düzeyde olsa da uluslararası ticaretin oldukça yüksek olduğu bir dönemdir. Endüstriyel gelişmeyle birlikte bir yandan ülkelerin hızlanan ekonomik büyümeleri diğer yandan dünyada artan uluslararası ticaret için ülkelerin sahip oldukları altın stokları ihtiyaç duyduğu para miktarını temin etmek için yeterli olmadı. 1913 yılında FED’in kurulmasıyla ABD’de her basılan paranın %40 oranında altın karşılığı olan bir kağıt para sistemine geçildi. Böylece merkez bankası kasasında bulunan altın miktarından daha fazla kâğıt para basma imkanına kavuşmuş oldu. Özellikle I. Dünya Savaşı ile savaşı finanse etmek üzere altın karşılığı olmadan kağıt para basılması başta Weimar Almanya’sında tarihte örneği nadir görülecek hiperenflasyon[2] sorununun görülmesine neden oldu (Jaiswal, 2020).

1914-1930 arası savaş sonrası belli ölçüde ülkeler yeniden altın para sistemine dönmeye çabalasa da bunun tam anlamı ile sağlandığı söylenemez. Altın standardına tabi olan ülkeler kendi aralarındaki ticari ilişkilerde belli aralıkta dalgalanan bir kur üzerinden ticaret yapılmasında uzlaşmışlardı. Bu dönem büyük ölçüde kağıt para sisteminin yaygın şekilde kullanıldığı, ülkeler arasında sermaye hareketliliğinin sınırlı kaldığı hem yükselen ulus devlet anlayışı hem de yükselen gümrük duvarları nedeni ile mal ticaretinin sınırlı kaldığı bir dönem oldu. Savaş sonrası dönemde ABD 1919, İngiltere 1925 ve diğer ülkeler 1928 yılında altın standardına döndüler. Ancak bu dönemde devletin artan ekonomik rolü ve sosyal güvenlik başta olmak üzere kamudan beklentilerin artması altın standardının uygulamasını zora soktu.

1930 – 1944 arası ekonomik kriz sonrası dünya ticaretinin yavaşladığı ve dünyanın öncü ekonomilerinin kendi para alanlarını oluşturma çabasına yöneldikleri dönemdir. 1929 ekonomik krizi ile başlayan ve içinden geçilen II. Dünya Savaşı’nın koşulları nedeni ile ülkelerin daralan ekonomilerini iyileştirmek ve durma noktasına gelen uluslararası ticareti hem arttırmak hem de istikrarını temin etmek için Birleşmiş Milletler’in Para ve Finans Konferansı’nda uluslararası para sisteminin yeniden oluşturulmasına karar verildi. Amerika’da New Hampshire eyaletinde Bretton Woods kasabasında 1-22 Temmuz 1944 tarihinde 44 ülke, paralarının değerini ABD dolarına göre belirlemeyi esas alan yeni bir dünya para sistemine geçildi. Toplantıda IMF’nin görevi, uluslararası ekonomik ticaretin dengeli büyümesini temin etmek, ülkelerin kendi para birimlerini veya döviz kurlarının istikrarını sağlama ve üye ülkelerin ödemeler dengesinde meydana gelecek aksamaları giderecek finansal desteği temin etmek olarak belirlendi. İlave olarak 1963 yılında ihdas edilen Özel Çekme Hakkı (Special Drawing Right (SDR)) olarak ifade edilen ve 4 para biriminden oluşan bir sepete dayalı olan IMF rezerv para/varlığını oluşturdular. Yeni para sisteminde, ABD doları altına ve diğer ülkelerin paraları ise ABD $’na bağlandı. 1944 -1971 arasında Bretton Woods’da kabul edilen dolar (35 $ = I ons (31 gram) altın) olacak şekilde dünya para sistemi uygulandı. Böylece ABD doları rezerv para, uluslararası ticarette altının yanı sıra mübadele parası olarak kabul edildi. Bu durum, sabit döviz kuru mekanizmasının uygulandığı üye ülkelerin döviz kurlarının dengede tutulması, ülkelerin paralarını keyfi şekilde devalüeye başvurmadığı bir yapıyı ifade etmekteydi. Ödemeler dengesinde sorun olan ülkelere, kaynak aktararak sistemin güvenliği sağlanacaktı. Ülkelerin farklı enflasyon düzeyleri veya farklı maliye politikaları nedeni ile bazı farklılıklarının olduğu bilinmektedir. Ancak üye ülkelerin hepsinin merkez bankalarının ana döviz rezervi ABD doları oldu. Ülkelerin ödemeler açığı olması halinde bu açığı kapatmak üzere dışarıdan sermaye girişlerini temin etmek için ihtiyaç duydukları dolar tedarik edilecekti. Bu dönemde giderek hem yatırımcıların hem de iş dünyasının gereksinim duyduğu para birimi ABD doları oldu ve IMF’in rezervlerinin %57’si ABD dolarından oluştu (Ünlü, 2020).

1960 yılına kadar bu sistem gayet iyi şekilde işledi. Bu dönemde ABD dış ticaret fazlası veriyordu ve kamu açıkları yüksek değildi. IMF öncülüğünde oluşturulan ve ABD dolarına dayalı olan bu yeni para sisteminde, zaman içinde giderek dünyada yaygınlaşan ABD dolarının aşırı şekilde genişlemesi nedeni ile ABD doları ile altın arasındaki başta ifade edilen ilişkinin devam ettiğine yönelik güven azalmaya başladı. Bu süreçte ABD doları ABD’deki altın rezerv düzeyini aşacak miktarda çok basıldı. Bu duyuldukça 1960’ların başında dolardan altına kaçış türü bir gelişme oldu. Bu spekülatif atağın önüne geçmek için Londra altın Fonu kuruldu. ABD altın rezervlerinin erimesine mani olamadı. ABD’de II. Dünya Savaşı’ndan sonra 20 bin ton olan altın miktarı, 1970’li yıllara gelindiğinde 8 bin ton düzeyine kadar düştü. Özellikle Vietnam savası (1963) ve sonrasında ABD kamu açıklarının artması ve dış ticarette açıklar vermeye başlamasıyla sorunlar belirmeye başladı. ABD dışındaki ülkelerde dolar miktarının artması ve grafik 3’de görüldüğü gibi II. Dünya Savaşı’ndan sonra ikinci defa doların değerinin hızla düşmesine ve ABD altınlarına yönelik talebin artmasına neden oldu. ABD, önce bir ons altının değerini 35’ten 38 çıkardı. 15 Ağustos 1971 yılında ABD başkanı R. Nixon ABD hazinesi tarafından getirilen her 35 dolara karşılık bir ons altın satacağına ilişkin kararı askıya aldı ve böylece başkan Bretton Woods sistemine son vermiş oldu (Jaiswal, 2020). ABD için ortaya çıkan kamu ve dış açıkların yanı sıra, 1970’li yıllarda enflasyon ve artan işsizlik sorunu ile makro ekonomik denge bozulmaya başladı. Bu duruma mani olmak için ithal ürünlerin maliyeti %10 yükseltildi (Partridge, 2020).

1970’li yılların başında Bretton Woods sisteminin bitmesi ile artık her ulusun dilediği kadar para basmasını mümkün kılacak yeni bir para sistemine ve dövizin değerinin piyasada herhangi bir ürün gibi arz ve talebe göre belirlendiği esnek kur sistemine geçildi. Bu yeni döneme sabit döviz kuru sistemi yerine yüzen kur sistemi denilmektedir. Bu dönemde sermaye akımları ve artan uluslararası ticaret ile gelişmiş ülkeler serbest ticaret veya küreselleşmeye hızla yönelirken, gelişmekte olan ülkeler daha yavaş katıldı. Bu süreçte küresel sistemi domine eden IMF ve Dünya Bankası, ekonomi politikaları ve dünyanın çeşitli coğrafyalarındaki uzmanları ile mekanizmanın istenen eksende tutulmasında etkili oldular. Başta petrol olmak üzere uluslararası enerji ve önemli hammaddelerin dolarla ticaretinin yapılmasını temin edecek Petro-dolar sistemi denilen bir mekanizma ile doların yine dünyanın ticaret ve rezerv parası olması durumu devam etti. Modern yeni dünyanın en önemli tayin edici unsuru olan güç, alanda açık sömürge döneminin bittiği bu dönemde yeni ve örtük bir sömürge sisteminin bir tür daha nitelikli ve komplike yapılarla dizayn edilmiş formunu işleterek merkezin çıkarlarını sürekli gözeten, periferideki ulusların vaziyetini ise sistemi riske etmeyecek şekilde ne öldürür ne diriltir formda tutmanın mekanizmaları ekseninde sürdürüldü. IMF başta olmak üzere, çevre ülkelerin bir tür mali bağımlılık aracı olarak geliştirilen borç ve finans mimarisi, bu ülkelerin hem ekonomik hem de siyasal olarak merkezin etkili ülkelerine bağımlılığını sürekli kılacak bir manivela olarak para sistemini kullandılar.

Breton Woods sisteminin çöküşünün ardından gelişmiş ülkeler tarafından uluslararası para sistemi, küreselleşme ve liberal ekonomi politikaları ekseninde serbest döviz kuru sistemi uygulanmaya başlandı. Ülkeler bu dönemde IMF üyelerinin döviz kuru rejimlerini bir tür dolarizasyon denilecek kadar parasının başka paralar karşısındaki değerini sabitlemiş olanlar ile kurun tamamen serbest piyasada belirlendiği farklı kur politikaları uygulamışlardır. Sermaye kısıtlarının azalması ile uluslararası sermaye hareketleri/akımları hızlandı, artan dış ticaret açıkları/dengesizlikleri nedenleri ile kurun, ülkelerin ekonomilerinin istikrarsız hale getirmesine veya ülkelerin kendi para politikalarını gerçekleştirmelerine mani olacak hale gelmesine neden oldu. Ülkelerin kurunu belirlemek için daha fazla odaklandıkları makro ekonomik değişkenler, enflasyon, işsizlik, faiz oranı, dış ticaret dengesi ve ekonomik büyüme gibi göstergeler ekseninde kur, bazen sabit denecek düzeyde istikrarlı bazen ise ifade edilen makro değişkenler nedeni ile yüzen kur politikası olarak sürekli değeri değişen nitelikte oldu. Çin, Rusya, Hindistan, G. Kore, Brezilya Malezya gibi ülkeler kur istikrarsızlığının makro ekonomide neden olacağı hasarı azaltmak için, döviz rezervlerini[3] milli gelirlerinin %15 ile % 40 düzeyinde başta dolar olmak üzere döviz tutmak zorunda kaldılar. Bu ülkelerin M2 parasal büyüklüklerinin içinde döviz rezervin payının %25 ile %40 arasında olacak şekilde ülke parasının büyüklüğü[4] haline geldi (Carney, 2020). Doğal olarak sermaye hareketliliğine tanınan serbestlik bu politikanın tamamlayıcı bir unsuru konumunda idi. Bütün ülkelerin sermayenin serbestliğine geçişi hemen gerçekleşmedi. Nitekim Türkiye ancak 1989 yılında sermaye hareketliliğinin önündeki engelleri kaldırdı ve günümüz anlamındaki esnek döviz kuru uygulamasına da 2001 krizi sonrasında geçti. Çin sermaye hareketliliğinin önündeki engelleri kaldırmasına rağmen, hala sabit/devlet tarafından kontrol edilen döviz kuru sistemini uygulamaktadır. Bu süreçte ekonomisini kriz veya istikrarsızlık riskinden korumak isteyen ülkelerin en çok yaptığı şey, döviz rezervlerini arttırmak yani daha fazla ABD doları bulundurmak olmuştur. Asya krizinde olduğu gibi, ani bir sermaye çıkışı durumunda ekonomisinin finansal krize maruz kalmasına engel olmak ve finansal istikrarını temin etmek için bütün ülkeler döviz rezervlerini yükselttiler. Dünyadaki döviz rezervi, uluslararası kredi,  borç ve fatura ödemelerinin dünyanın parası konumuna kavuşmuş olan ABD doları ile yapıldığı grafik 1’de görülmektedir. IMF verilerine göre, dünya ülkelerinin toplam döviz rezervleri 8 trilyon $’ın üzerinde idi. Toplam döviz rezervlerinin içinde ABD dolarının payı %63 iken ikinci sırada olan Euro’nun payı ise %22 düzeyinde idi. Sadece Çin 3,8 trilyon $’lık döviz rezervi ile ABD’nin dolar üzerinden dikkate değer düzeyde senyoraj (dolar basmaktan sağlanan) geliri elde etmekte ve bu rezervin önemli bir kısmını ABD’nin hazinesinin finansmanında kullanılmakta olduğu bilinmektedir. Dünyada uygulanan bu para sistemi ile ABD yüksek senyoraj geliri elde ederken, Çin kendi parasının değerini düşük tutmak sureti ile ABD’ye yaptığı yüksek ihracat ve yüksek dış ticaret fazlası ile işleyen para sistemini kendi lehine olacak yöntemi geliştirmiştir (Çolak, 2015). Son yıllarda ABD ile dış ticaret fazlası veren Çin’in ulusal parasının ABD doları karşısında değersiz hale gelmesi yerleşik uluslararası iktisat teorisinden ziyade siyasi ve iktisadi aktörler tarafından sık sık dillendirilen kur savaşları/manipülasyonu ile izah edilmektedir. Bu savaşın sonucunda Çin, yüksek büyüme ve istihdam sağlarken, ABD ve AB ülkeleri çok sayıda firmasının üretimini ve istihdamı Çin’e taşımasına bağlı olarak düşük büyüme ve dış ticaret açıklarına maruz kalmaktadır. Çin’in bilinçli olarak yaşayan nüfusunun refahını gelecekte elde edeceği ekonomik büyümesi için bir tür gelecek nesiller için feda ettiği bir değiş-tokuşta (trade-off) bulunduğu düşünülebilir.

Merkez bankalarının kredi/borç karşılığı olarak para basıp piyasaya sürmesi, ekonomileri sürekli artan borç sorununa maruz bırakmaktadır[5]. Diğer bir sorun ise merkez bankalarının sınırsız şekilde para basmak sureti ile para miktarını artırmasıdır. Merkez bankalarının karşılıksız kağıt para basmasından çok daha ciddi bir sorun ise kısmı rezerv sistemi[6] yolu ile piyasadaki bankaların kaydi para üreterek fahiş gelirler elde etmeleridir. Son yıllarda dünya para sisteminin değişiminin gerekliliğine yönelik açıklamalar hem akademik çevrelerde hem de politika yapıcıları arasında yüksek sesle tartışılmaktadır. Belçika düşünce kuruluşunun para sisteminin değişimine ilişkin hazırladığı raporda birkaç nedene dikkat çekilmektedir. Bunlardan birincisi, ABD dolarının üstün konumu ve dünyada yaygın olarak kullanılan bir para olması, doların likiditesinin artması, grafik 2’de görüleceği üzere, özellikle 2008 finansal krizi sonrası merkez bankaların artan bilanço büyüklükleri[7] nedeni ile ekonomilerde başta borsalar ve finans piyasaları olmak üzere balonların oluşmasına yol açacak gelişmelere neden olmasıdır. Üretime/imalata dayalı ekonomi daralırken, parasal/finansal büyüklüklerin büyümesi ekonomiyi bozmaktadır. Merkez bankalarının borca/krediye dayalı kâğıtlar aracılığı ile artırdığı para miktarı ile ekonomiler manipüle edilmektedir. Borsalar, varlık fiyatları, karlılıkların yükselmesi gibi ekonomide sadece sorunları ötelemeye yönelik çözümler ancak yakın gelecekte sorunların daha büyüyerek geri gelmesine neden olacaktır. Diğer dikkat çekilen husus ise, Kovid-19 sebebi ile dünyanın içine düştüğü krizin para sisteminin artan likiditesinden dolayı para sistemi değişmediği sürece bitmeyeceği ileri sürülmektedir. 1970’li yıllardan bu yana dünya para sisteminin de bir faktörü olduğu dünyanın çeşitli bölgelerinde ciddi ekonomik krizler meydana geldi. Benzer şekilde 1973’den günümüze dolar 100 temelli endeksinin (dünyanın önde gelen 6 parası[8] ile hesaplanmakta) değerinin bazen 80’leri bazen ise 120 gibi değerler arasındaki dalgalanan[9] yapısı, dolara yönelik güveninin tartışılmasına neden olmaktadır. Özellikle 2008 finansal krizi dolara olan güvenin dikkate değer düzeyde sorgulanmasına neden oldu ve son bir yıl içindeki değer kaybı, devletleri alternatif rezerv veya döviz varlıklarına sevk etmektedir (Ünlü, 2020). Geçen yüzyılda dünyanın en istikrarlı parası olarak bilinen ABD dolarının değer kaybının seyri grafik 3’te görülmektedir. 1980’den sonra Çin, mucize denilecek yüksek ekonomik büyüme düzeyi ve dış ticaret fazlası vermesine rağmen Çin’in ulusal parasının değerlenmesine izin vermemiş ve dünya ekonomisindeki payını hızla büyütmesi para sisteminden faydalanarak elde ettiği getiri olarak görülmektedir.

Yeni Bir Para Sistemine Doğru

1970 sonrası uygulan dünya para sistemi bir tür hibrit bir para sistemi olarak değerlendirilebilir. 2008 finansal krizi ve Kovid-19’dan ekonomileri olumsuz etkilenen başta ABD olmak üzere ülkelerin krizden kaynaklanan sorunları aşmak için ekonomik büyümeleri ile hiçbir irtibatı kalmayacak, sınır tanımaz şekilde merkez bankalarının bilançolarını büyütmeleri bu paraların gelecekteki değerlerine yönelik endişeleri yükseltti ve istikrarlı ve sınırlı para seçeneklerine yönelik tartışmaları artırdı. Son yıllarda başta bitcoin olmak üzere blockchain sistemi üzerine kurulu olan sınırlı paraların artması, geleneksel sınırlı para olarak kabul edilen altına bir tür rezerv para olarak yeniden başvurulması yönündeki talepler, dünyanın yeni bir para sistemine geçmesine yönelik tartışmaları tetikledi.

Dünya sisteminde, sterlinden, dolara geçişi doğuran dünya savaşı gibi önemli gelişmeler ilk akla gelen neden olarak ifade edilmekle birlikte, bu tür bir değişimin, ekonomik, siyasi ve en önemlisi askeri güç olmadan başarılması kolay değildir. II. Dünya Savaşı’ndan sonra bütün dünya askeri, üretim, kültürel, bilimsel, parasal ve daha nice baskın nitelikleri ile ABD hegemonyası maruz kaldı. Tarihteki imparatorluklardan çok daha fazla dünyamızı etkisi altına alan bu güce yönelik tepkiler giderek yükselmektedir. Günümüzde, para sistemine yönelik küresel nizamın aktörleri örtük ve açık şekilde tepkilerini göstermekte ve hatta her tür gücünü ortaya koymaktan çekinmemektedirler. Çin başta olmak üzere dünya dış ticaretinde nispi payı hızla artan çeşitli ülkelerin dış ticaretinde kendi paralarını kullanmaya yönelik arayışları görülmektedir. Gelecekte dünyada çok kutuplu bir para sisteminin oluşması beklenmektedir. Dolar halen önemli bir para olsa bile Çin parasının gelecekte önemli uluslararası paralardan biri olacağı söylenebilir. Ekonomist dergisine göre, Çin dünya genelinde 78 ülkenin en büyük veya ikinci en büyük ticaret ortağı konumundadır. Bu konumun Çin’in para birimine yansıması kaçılmaz olacaktır. Nitekim 2011 yılının sonunda Çin parası Renminbi üzerinden gerçekleştirilen ticaret anlaşmalarının değeri 80 milyar $’dan fazla olmuştur. Bu tarihten sonra bankalar arasındaki Renminbi bazlı takas işlemlerinin değerinin 500 milyar $ düzeyine ulaştığı görülmektedir. Renminbi’nin uluslararası finans sistemindeki rolünün hızla artmakta olduğu görülmektedir (Ünlü, 2020). Nitekim IMF’in SDR (Özel Çekme Hakları) sepetini oluşturan dört para birimi olan Dolar, Euro, Sterlin ve Yen iken, Ocak 2016’dan itibaren Çin’in Yuan’ı beşinci para birimi olarak sepette yer aldı. SDR sepetinde sayılan her bir para biriminin nispi ağırlığı ise, Dolar % 41,73, Euro %30,93, Yen %8,09, Sterlin %8,09 iken Yuan ise %10,92 şeklindedir. SDR sepeti, IMF üyesi ülkelerin ödemeler dengesi açıklarının sorun oluşturacak duruma gelmesi halinde borç imkanı sağlayan bir kaynaktır. Çin’in para biriminin SDR sepetine eklenmesinin finansal sistemin entegrasyonu açısından önemli olduğuna dönemin IMF başkanı özellikle dikkat çekmişti (Dünya, 2015).

Dünya Ekonomik Forum (WEF) uzmanlarının yer aldığı bir raporda uluslararası para sisteminin geleceğine yönelik üç tane senaryo ortaya konulmuştur. Birinci senaryo, dünyadaki ekonomik entegrasyonların tersine döndüğü, ülkelerin uluslararası ticaret engellerini arttırdığı, uluslararası sermaye hareketliliğini sınırladığı ve doğal olarak finansman maliyetlerinin yükseleceği şeklindedir. İkinci senaryo, Euro’nun istikrara kavuşması sağlanmayacak, Çin ve ABD dışında önemli bir aktör olan AB güç kaybedecek, Dolar ve Çin parası Renminbi arasında yeni bir denge oluşacak. Dolar, Petrol ve doğalgaz anlaşmalarında kullanılırken, Çin para birimi ise gelişen pazarlarda yapılan ticarette kullanılacaktır. Üçüncü senaryo, ABD’nin devam eden istikrarsızlığı sonucu dolar uluslararası para olma konumunu kaybedecek,  yönetim sorununu çözen AB ile Euro önemli bir rezerv para birimi olacak, Renminbi ise küresel ticaret parası olma konumuna kavuşacaktır (Ünlü, 2020). Her üç senaryoda da Çin parasının uluslararası ticarette kullanılan önemli bir para alanı gücüne kavuşacağı öngörülmektedir.

Bozulan uluslararası para sisteminin düzeltilmesine yönelik olarak altının önemine dikkat çekilmektedir. ABD’nin son başkanlık seçim sürecinde çok sayıda Cumhuriyetçinin altına dayalı dolara işaret ettikleri bilinmektedir. 2008 krizinden çıkış için yukarıda ifade edilen ülkelerin olağan dışı merkez bankalarının bilançolarını büyütmeleri nedeni ile çok sayıda ülke merkez bankalarının rezervlerindeki altının hem miktarını hem de rezervlerdeki nispi payını arttırdılar. Çin, Hindistan, Rusya ve Türkiye gibi ülkelerin merkez bankalarındaki altın rezervi 2008 yılından 2020 yılına kadar Çin yaklaşık olarak 600 tondan 1948 tona, Hindistan 357 tondan 661 tona, Rusya 519 tondan 2300 tona ve Türkiye ise 116 tondan 686 ton olacak şekilde dikkate değer düzeyde yükseltmişlerdir[10] (World Gold Council, 2020). Nitekim ülkemizde bu süreçte merkez bankasının döviz rezervi oranı azaldı, altın cinsinden rezerv düzeyi yükseldi ve Eylül 2020 itibariyle % 52 düzeyine ulaştığı görülmektedir (Merkez Bankası, 2020). Son yıllarda Türkiye’de yükselen “Dünya 5’den büyüktür” söylemi siyasal egemenlik ilişkisini ve aynı zamanda Türkiye’nin yüksek dış ticarette bulunduğu İran, Rusya ve Çin başta olmak üzere çeşitli ülkeler ile dış ticaretini ulusal paralarını kullanacaklarına dair çıkışlar yapması aslında dünya para sisteminin değişimine veya direnişine ilişkin işaret fişekleri olarak değerlendirilebilir.

2008 krizinden sonra para miktarındaki hızlı artış sonrası G20 toplantılarında dünya para sisteminin istikrara kavuşmasına yönelik yaklaşımlar tartışıldı ve IMF’nin önemli bir rolünün olabileceği dillendirildi (Carney, 2020). IMF Başkanı K. Georgieva’yı 15 Ekim 2020 tarihinde Dünya bankası ile ortak düzenlenen yıllık bir toplantıda (IMF, 2020) yaptığı konuşmada “yeni bir Bretton Woods anındayız” ifadesini kullanmaya sevk eden saikler, esas itibariyle dünya para sisteminin değişimine ilişkin sürecin bir şekilde IMF öncülüğünde gerçekleşmesine yönelik bir ön alma girişimi olarak değerlendirilebilir. 2008 küresel finans krizi ve sonrasındaki para politikası, Kovid-19’un neden olduğu küresel üretim, ticaret ve ekonomilerin daralmasına yönelik yapılan sınırsız artırılan parasal müdahalelerin geldiği nokta çözüme yardım etmekten ziyade uzun gelecek için sorunun ötelenmesine neden olduğu ve başka sorunlara sebep olacağı iktisatçılar arasında yüksek sesle konuşulmaktadır. Bu gelişmenin daha sağlıklı bir zeminde çözümüne yönelik bir seçenek için IMF başkanının bu demeci verdiği değerlendirilmektedir. Keynes 1944 yılında Bretton Woods’taki toplantıda yeni bir dünya parasının yaratılmasını önermişti. Keynes, altına bağlı olan para sisteminin uluslararası ticaretin daralmasında etkili olduğunu ve ülkelerin ekonomik büyümelerinin sağlanması önünde para miktarındaki sınırlılığı bir sorun olarak değerlendirdiği için, altın ile ilişkisi olmayan “bancor” isminde uluslararası bir paranın oluşturulması ve bunun sınırsız basılmasının mümkün olmasını önermişti. Bu para sadece uluslararası ticarette dış ticaret fazlası veren ile açık verenlerin bir tür dengelenmesinde kullanılacaktı. Bilindiği gibi bu öneri yerine ABD dolarının altına, diğer ülkelerin paralarının ise dolara endekslendiği yöntem kabul edildi. IMF başkanının konuşmasında bir kaç kez Keynes’e atıfta bulunması, mevcut dolar merkezli dünya para sisteminin yerine IMF’nin SDR ile ilişkili IMFCoin[11] türünden kripto para sisteminin önerisinde bulunabileceği değerlendirilmektedir. Euro’nun fikir babası olarak bilinen ve dünya parası fikrinin savunanların başında gelen, 1999 yılında Nobel Ekonomi ödülünü alan R. Mundell gelmektedir. AB ülkeleri için uygulanan sistemin dünya için de yapılabileceğini önermektedir (Al, 2012).

ABD’nin dünyanın en fazla kamu borcu, kamu ve dış ticaret açığı veren bir ekonomi haline gelmesi ve özellikle 2008 finansal krizi sonrasında ekonomik büyümesi ile hiçbir şekilde ilişkisi kalmayacak biçimde sınırsız para basarak FED’in bilançosunun 7 katın üzerinde artırması ve gelecekte 2 trilyon ilave bir büyümenin bekleniyor olması doların artık güvenilir bir uluslararası rezerv para olmasına karşı alternatif arayışları gündeme getirmiştir. İçinden geçtiğimiz olağan dışı pandemi süreci nedeni ile dünya ekonomisinin 11 trilyon $ düzeyinde azalacağı, istihdam kayıplarının olacağı, dünya genelinde yoksulların sayısının artacağı (tahmini 500 milyon), uluslararası ticaretin ciddi düzeyde daralacağı gibi sıra dışı gelişmeler, uluslararası sistemin kurallarının da yeniden belirlenmesine yönelik talepleri yüksek sesle dile getirmektedir.

Sonuç olarak dünyanın egemen gücü olan, dünyanın her yerinde askeri üssü olan ve nerede ise dünya askeri harcamalarının yarısını tek başına yapan ABD’nin doların egemen uluslararası parası olma niteliğinin bir çırpıda değişimine izin vermeyeceği açıktır. Ancak pandemi sonrası süreç için hiçbir şey eskisi gibi olmayacak ifadesi sık sık kullanılmaktadır. Yüksek sesle “great reset” ifadesi ile sistemin çok farklı unsurlarıyla birlikte yeniden kurulacağı bir eşikten bahsedilmektedir. 1873’ten sonra nerede ise her 30-40 yılda bir dünya para sisteminin değiştiği dikkate alındığında, 1970’lerden günümüze uygulanmakta olan sınırsız parasal büyümeyi esas alan para sisteminin değişiminin zamanı geldiği anlaşılmaktadır. ABD’nin ekonomik sorunları büyürken, dünya dış ticaretinde ve finansal sistemindeki ağırlığı azalırken, doların baskın bir uluslararası para kalmasına yönelik beklentiler artarak devam edecektir. Dünyanın para sisteminin eskisi gibi devam etmeyeceği açıktır. IMF öncülüğünde uluslararası bir para şeklinde mi, çok kutuplu bir para sistemi mi, dijital mi yoksa kıymetli madenlere dayalı sınırlı bir para mı olacağı ancak 1944 Breton Woods’da olduğu gibi, dünyanın etkili güç dengelerinin tayin edici rolünün belirleyeceği öngörülmektedir. Dünyanın en fazla petrol ithal eden ülkesi olan Çin, geçen yıl petrolü yuan ile satın alacağını isteyenin Pekin borsasında yuan’ı altına çevirebileceği ifade ederek “Petroyuan”ı başlattı. Çin’in küresel ticarette artan ağırlığı nedeni ile yeni parasal sistemin oluşumunda etkili bir aktör olacağı açıktır. 1929 krizinin nedenleri arasında savaş sonrası süreçte İngiltere dünyadaki liderliği yapamayacak konumda iken, ABD’nin bu liderliği devir alma ve öncülük yapma kapasitesini göstermemesinin etkili olduğu söylenmektedir. Günümüzde ABD’nin ekonomik olarak zayıflayan liderliği ve Çin’in ABD’nin bu liderliğini devir almaya hazır olmaması, bu eşiğin geçişinde önemli bir kırılma noktasına işaret etmektedir.

Kaynakça

Acemoğlu, D. Ve Robinson, J.A. (2015), Ulusların Düşüşü, Doğan Kitap, İstanbul.

Al, İbrahim (2012), “Uluslarası Parasal Sistemde Alternatif Arayışlar: Dünya Parasının Uygulanabilirliği”, https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/55679

Carney, Mark (2009), “The Evolution of the International Monetary System”, https://www.bis.org/review/r091123c.pdf

Carver, Nick ve Pringle, Robert (2020), “Gold Reserves in Central Banks – 2020 Surver Results”, https://www.centralbanking.com/central-banks/reserves/gold/7706776/gold-reserves-in-central-banks-2020-survey-results

Central Banks, ICE Benchmark Administration, International Monetary Fund, World Gold Council; https://www.gold.org/goldhub/data/monthly-central-bank-statistics

Çağlar, Ünal ve Dışkaya, Senem K. (2018), “Küreselleşme, Uluslararası Para Sistemi ve Kriz”, İktisat Politikası Araştırma Dergisi, Cilt: 5 (2).

Çolak, Ömer Faruk (2015), Uluslararası Para Sistemi ve Döviz Rezervi, Dünya Gazetesi, 10 Nisan 2015.

Dünya Gazetesi (2015), Dünya Gazetesi, 30 Kasım 2015. https://www.dunya.com/dunya/imf-yuan039i-sdr-sepetine-ekledi-haberi-299965

Gopinath, Gita (2019), The Future of the International Monetary System, IMF, Web: https://www.youtube.com/watch?v=y4ZLQOYlMI4&ab_channel=Stanford

IMF (2020), IMF, https://www.imf.org/external/mmedia/index.aspx

Jaiswal, Dhruv (2020), “Evaluations of International Monetary System”, https://www.yourarticlelibrary.com/international-trade/international-monetary-fund/evaluations-of-international-monetary-system/77043

Merkez Bankası (2020), Haftalık Para Banka İstatistikleri, https://www.tcmb.gov.tr/

Merkez Bankası (2020), Uluslararası Rezervler ve Döviz Likiditesi, https://www.tcmb.gov.tr/

Merkez Bankası (2020), Zorunlu Karşılık Oranlarına İlişkin Kararlar, https://www.tcmb.gov.tr/

Öz, Erkan (2020), “IMFCoin, Dünyanın Yeni Para Birimi Olabilir mi?” https://www.coinkolik.com/imfcoin-dunyanin-yeni-para-birimi-olabilir-mi/

Partridge (2020), “15 August 1971: Nixon Ends Gold Convertibility”, MoneyWeek, https://moneyweek.com/333407/15-august-1971-nixon-ends-gold-convertibility

RankRed (2020), How Much Money is There in the World?, https://www.rankred.com/how-much-money-is-there-in-the-world

Şahin, Hande (2015), “İşçi Hareketine Tarihsel Bir Bakış: Dünden Bugüne Yaşanan Dönüşümlerin Yapısal Bir Analizi”, İş, Güç Endüstri İlişkileri ve İnsan Kaynakları Dergisi, Cilt 17 (1), s. 167.

U.S. Department Of Labor Bureau of Labor Statistics; Web: https://gold-standard.procon.org/wp-content/uploads/sites/23/bureau_labor_cpi.pdf

Ünlü, Didem Eryar (2020), Dünya Gazetesi, “Çok Kutuplu Uluslararası Para Sistemi Doğuyor”, 30 Ekim 2012

Yardeni, Edward (2020), Central Banks: Monthly Balance Sheets, November 12, 2020, https://www.yardeni.com/pub/peacockfedecbassets.pdf

Workable Economics (2020), The Debt-Based Economy, https://workableeconomics.com/the-debt-based-economy

 

[1] Ayrıntılı bilgi için bakınız: Acemoğlu, D. Ve Robinson, J.A. (2015), Ulusların Düşüşü, Doğan Kitap, İstanbul.

[2] Almanya’daki hiperenflasyon düzeyini fiyat endeksi Ocak 1919’da 262 iken Aralık 1923’te 126.160.000.000.000’a yükselmesi fark edilebilir (Çağlar ve Dışkaya, 2018).

[3] Ekim 2020 itibariyle Çin (3,2 trilyon $), Rusya (587 milyar $), Hindistan (568 milyar $), G. Kore (426 milyar $), Brezilya (354 milyar $) düzeyinde döviz rezervine sahiptir. 9 trilyon $ ABD doları ve Euro olmak üzere dünyadaki toplam döviz rezervi, 11,7 trilyon $’dır.

[4] Merkez bankamızın rezervi 75 milyar dolar düzeyinde iken, ulusal paranın yerini dövizin almasına yönelik bu süreçte, Türkiye’de bankalardaki toplam mevduatların %52,8’sinin (Kasım 2020) döviz cinsine ulaşması TL’nin para politikası alanını daraltan niteliğine işaret etmektedir (Merkez Bankası, 2020).

[5] Örnek vermek gerekir ise, ABD’de Temmuz 2020’de M2 türü para miktarı yaklaşık 14,7 trilyon $ iken, Hanehalkları, firmalar, yerel ve merkezi devletin toplam borcu ise yaklaşık 59,3 trilyon $ düzeyindedir. Bu oran 1960’lara gidildiğinde çok düşük düzeylerdedir (Workable Economics, 2020). 2019 yılı için M2 parasal büyüklüğü yaklaşık 2,5 trilyon TL iken sayılan kesimlerin toplam borcu yaklaşık 6 trilyon TL’nin biraz üzerindedir (Merkez Bankası, 2020)

[6] Türkiye’de zorunlu karşılık oranı mevduatın vadesine göre % 1 ile %7 arasında değişmektedir (Merkez Bankası, 2020). Bu şu demektir, bankaya yatırılan 1000 TL mevduatın 15 katı (%7) ile 90 katı (%1) arasında kredi üretme imkanına sahip olduğunu ifade etmektedir. Henry Ford “İyi ki insanlar paranın ve bankacılık sisteminin nasıl işlediğini bilmiyor, bilecek olsalardı sabaha çıkmadan ayaklanırlardı!” demiştir. Yine Mike Maloney ise bugün uygulanan para sistemi için “insanlık tarihinin en büyük dolandırıcılığı” diyor (GoldSilver.com).

[7] Türkiye’nin merkez bankası bilançosu da 2008’de 107 Milyar TL’den 2020’ye yaklaşık 8 kat artarak 844 Milyar TL düzeyine yükselmiştir (Merkez Bankası, 2020)

[8] 100 tabanlı Dolar endeksinin hazırlandığı paralar ve ağırlıkları: Euro %57.6, Japon Yeni %13.6, İngiliz Paundu  %11.9, Kanada Doları %9.1, İsveç Kronu %4.2, İsviçre Frangı %3.6 ağırlığa sahiptir.

[9] Ayrıntılı bilgi için bakınız: https://www.macrotrends.net/1329/us-dollar-index-historical-chart

[10] Dünyada 37 trilyon dolardan fazla (RankRed, 2020) para dolaşımda bulunmaktadır. Ancak dünyanın en büyük 26 merkez bankalarının rezervlerindeki altın karşılığı 2,6 trilyon $ düzeyindedir (Canver ve Pringle, 2020). Altın rezervinin on katından fazla para basıldığı görülmektedir.

 

[11] Bir önceki IMF Başkanı Christine Lagarde’ın 2017’de SDR’de mevcut rezerv paraların bir dijital para ile değiştirilmesinin “zorlama bir hipotez olmayacağını” söylediği bilinmektedir (Öz, 2020). IMF’nin sahip olduğu güçlü altın rezervi ile dünya ekonomisine göre bu dijital parayı gerektiği kadar arttırıp-azaltacak şekilde ayarlayarak dünyada istikrarı sağlayabileceği ifade edilmektedir. Bu sistemin bir öncekinden pek farkı olmayacağı açıktır. Küresel sermayenin arzusu, sınırsız bir para ile devam etmek için IMF’in ön alması yönündedir. Ulus devletlerin bu adıma direnç gösterecekleri açıktır.

Benzer İçerikler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir