24 Temmuz 2024, Çarşamba

 ZENGEZUR KORİDORU VE YENİ TÜRK YÜKSELİŞİ – Dr. Telman NUSRETOĞLU

 

ZENGEZUR KORİDORU VE YENİ TÜRK YÜKSELİŞİ

 

Altın Orda devletinin tahakkümünden kurtulduktan sonra Çarlık Rusya’sının ilk yayılmacı hamlesi 1552 yılında Kazan Hanlığı topraklarının işgal edilmesi olmuştur. Bu tarihten itibaren Karadeniz’den Hazar’a uzun asırlara yayılan bir Türk-Rus mücadelesi başlamış, Sokullu Mehmet Paşanın bu işgallere son vermek için başlattığı Don -Volga kanalı projesi coğrafi şartların zorluğu, Kırım hanının farklı siyasi hesapları dolayısıyla başarısız olunca Terek ve Kuban nehirlerinin kıyılarına kadar ulaşan Çarlık Ordusu, önce Kuzey Kafkasya’nın tamamını ardından da Güney Kafkasya’yı işgal etmeye başlamıştır. Çarlık Rusya’sı, “Moskova, üçüncü Roma olmalıdır.” dini-ideolojik paradigması çerçevesinde Kafkasya’da kalıcı hâle gelebilmek için Ermeniler başta olmakla burada yaşayan Hristiyan milletleri tespit ederek onlarla işbirliğini geliştirmiş, işgal ettiği Azerbaycan topraklarının etno-demografik haritasını değiştirmek için bazı projeler uygulamıştır.  Bunların en önemlisi Anadolu’yla  Kafkasya ve Türkistan’ı birbirinden koparmaya, kara bağlantısını kesmeye yönelik olarak Ermenileri dünyanın farklı bölgelerden getirerek Revan ve Karabağ Hanlığı topraklarında toplamak, oradaki Türk Müslüman nüfusu  göçe zorlayarak bölgede proje Ermeni devleti  kurmak ve  Sovyet döneminde de Çarlık Rusya’sının Türk Dünyasının bütünlüğüne yönelik politikalarının devamı olarak uygulanan stratejik Zengezur vilayetinin Azerbaycan’dan alınarak Ermenistan’a hediye edilmesi olmuştur. Zengezur meselesinin ayrıntılarına geçmeden önce anahatlarıyla Azerbaycan coğrafyasının işgali,  sömürü hesaplarıyla aşama aşama bu tarihi Müslüman Türk yurdunun etno-demografik haritasının  değiştirilmesi üzerinde durmakta fayda vardır.

Nadir Şah Afşar’ın 1747’de bir suikast sonucu öldürülmesinden sonra kuzeyli güneyli Azerbaycan coğrafyasında küçük hanlıklar dönemi başlamış, güçlü merkezi yapıya sahip Azerbaycan devletinin oluşturulması teşebbüsleri başarısız olunca ülke Rus işgaline, parçalanmış siyasi bir durumda yakalanmıştır. Yukarıda da vurguladığımız gibi 19. asır Azerbaycan Türklerinin hayatında ağır sonuçlar doğuran işgal, bölünme, Ruslaştırma, milli varlığı hedef alan etno-demografik projelerin de Rusya tarafından sahnelendiği bir dönemdir. Tarihî Türk yurdu, asırlar boyu Selçuklu,  Karakoyunlu, Safevi, Osmanlı gibi Türk devletleri tarafından yönetilen Revan Hanlığı’ndan Müslüman Türk nüfusun göçe zorlanarak yerlerine kitleler halinde Ermenilerin yerleştirilmesi de 1828 Türkmençay Antlaşması’yla Rus işgali tamamlandıktan sonra başlamıştır. Ta Petro döneminden Hazar havzasını ele geçirmenin planlarını yapan derin Rusya çevreleri, Kafkasya’da kalıcı olabilmek için işgal sonrası bölgenin Hristiyanlaştırılması, burada dağınık yaşayan Ermeni grupların örgütlendirilmesi üzerinde düşünmüş, bu durum görünürde bölgenin Müslüman yönetimlerine sadakat sergileyen fakat “Hazar Denizi’nden Karadeniz’e büyük Ermenistan” hayaliyle yanıp tutuşan Ermeni gruplar için de fırsatlar sunmuştur. Yalan üretmekte mahir olan Ermeni kilisesi ve entelektüeller güya Güney Kafkasya’nın yerleşik halklarından birisi olduklarını iddia etseler de, Rusya işgali sonrasında kayıt altına alınan belgeler, dönemin Rus yetkililerinin itirafları, hazırladıkları istatistik raporlar  Ermenilerin  belli bir hedef doğrultusunda  işgal sonrası sistematik olarak Revan ve Karabağ Hanlığı topraklarına yerleştirildiklerini ortaya koyuyor. Revan topraklarına yönelik kitlesel Ermeni göçüyle ilgili Tahran’a gönderilen Rusya diplomatik heyeti içinde de yer alan Nikolay Şavrov açık ve net tespitler yapıyor: “XIX. asırda Güney Kafkasya’da sayıları 1.3 milyon olan Ermenilerin 1 milyondan fazlası bizim tarafımızdan bölgeye yerleştirilmiştir.”

Ermeni devleti  projesinin niçin Revan ve Karabağ Hanlığı topraklarında uygulamaya sokulduğunu her iki hanlığın coğrafi konumunu göz önünde tutarak cevaplamak mümkündür. Revan topraklarında kurulan bugünkü Ermenistan’ın Türkiye’nin doğu vilayetlerine doğru da genişleme hayali kurduğunu, Türkiye ile olan sınırlarının Rus Ordusu  tarafından korunduğunu,  Zengezur vilayetinin de Ermenistan’a birleştirilmesiyle Anadolu’dan Türkistan’a uzanan Türk coğrafi bütünlüğünün bozulduğunu göz önünde tutarsak neden Revan ve Karabağ Hanlığının hedef seçildiği  sorusunu  da cevaplayabiliriz. Karabağ’ın başka bir açıdan stratejik önemini de Çarlık işgal ordusunun komutanı olmuş Sisyanov’un  Çara gönderdiği rapordan bir cümle yeterince açıkça ortaya koyuyor: “İran üzerinde hakimiyet kurmak için Karabağ’ı ele geçirmek lazım. Çünkü Karabağ, İran’ın kapısıdır.”

 

Çarlık Rusya’sından Sovyetlere rejimler değişse de değişmeyen Türk karşıtı politikalar sonralar daha da geliştirilmiş, M. E. Resulzade’nin lideri olduğu bağımsız Azerbaycan Cumhuriyeti Bolşevikler tarafından işgal edilince millî aydınlar, siyaset adamları, hatta zamanında Kafkas İslam Ordusunun askerlerine selam veren insanlar bile Pantürkist, Panislamist ithamıyla büyük bir kıyımdan geçirilerek ülke idaresi Ermeniler ağırlıkta olmakla diğer milletlere teslim edilmiştir. Güya A. Mikoyan gibi Taşnak Bolşeviklerin davetiyle Azerbaycan’a geldiğini iddia eden işgalci XI. Kızıl Ordu ve Bolşevik liderlerin aynı yıl Azerbaycan’a karşı gerçekleştirdiği en hain plan Zengezur’un Ermenistan’a hediye edilmesi olmuştur. 1 Aralık 1920 tarihinde Stalin ve Orconikidze gibi Azerbaycan’ın bağımsızlığının karşısında olan Bolşevik liderlerin talimatıyla Bakü Sovyeti şeklinde adlandırılan kurum Zengezurun Ermenistan’a verildiğini beyan etmiştir. Bolşeviklerin imzasıyla alınan bu kararın altında yatan en büyük nedense yukarıda da belirttiğimiz gibi Türkiye’nin Kafkasya ve Türkistan’la olan kara bağlantısını kesmek, Azerbaycan devletini  paramparça ederek yok etmek olmuştur. Tarihi Türk Müslüman yurdu olan Zengezur Sovyet Ermenistan’ına birleştirildikten sonra orada Gorus, Gafan, Sisyan ve Mehri ilçelerinden ibaret Sünik vilayeti kurulmuş, akabinde de tüm bölgeden Müslüman nüfusun kitlesel göçü başlatılmıştır. 1929 yılında Azerbaycan Komünist Partisi’nin Genel Sekreteri olan Ermeni asıllı Levon Mirzeya’nın imzasıyla Nahçivan’ın statüsüyle ilgili uluslararası antlaşmalar da ihlal edilerek Nahçivan’ın bazı köyleri ve bir kısım Zengilan arazileri de yine Ermenistan’a verilerek Nahçivan’la Azerbaycan’ın batı bölgeleri arasında yerleşen Mehri koridoru daha da  genişletilmiştir.

 

Azerbaycan ordusunun kazandığı tarihi Karabağ zaferiyle birlikte Türkiye-Azerbaycan ittifakı Güney Kafkasyada yeni jeopolitik güç dengesi oluşturmuş, 10 Kasım’da imzalanan üçlü antlaşma metnine stratejik Zengezur koridorunun açılması, yeni yolların inşasıyla ilgili madde konulmuştur. Sayın Erdoğan’ın gündeme getirdiği altılı bölgesel işbirliği formatının  da aslında bütün bölge devletlerinin çıkarlarına uygun olduğu, tüm koridor ve ticaret yollarının açılmasının tarihi İpekyolu coğrafyasında yerleşen halklarının yararına olacağı da açıktır. Bütün bu imkanlardan faydalanabilmek için Ermenistan yenilginin getirdiği ağır siyasi-ekonomik durumundan  ders çıkarmalı, Türkiye ve Azerbaycan’a yönelik toprak iddiaları ve düşmanca siyasetinden vazgeçmelidir. Türk İslam aleminin karargahı olan Türkiye’nin liderliğinde yeni bir merkezi gücün doğuşu ortadadır. Artık küresel ve bölgesel güç dengeleri yeniden kurulmakta,  Türk Dünyası her geçen gün konumunu güçlendirmektedir. Asya yeni dünyanın ekonomik cazibe merkezi haline gelmektedir. Tarihi İpekyolu güzergahında tüm yollar ve koridorların yeniden canlanması kaçınılmazdır.

 

Benzer İçerikler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir