9 Temmuz 2024, Salı

Sana, Bana, Vatanıma ve Ülkemin Gençlerine Dair – Dr. Mehmet DİNÇ

Genç bir kız…

Zeki, başarılı, çalışkan; ama kırgın ama kızgın ama üzgün. Kapasitesi var, eğitimi var, yetenekleri var; ama ümidi yok ama heyecanı yok ama sevinci yok…

Gayret etmiş, çalışmış muhafazakâr bir ailenin mütesettir bir kızı olarak karşılaştığı sayısız zorlukların üstesinden gelmiş. İyi bir üniversite bitirmiş, iyi bir yüksek lisans eğitimi alıyor, yabancı dil sorunu yok. Mamafih geldiği nokta itibarıyla hiçbir şey yapası olmadığından çalışmıyor. İş bulamadığını söylüyor ama ciddi ciddi de aramıyor.

Ülkesini, ülkesindeki sistemi, hele kendisi gibi muhafazakâr düşüncede olan insanların yaptıklarını hiç sevmiyor, beğenmiyor. Yurtdışında değişim öğrencisi olarak gittiği zaman gördüğü sisteme hayran kalmış, orada olmak, o sistemde yaşamak istiyor. Ancak bildiği bir şey var ki bu haliyle orada da mutlu, huzurlu ve rahat olarak var olması çok kolay değil. Dolayısıyla da ne yardan geçebiliyor ne serden. Gönlü bir taraftan rahat değil, aklı diğer taraftan. Sıkışmış kalmış, tıkanmış kalmış, nefessiz kalmış hissediyor. Sonra da büyük bir kızgınlıkla kusurlar arıyor etrafında sana, bana, vatanıma, ülkemin insanlarına dair. Buluyor da kolaylıkla. Bulmaması imkânsız. Buldukça savruluyor, savruldukça buluyor. Savrulduğu dalga güçlü bir dalga ve sürükleyen akıntı da sert akıyor.

Nereye sürükler bu akıntı onu, bu dalga nereye savurur bilemem. Bilmem gereken ise ben de sorumluyum bu kızcağızdan siz de. Çünkü bu çocuklar bir değiller bin değiller ki; bu kadar olur, yapacak bir şey yok diyelim. Rahat değiller, mutlu değiller ki kendi istedi, biz ne diyelim. Uzaklarda bir yerlerde değiller ki ben ne yapabilirim diyelim. O halde bir şeyler yapmamız gerekiyor ivedilikle, işe yaramasa da en azından sorumluluğumuzu yerine getirmek için, hiç olmasın ben elimden geleni yapabildim diyebilmek için, kendimize, bugünümüze ve yarınımıza hesap verebilmek için.

Aşağıda bir liste yaptım. Fikir verir diye ümit ediyorum. Varsa lütfen siz de yazın, söyleyin tekliflerinizi ki bu elem bir yüreğin kârı değil paylaşalım:

Duyarlı olalım: Etrafımızdaki gençlerden haberdar olalım. Onlarla tanışmaya, onları tanımaya, ihtiyaçlarını onlar söylemeden fark etmeye ve elimizden geldiğince onlara destek vermeye çalışalım. Özellikle rehberlik etme, destek olma, iş bulma, eş bulma konusunda rahatımızı biraz bozalım ve aklımıza gelebilecek bütün risklere rağmen bir şeyler yapmaya gayret edelim.

Dikkatli olalım: Gençlere yardım etmeye çalışırken bunu onları kırmadan, incitmeden yapalım. Kişiliklerini, karakterlerini ezmeyelim. Usulümüze, üslubumuza dikkat edelim. Rehberlik edeceğiz diye akıl vermeyelim, destek olacağız diye kötü hissettirmeyelim, iş eş bulacağız diye kendilerine uygun olmayan şeylere zorlamayalım.

Güvenli olalım: Gençler güvenebilecekleri, güven transfer edebilecekleri insanlar arıyorlar. Kendimize güvenelim, duruşumuza, düşüncemize güvenelim. Güvenemeyecek kadar zayıfsa  güçlendirelim. Ancak tevazu adı altında olduğumuzdan farklı davranmayalım, ağır ve saygın olacağız diye yapay ilişki kurmayalım. Doğal olalım, samimi olalım. Hem kendimize güvenelim hem gençlere güvenelim. Ne kadar rahat olursak o kadar rahat olacaklar.

Güvenilir olalım: Gençler çok temizler ve saflar. Bir küçük ilgi ile bir güleryüz ile size ısınıp kimseye anlatmadıkları sırlarını anlatabilir, kimseyle paylaşmadıkları düşüncelerini paylaşabilirler. Emanet olarak aldığımız bu sırlara ihanet etmeyelim ya da düşüncelerini, duygularını ve dertlerini garipseyip onlardan uzaklaşmayalım. Bir genç bizimle ilişki kurarken bize güvenebilsin, dayanabilsin, inanabilsin. Hiçbir şey yapamasak bile onların güvenilir limanları olalım.

Hoşgörülü olalım: Gençler bilmez hamlık yapabilir, düşünmez kabalık yapabilir, farketmez nankörlük yapabilir. Her ne yaparlarsa yapsınlar bize düşen, hatalarını ve yanlışlarını incitmeden gösterip meseleyi uzatmadan, sık sık geriye bakmadan ilişkimize devam etmek olmalıdır. Hatasız öğrenilmez, hatasız öğretilmez. Biz de onlar da zaman zaman hata yapabiliriz/ler. Aman aman aman hoşgörülü olalım.

Fedakâr olalım: Bir şeyleri feda etmeden para gibi değersiz bir şey bile kazanılmıyor, kaldı ki insan kazanmak mümkün olsun. Hele ki en kıymetli gençleri. Bu yüzden ne yönden eksiklik çekiyorlarsa o yönden fedakârlık yapalım. Kendilerine kimse vakit ayırmıyorsa biz vakit ayıralım, kimse ilgi göstermiyorsa biz ilgi gösterelim, kimse takdir etmiyorsa biz edelim, kimse hoşgörmüyorsa biz hoşgörelim. Bazen kolay bazen zor olacak vakit ayırmak, ilgi göstermek, takdir etmek, hoşgörmek. Kolay olduğu zaman zaten yaparız, asıl zor olduğu zaman yaptığımızın adı fedakârlık olur.

Çokla az değil, azla çok olalım: Bir anda onlarca yüzlerce genç ile az az ilgilenmek çok faydalı olmayabilir. Bunun yerine az sayıda genç ile çok fazla ilgilenmek daha faydalı olur. Düzenli görüşebileceğimiz, düzenli haberdar olabileceğimiz, düzenli takip edebileceğimiz, düzenli vakit ayırabileceğimiz, düzenli ilgi gösterebileceğimiz, düzenli destek olabileceğimiz sayıda genç ile ilgileniyor olmamız lazım. Velev ki bir kişi olsun ama illa ki olsun.

GENÇLER NE İSTİYOR?

Gençlik döneminin en önemli üç temel ihtiyacı vardır. Bunlar; gencin enerjisini boşaltması, kendini ifade edebilmesi ve akranlarıyla sosyalleşebilmesidir. Söz konusu üç ihtiyaç, belki her dönemde ihtiyaçtır ancak en yoğun olarak hissedildiği dönem; gençlik dönemidir ve dolayısıyla sağlıklı bir şekilde karşılanmasının en önemli olduğu dönem de gençlik dönemidir. Çünkü hayat boyu en yüksek enerjiye gençlik döneminde sahip olur insan. Hayat boyu en çok gençlik döneminde konuşmak, anlatmak, göstermek ister kendini. Ve hayat boyu en çok gençlik döneminde akranlarının görüşlerine, kendini o görüşler çerçevesinde şekillendirecek kadar değer verir.

İhtiyaç temelinde baktığımızda sosyalleşme ile yemek yemenin, enerjisini boşaltmakla su içmenin, kendini ifade etmekle nefes almanın pek bir farkı yoktur. Bir bölümü bedenin sağlıklı yaşaması için gereklidir, diğerleri ruhun sağlıklı yaşaması için. Bu anlamda nasıl bir insan çok aç kaldığında ne olduğuna bakmaksızın yenilebilir olarak gördüğü her şeyi yemeye çalışırsa, çok susuz bir insan temiz pis bakmadan sıvı formunda gördüğü her şeyi içmeye çalışırsa bunun gibi enerjisini boşaltamayan bir genç, doğru ve sağlıklı olup olmadığına bakmaksızın enerjisini boşaltabileceği her imkânı ilk gördüğü anda değerlendirir. Kendini ifade etme ve sosyalleşme için de aynı süreçler geçerlidir. İhtiyaç ortaya çıkıp yoğunlaştığında kişi ihtiyacını karşılamak için bir mecra arar ve sağlıklı bir mecra bulamıyorsa sağlıksız bir mecraya yönelir. Çünkü mesele ihtiyacın karşılanmasıdır, yapılanın sağlıklı olup olmaması önceliğini genellikle kaybeder. Mesela bir genç enerjisinin en yüksek olduğu bir hayat dönemindeyken enerjisini yapıcı bir şekilde boşaltacağı bir alan bulamıyorsa yıkıcı bir şekilde boşaltır. Çünkü boşaltılmayan enerji insanı rahatsız eder, zehirler. Hiçbir şey yapamıyorsa enerjisini boşaltmak için en ilkel iki enerji boşaltma eylemine başvurur ve şiddet ya da cinsellikle vaktini, enerjisini, ömrünü tüketir. Gerçek hayatta zorsa, sanal dünyaya sapar. Ancak doğru olan, faydalı olan, genç için geriletici değil ilerletici olan enerjisini gerçek hayatta doğru işlerde, sağlıklı ilişkilerde boşaltmasıdır. Bunun için de olmazsa olmaz olan bir sebep bulmaktır. Devamlı bir iş, ilerlenecek bir spor, parçası olunacak bir organizasyon. Hangisi olursa olsun illa ki birisi olsun da gençlerin bu ihtiyaçlarını kendilerini ziyan etmeden karşılamış olsunlar.

Enerjiyi boşaltmanın ardından kendini ifade etme ihtiyacı üzerinde de durmak lazım. Gençler görünmek isterler, konuşmak, anlatmak isterler. Dünyayı, hayatı, olayları ve insanları temiz bir dimağ ile kavramaya başladıkça kendilerine dair yorumlar ve çıkarımlar yapmak, kendilerine has çözümler ve çıkışlar bulmak ve bütün bunları paylaşmak, fikirlerini ve kendilerini göstermek isterler. Çünkü okul ve dersler dışında düşünce, duygu, yetenek ve kabiliyetlerini ifade imkânı bulamazlar. Okulda ne kadar kendilerini gösterebilecekleri de hep şüphelidir. Kendilerinden ısrarla beklenen tek tipleşmiş taleplere karşı da ister istemez bir uzaklık, antipati geliştirirler. Bu anlamda gençlere görünebilecekleri, kendilerini anlatabilecekleri alternatif mekân ve imkanlar sağlanmadıkça, gençlerin kendilerini ifade edebildiklerini düşündükleri marjinal ya da popüler gruplara dahil olmaları veya içi boş sloganlar üzerinden bir hayat felsefesi kurup peşinden gitmeleri alternatifsiz bir sonuç olarak sıklıkla karşımıza çıkmaktadır.

Üçüncü olarak sağlıklı sosyalleşme ihtiyacı da diğer ikisi kadar üzerinde durulması gereken bir diğer temel ihtiyaç olarak gençlerin gündeminde yer alır. Kimliklerini ve kişiliklerini geliştirirken “normal” olup olmadıklarını en çok sorguladıkları bu dönemde “normallik” ölçüsü olarak gördükleri akranlarıyla buluşmaları kimlik ve kişilik gelişimlerini doğru ve sağlıklı bir şekilde sürdürebilmeleri için olmazsa olmazdır. Bu anlamda sosyalleşmenin sağlıklı olması için ilişkinin derinlikli ve sürekli olması şarttır. Ancak bugün şehir hayatının getirdiği yaşam biçiminde “mahalle”nin ve “mahalleli” olmanın etkisinin her geçen gün kaybolmasıyla gençlerin sosyalleşme imkanların tamamıyla sanal dünyanın yüzeysel ve süreksiz ilişkilerine kalmıştır. Üstelik muhatabın veya muhatapların kim olduğu ne istediği oldukça belirsiz ve değişebilir iken sağlıklı sosyalleşmenin gerçekleşmesini beklemek uzak bir ihtimaldir. Bu nedenle de gençlere sağlıklı sosyalleşip akranlarıyla buluşabilecekleri, konuşabilecekleri, ortak bir faaliyet yapabilecekleri zeminler ve imkânlar hazırlanmadan gençlerin sanal ilişkilerini eleştirmek, yapılması gereken en son şeydir.

Sonuç olarak gençler hakkında bu kadar konuşur, şikâyetlerinden; onların hedefsizliğinden, boşluğundan, “garip”liğinden bahsederken, resme bir adım geriden bakıp tamamını görmeye çalışmak ve sonuçtan ziyade sebep üzerinde durmak şarttır. Gençler enerjilerini sağlıklı bir şekilde boşaltamadıkları, kendilerini sağlıklı zeminlerde ifade edemedikleri ve akranlarıyla sağlıklı ortamlarda sosyalleşemedikleri sürece var olan şikayetler artarak devam edecektir. Ancak burada suçlu aranıyorsa suçlu gençler değil, onların bu ihtiyaçlarını görmeyen ve karşılamayan herkestir.

Benzer İçerikler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir