1 Şubat 2026, Pazar

Adalet ve Değerler Ekseninde Yeni Bir Sistem Arayışı – Prof. Dr. Numan Kurtulmuş

Çok değerli misafirler,

Bugün burada, İstanbul Forum’da bizlere ev sahipliği yapan Cihannüma Derneği’ne, değerli yöneticilerine ve bu uluslararası forumun hayata geçmesinde emeği bulunan tüm arkadaşlarımıza yürekten teşekkür ediyorum.

Ümit ederim ki başarılı bir ilmi toplantı gerçekleşir ve ortaya konulan fikirlerle birlikte hem dünyanın hem de özelde İslam ülkelerinin, İslam ümmetinin geleceğine ilişkin faydalı fikirlerin müzakere edildiği uluslararası bir sempozyumu icra etmiş oluruz.

Öncelikle, dünyanın son derece zor bir süreçten geçtiğini hepimiz biliyoruz. Büyük oluşumların ve yeniden yapılanmaların yaşandığı bir dönemdeyiz. Küresel ölçekte fevkalade önemli gelişmelere sahne olacak bir süreçteyiz. Bu çerçevede, önümüzdeki dönemin gereklerini son derece iyi bir şekilde anlamak, müzakere etmek ve kendi tekliflerimizi hazırlamak durumunda olduğumuza şüphe yoktur. Bu sebeple, toplantımızın “bilgi, irade ve düzen” ana başlıkları etrafında toparlanması tesadüfi değildir.

Bugün dünyamızın sorunlarını çözebilmek için derinlikli bir fikri müktesebata ve siyasi vizyona, bunları gerçekleştirebilmek için sarsılmaz bir iradeye ve bu iradenin etrafında oluşacak küresel ölçekte, sağlam bir sisteme ihtiyacımız olduğu aşikârdır. Dolayısıyla, bu başlıkların seçilmiş olmasından dolayı arkadaşlarımıza özellikle teşekkür ediyorum.

Şu anda dünya yeni bir döneme doğru gidiyor. Yakın süreçlerde insanlık tarihinin iki önemli dönüm noktasına şahit olduk. Bunlardan birisi, 1989’da Berlin Duvarı’nın yıkılmasıyla sembolleşen Soğuk Savaş döneminin sona ermesi ve ardından Sovyetler Birliği’nin dağılmasıyla birlikte dünyada yeni bir siyasal dengenin ortaya çıktığı gelişmeydi.

Yaklaşık kırk beş yıl süren Soğuk Savaş, esasında Berlin Duvarı’nın yıkılışı ile birlikte sona ermişti. Sonraki dönemde Amerika Birleşik Devletleri’nin tek kutuplu olarak dünyayı yönettiğini zannettiği, yeni bir sistem kurduğunu düşündüğü süreci hep beraber yaşadık. Aslında yaşadıklarımızın bir düzen değil, tam manasıyla düzensizlik ve küresel ölçekte bir kaos olduğunu her gelişme bize çok yalın bir şekilde gösterdi. Bu dönemin sona erişi ise üç sene evvel, 2021’de, Afganistan’dan Amerika’nın apar topar çıkışıyla birlikte başlayan süreçtir. Orada insanlar sadece uçakların kapısından, tekerleklerinden asılarak bir acziyet manzarası ortaya koymuyordu; aynı zamanda o manzara dünyada hükümferma olduğu zannedilen küresel sistemin de çözüldüğünü, döküldüğünü ve artık ayakta kalamadığını gösteren bir tablo olarak karşımıza çıkıyordu.

Bundan sonra yeni bir dünya inşa edilecek. Yeni dünyanın nasıl oluşacağı ve şekilleneceği ise bilgisi, iradesi ve bu çerçevede küresel bir düzen teklifi olanların yönlendireceği bir süreç olacaktır. Henüz dünyanın nasıl gelişeceğini bilmiyoruz ama önümüzde çok net olan bir şey var. Bundan sonra ne çift kutuplu bir dünya olacak ne tek kutuplu bir dünya; ne de tek bir bölgenin, ülkenin ve çevrenin yöneteceği, yönlendireceği bir dünya olacak. Çok kutuplu, aslında çok merkezli yeni bir dünyanın kurulacağını inşallah hep birlikte göreceğiz.

Bu süreçte, çok kutupluluk ve çok merkezlilik içinde dünyada bazı ülkelerin fevkalade önemli hâle geldiğini de göreceğiz, zaten görmeye başladık. Bu ülkelerin başta gelenlerinden birisi de hiç abartısız söylüyorum ki Türkiye’dir.

Önümüzde, ülkemizin ve milletimizin geleceği bakımından fevkalade önemli bir dönemin kapıları sonuna kadar açılmıştır. Yeter ki bundan istifade edebilmeyi, sözü en güçlü şekilde söyleyebilmeyi başaralım. Sözümüzü sadece kendimizin hayrına değil, bütün insanlığın hayrına olacak şekilde söylemeyi Cenab-ı Allah nasip etsin. Bu uğurda cehd ile, gayret ile çalışarak sonuçlar almayı nasip etsin.

Küresel Krizler Karşısında Yeni Paradigmalar Arayışı

Ayrıca bu çok kutuplu, yeni bir sisteme geçişle birlikte, şu anda dünyada yaşadığımız küresel sorunların tamamına ilişkin çözümler üretmek için alternatif paradigmaların ve düşüncelerin ortaya konulması kaçınılmazdır.

Örneğin, birbiriyle son derece ilintili olan savaşlar, çatışmalar, küresel göç ve yoksulluk olgusu, kimi pansuman tedbirlerle çözülebilecek meseleler değildir. Bu üç konu, dünyanın hemen hemen her bölgesini yakından ilgilendiren önemli politik gelişmelerdir. Ancak bunun için yalnızca yeni bir küresel sisteme değil, aynı zamanda insani ve vicdani bir bakış açısına da ihtiyaç vardır.

Aynı şekilde, bugün dünyanın her bölgesini, her ülkesini ilgilendiren iklim değişikliği konusu da sadece belirli alanlardaki yanlış uygulamaların sonucu değildir. Topyekûn bir medeniyet anlayışının yol açtığı krizlerden birisidir. Bu sorunu ortadan kaldırmak için alternatif ve evrensel muhtelif çalışmalar ortaya koymak mecburiyetindeyiz.

Bugün insanlığın en temel sorunlarından biri de değerler erozyonudur. Asırlar boyunca gelişen, evrensel değerler olarak kabul ettiğimiz insan hakları, kadın hakları, çocuk hakları, ülkelerin egemenlikte eşitliği ve insanların yaratılışta eşitliği gibi temel insani değerler ne yazık ki ayaklar altına alınmış, neredeyse yok olma aşamasına gelmiştir.

Beş Temel Mücadele Alanı: Geleceğin İnşasında Kritik Eşikler

Dolayısıyla önümüzdeki süreçte tüm bu insani değerlerin yeniden üretilerek, geliştirilerek ve tüm insanlığın hayrına ortaya konulması gerekmektedir. Değerli misafirlerimizin de ifade ettiği gibi, tarihsel açıdan bu sorumluluk Türkiye’nin ve bizlerin omuzlarındadır.

Önümüzdeki dönemde karşılaşacağımız sorunların ve mücadele alanlarının, fikri müktesebat bakımından bizi ilgilendiren beş önemli hususunu sizlerle paylaşmak isterim.

Bugünkü sorunları çok açık görmemiz lazım… Bu problemler ne sadece tek bir hükümetin, ne sadece tek bir siyasi bakış açısının ne de sadece bir ülkenin ya da bir bölgenin problemidir.

Şöyle bir kâğıda döksek, dünyada hangi sorunlar var desek, bunların hepsi küresel sorunlardır; insanlık âleminin tamamını yakından ilgilendiren problemlerdir. Bunların çözümü de yeni bir bakış açısıyla, yeni bir mücadele döneminin başlatılmasıyla mümkündür. Bahsettiğim beş konuyu müsaadenizle sizlerle paylaşmak isterim.

Dünyada bundan sonraki mücadele; değerlere, insani ve evrensel değerlere itibar edenlerle, bu değerleri ayaklar altına alanlar ya da değerleri sadece bir retorik olarak kullananlar arasında olacaktır. Dünyanın her yerinde bu mücadele olacaktır. Amerika’dan Fransa’ya, İngiltere’ye; İslam âleminden Afrika ülkelerine kadar her yerde insani değerleri savunanlarla, insani değerleri savunuyor gibi yapsalar bile karşı olanlar arasında bir mücadele olacaktır.

Bugün kâğıt üzerinde konuştuğunuz zaman, İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi fevkalade olgun ve güçlü ifadelere sahip bir beyannamedir. Herhangi bir karşılığı var mı? Herhangi bir uygulama alanı var mı? En çok insan haklarından bahsedenlerin ve bu beyannamenin arkasına saklananların nasıl insan haklarını çiğnediklerini, nasıl da çiğneyenlerin arkasında durduklarını her gün sayısız örnekleriyle birlikte yaşayarak görüyoruz.

Son dönemde Gazze’de yaşanan, evrensel değerleri ayaklar altına alan Netanyahu ve çetesinin ortaya koyduğu, insanlık tarihinin gördüğü en büyük soykırımlardan biri olan Gazze soykırımı, en çok da insan hakları söyleminin arkasına sığınanların verdiği destekle gerçekleştirilmiştir.

Açık bir şekilde ifade etmek gerekirse, bundan sonra değerleri samimi olarak savunanlar ve değerleri evrenselleştirerek güçlendiren ve derinleştirenler ile değerlerin edebiyatını yapanlar ya da değerlerin arkasına sığınanlar arasında dünyanın her yerinde çok çetin mücadeleler olacaktır. Bu mücadeleye fikri müktesebatı güçlü bir şekilde hazırlanmak ve kimin işine yarıyor diye bakmaksızın insani değerleri Allah’ın yarattığı her kul için savunmak boynumuzun borcudur; bize tarihin yüklediği sorumluluktur.

Önümüzdeki dönemde ikinci büyük mücadele, adaletle zulüm arasındaki çatışma olacaktır. Adaleti savunanlar, yeri geldiğinde kendi aleyhine olsa bile hakkın yanında duranlar ve adaletin tecellisi için mücadele edenlerle adalet söyleminin sömürüsünü yaparak zulme alet olanlar ve zulmü icra edenler arasında büyük mücadeleler olacaktır. Bu mücadeleler, değerler konusunda olduğu gibi, dünyanın her yerinde, her ülkesinde ve her atmosferde devam ederek güçlü bir şekilde sürdürülecektir.

Üçüncü mücadele alanı ise, yeni bir sistem fikrini savunanlarla, yani sizin bu sempozyumda yaptığınız gibi bir düzen fikrine sahip olanlarla, düzensizlikten istifade edenler arasındaki mücadeledir. Bugün dünyanın birçok sorununun düzensizlikten kaynaklandığını biliyoruz. Mesela, her ülkede uyuşturucuyla mücadele en önemli önceliklerden birisidir ama bazı ülkelerdeki çatışmaların ve düzensizliğin uyuşturucu ticaretini artırdığını, bu sayede uyuşturucudan milyarlarca dolar kazanan baronların buradan nasıl zenginleştiğini gayet iyi biliyoruz.

Aynı şekilde dünyadaki çatışmaların çoğunun düzensizlikten kaynaklandığını; kabilelerin, ırkların, milletlerin ve komşu ülkelerin birbirlerine nasıl düşman hale getirildiklerini, hatta vekâlet savaşlarının kirli araçları olarak vekil örgütlerin nasıl dış politika aygıtları hâline getirildiğini de gayet iyi biliyoruz.

Ellerine verilen ve toplam değeri on milyarlarca dolar mesabesinde olan silahların kimler tarafından üretildiğini, satıldığını ve mevcut küresel sistemsizlikten kimlerin nasıl istifade ettiğini de gayet iyi biliyoruz.

Dolayısıyla, dili, dini ve siyaseti ne olursa olsun insanlığın hayrına sözü olanların kaos ve çatışma yerine küresel bir düzen ortamına sahip çıkması, yeni bir küresel sistem kurulabilmesi için mücadele etmesi lazımdır.

Düzenle düzensizlik arasındaki farkın ne olduğunu bugün çok daha iyi anlıyoruz. Örneğin, Gazze’de 50.000’den fazla insanın öldürülmesine ve Birleşmiş Milletler üyesi ülkelerin büyük bir çoğunluğunun İsrail saldırganlığına karşı durmasına rağmen, mevcut küresel sistem aslında küresel bir düzensizliğin harekete geçiren unsuru olduğu için, yani Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi barışı sağlama yeteneğini kaybettiği için, dünyanın gözü önünde bu katliam sürüyor.

Katliamların önlenebilmesi için bizim yeni bir küresel sistem kurulması konusundaki uyarılarımız ve tekliflerimizi, “Dünya 5’ten büyüktür!” diyerek her platformda dile getirmemiz boşuna değildir. Çünkü düzenin olmadığı, adalet ve hakkaniyet üzerine kurulmadığı; insanların eşitliği ve devletlerin egemenlikte eşitliği prensibi üzerine oturmayan hiçbir sözde küresel sistem, insanlar arasında huzuru, barışı ve kalıcı refahı sağlayamaz. Onun için diyoruz ki, bundan sonraki on yıllar boyunca en temel mücadele alanlarından birisi, düzen yanlılarıyla, yani adil, hakkaniyetli ve insani bir sistem kurulması için mücadele edenlerle, mevcut düzensizliğin her alanında düzensizlikten istifade edenler arasında bir mücadele olacaktır.

Bazıları Birleşmiş Milletler’in reforme edilmesini tabii ki istemezler. Tek başlarına, tüm devletler karşı oy sahibi olsalar bile veto hakları olduğu sürece, dünyada adaleti getiren gelişmelere nasıl engel olabildiklerini onlarca kere gördüler ve keyfini sürüyorlar. Tabii ki istemezler.

Söze geldiği zaman uluslararası hukuk derler, uluslararası kurumlardan bahsederler ama hakkaniyet ve adalet temelinde yeni bir küresel sistemin tesis edilmesi için hiçbir çabanın içinde olmazlar. Dolayısıyla, önümüzdeki dönemde en temel mücadelelerden birisi, hakkaniyetli, adaletli bir sistem arayışında olanlarla buna karşı duranlar arasındaki mücadeledir.

Dünyanın nasıl şekilleneceğini belirleyecek hususları sizlerle paylaşıyorum. İnanın, göreceksiniz, önümüzdeki dönemde bu beş temel husus, dünya siyasetinin ve dengelerinin nasıl gelişeceğini belirleyecek temel hususlardır.

Bir başka husus ise kapsayıcılıkla ötekileştirme arasındaki mücadeledir. Kapsayıcı olanlar, kendi ülkelerinde insanları kimliklerine, etnik yapılarına, mezheplerine, dini inanışlarına, hayat tarzlarına ve siyasetlerine göre ayırmadan, kapsayıcı bir şekilde insanlık ortak paydasında ya da kendi millî hedefleri çerçevesinde toplumlarını bütünleştirebilenlerle; ötekileştirme üzerinden kamplaştıran ve farklılıklar üretenler arasında bir mücadele olacaktır. Bugün bu alandaki en önemli sınavlardan birisi veriliyor.

İslam ümmetinin bu sınavı vereceği yer Suriye’dir. Suriye’de kendi hanedanı ve etrafındakiler dışında herkesi ötekileştirip birbirine düşman hale getiren bir dikta rejimi 61 yıl sonra halkın iradesiyle sona ermiştir. Şimdi Suriye muhalifleri, adım adım tüm şehirleri kontrol ederek, Şam’da yeni bir başlangıç noktasına gelmiştir.

Ümidimiz, temennimiz, tavsiyemiz ve Suriyeli muhaliflere vereceğimiz en büyük destek ise, zaten bölünmüş ve parçalanmış olan Suriye halkını hiçbir şekilde ötekileştirmeden, hepsini büyük bir kapsayıcılıkla, devlet vizyonuyla ve geniş bir siyasi perspektifle bir arada tutmalarını sağlamak, ortak geleceğe yönelmelerini temin etmektir.

Bu çerçevede, önümüzdeki dönemde dünyanın en önemli sınavlarından birisi de demokrasi ile otokrasi arasındaki mücadele olacaktır.

Dünyanın her yerinde demokrasiyi savunanlarla, demokrasinin yalnızca edebiyatını yapanlar ya da otokratik rejimleri ve davranışları destekleyenler arasında büyük bir mücadele yaşanacaktır.

Parantez açarak şunu da belirtmek istiyorum. Yıllar boyunca İslam coğrafyasında, Afrika’da, Asya’da ve Latin Amerika’da diktatörleri destekleyenlerin, otokratik rejimlere can suyu verenlerin ve bu rejimler bunaldığında arkalarında duranların kim olduğunu gayet iyi biliyoruz. Yeri geldiğinde herkese demokrasi dersi vermeye çalışanların en yakın müttefiklerinin diktatörler olduğunu ve bu diktatörleri besleyen her türlü çatışmaya destek olduklarını da çok iyi biliyoruz. Dolayısıyla, başta İslam ümmeti olmak üzere dünyadaki bütün halkların kurtuluşu bu beş başlıkta gayretli çalışmalar ve fikirleri ortaya koymakla mümkün olacaktır.

Filistin Davası ve İnsanlık Cephesinin Uyanışı

Son söz olarak şunu da belirtmek isterim. İnsanlık cephesinin mücadelesi ile birlikte hem Filistin davası hem de İsrail için yeni bir dönemin başlangıcı yaşanmaktadır. Bu günler, İsrail’in iyi günleridir; ancak İsrail hükümeti çok daha zor ve kötü günlerle karşı karşıya kalacaktır. İnsanlık vicdanı kolay harekete geçmez, fakat harekete geçtiğinde de sonuç almadan durmaz. Zalimlere karşı harekete geçen insanlık vicdanı, mücadelenin sonuçlarını görmeye başlamıştır.

Bundan sonraki süreç, Filistin davası açısından da yeni bir dönemin başlangıcı olacaktır. Başkenti Kudüs olan, tam anlamıyla bağımsız ve 1967 sınırlarında bütünleşik bir Filistin devletinin kurulması en kısa zamanda gerçekleşecek ve bu sonucu da insanlık cephesi görecektir.

Şimdi söz sırası bizdedir. Köklü medeniyetimizin çocukları olarak dünyaya hakkaniyeti ve adaleti anlatacak, bilgi, irade ve düzen etrafında yeni bir dünya inşa etmek için bütün gücümüzle mücadele edeceğiz.

Allah sözümüzü artırsın, yolumuzu açık eylesin, adımlarımızı ve dostluklarımızı sağlam, geleceğimizi aydınlık eylesin.

Benzer İçerikler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir