1 Şubat 2026, Pazar

Zulüm Çağında Merhameti Hatırlamak – Av. Rıza Yorulmaz

Bugün 13 Aralık 2024.

Yüreğimizde yangın, boğazımızda yumru,

Avuçlarımızda duanın adı olan Gazze’de yaşanan soykırımın 433’ncü günü…

Şehitlerimize rahmetle…

 

Sayın Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanım, saygıdeğer protokol, siyasi partilerimizin ve sivil toplum kuruluşlarımızın kıymetli yöneticileri, yurtiçinden ve yurtdışından teşrif eden kıymetli katılımcılar, basınımızın güzide mensupları, hanımefendiler, beyefendiler, sevgili genç kardeşlerim;

Adil, hakkaniyetli, vicdan ve merhamet esaslı bir dünyanın kurulmasına katkı sağlaması ümidiyle düzenlediğimiz “Uluslararası İstanbul Forum” programımızın açılışına hoş geldiniz, şeref verdiniz.

Sayın Başkanım, Muhterem Hazirûn

Dünyada bir medeniyet krizi yaşanıyor. Yaklaşık iki asırdan beri ırkçı emperyalizmin ve Batı medeniyetinin tasallutunda olan insanlık, maalesef hızla bir kaosa doğru sürükleniyor. Maddi gücü eline geçiren batı, başta İslam ülkeleri olmak üzere bütün mazlum coğrafyaları işgal, işbirlikçi ve kukla yöneticiler ve çeşitli yönetim hileleriyle, kendine bağımlı hale getirmiş ve global bir köle düzeni kurmuştur.

Kurduğu bu zulüm düzenini korumak için de bütün insanlığı kaosa sürüklemekten asla çekinmemiştir. Yıllarca süren savaş, soykırım, köle ticareti, sömürgecilik gibi felaketler insanlığın hafızasında hala canlılığını korumaktadır. Sadece 20. yüzyılda yaklaşık 200 milyon insan, Batının çıkardığı savaşlar sebebiyle ölmüştür. Birleşmiş milletler raporuna göre dünya nüfusunun yüzde 10’u yani yaklaşık 700 milyon kişi günde 2 dolardan az bir gelirle yaşamaya çalışmaktadır. Dünya gelirinin yüzde 90’nı elinde tutan, kendileri dışında kalanları da, açlığa ve sefalete mahkum eden, batının diline pelesenk ettiği, insan haklarından kastı; maalesef, batının bir avuç mutlu azınlığı olan, kendi beyaz vatandaşlarıdır. Dünyanın geri kalanı ise onlara göre, kendilerine hizmet etmek üzere yaşayabilirler.

Aliya İzzetbegoviç; Batı’nın gerçek yüzünü şöyle ifade eder: “Şunu hiç unutma evlat! Batı, hiçbir zaman uygar olmamıştır ve bugünkü refahı, devam edegelen sömürgeciliği; döktüğü kan, akıttığı gözyaşı ve çektirdiği acılar üzerine kuruludur!”

Batı’nın gerçek yüzünü ortaya koyduğu en güncel ve en acı örnek Gazze’dir. 7 Ekim 2023’ten bu yana, bütün dünyanın gözü önünde, bir katliam yapılmaktadır. 45 bin şehidimiz, on binlerce yaralımız ve kaybımız var. İsrail; Amerika’dan aldığı destek ve cesaretle, Gazze’de masum insanların üzerine, her an ölüm yağdırıyor. Ve maalesef hiçbir devlet veya uluslararası kuruluş buna engel olmuyor, olamıyor.

Görünen o ki; dünya ikiden küçüktür. Bizler biliyor ve inanıyoruz ki, zulümle abâd olunmaz. Karanlığın en koyu olduğu an da; aydınlığa en yakın olduğu andır. İnşallah Gazze, batı medeniyetinin ve ırkçı emperyalizmin oluşturduğu zulüm dünyasının battığı ve bittiği yer olacaktır.

Batı, sadece savaş ve kaos üretmiyor. Diğer taraftan da insanın fıtratını bozuyor, aile kavramını yok ediyor ve toplumsal yapıyı ifsat ediyor. Aslında batı bu ifsadıyla en başta kendi insanını yok ediyor. Çocuklar 18 yaşından itibaren aileden dışlanmakta, uyuşturucu kullanımı normal karşılanmakta, sapkınlıklar birer kimlik ve özgürlük olarak takdim edilmektedir. Hülasa bugün insanlık; bir tarafta durmadan akan kan ve gözyaşı sebebiyle adalete, huzura ve barışa; diğer tarafta ise rahat bir nefese, sağlıklı bir bedene ve dingin bir ruha hasret kalmıştır.

İnsanlığın geleceğini İslam’da gören Fransız düşünür ve siyasetçi Garaudy bakın ne diyor: “Eğer geleceğinizi seviyorsanız, bilin ki batı medeniyeti iflas etmiştir. Eğer hâlâ onun akıntısına kendinizi bırakmaya devam ederseniz, bunun sonu intihardır.”

Sayın Başkanım, Muhterem Hazirun

İnsanlık âlemi elbette ki çaresiz değildir. İslam dini ile şereflenen necip milletimiz, bu topraklarda asırlarca hüküm süren iki büyük medeniyet kurmuş; adalet ve merhametiyle dünyaya örnek olmuştur. İspanya’dan kovulan Yahudiler bu topraklara sığınmış; Fransa kralı Cermenlere esir düşünce Osmanlı’dan yardım istemiştir. Bu topraklar, her zaman umudun, huzurun, barışın bekçisi olmuştur. “Senden ümit kesmem, kalbinde merhamet adlı bir çınar vardır” sözü bu topraklar için söylenmiştir.

Osmanlı’nın tarih sahnesinden çekilmesiyle bütün bir İslam âlemi yetim kalmış, o günden beri de Müslümanların yüzü maalesef gülmemiştir. Bayrak düştüğü yerden kalkar. Tarih bizi yeniden çağırıyor. Bunları ham hamaset olsun diye söylemiyorum. 13 yıllık iç savaşın ardından büyük bir belirsizlik içinde kalan Suriye’de sıra dışı bir gelişme ile Esad’ın zalim rejimi devrildi ve umut dolu yeni bir dönemin kapıları aralandı elhamdulillah. Elbette ırkçı emperyalistler bu müsbet gelişmeyi baltalamak ve kendi menfaatlerine göre planlamak isteyeceklerdir. Ancak bize düşen zalimlerin ne yapacağının hesabını yapmak değildir. Tarih bize ve ülkemize, bu onurlu mücadeleyi gayesine ulaştırmak üzere şerefli bir sorumluluk yüklemiştir. Bu sorumluluk sadece Suriye ile sınırlı da değil. Bütün İslam âleminin ve mazlum milletlerin umudu Türkiye’dir; gözü, kulağı Türkiye’dedir.

Merhum Erbakan hocamız bu tarihi sorumluluğumuzu ve büyük medeniyet yürüyüşümüzü; Yaşanabilir Bir Türkiye, Yeniden Büyük Türkiye ve Yeni Bir Dünya hedefleriyle remzetmiştir. İnancım o dur ki, bu hedeflerin ilk ikisi her türlü vesayet odaklarına, hain darbe teşebbüslerine ve engellemelere rağmen önemli ölçüde hayata geçirilmiştir. Önümüzde hak ve adalet temelinde kurulacak “yeni bir dünya” hedefi vardır.

Sayın Cumhurbaşkanımız önümüzdeki yüzyılı Türkiye Yüzyılı ilan etmiştir. Türkiye, ikinci yüzyılına girerken besmelesini tazelemiştir. Tarih yeni bir dönüm noktasındadır. Şimdi vakti kuşanma ve ileriye bakma zamanıdır. Yeni bir dünyanın kurulmasının ilk adımı; Müslümanlar arasında vahdettir. Müslümanlar arasındaki vahdetin anahtarı da sevgidir. Hadis-i şerifte buyurulduğu üzere, “Birbirinizi sevmedikçe iman etmiş olamazsınız, iman etmedikçe de cennete giremezsiniz.” Müslümanlar birbirini sevince, aralarındaki ihtilaflar son bulur, silahları birbirine değil ortak düşmanlarına çevrilir. Alışverişini, ticaretini birbiriyle yapar, üretimi artar, refah seviyesi yükselir. Aralarında işbirliği gelişir ve beraber zenginleşir, beraber güçlenirler. Güçler birleşince, yeni bir dünyanın kurulması da mukadder olur.

Sayın Başkanım, Muhterem Hazirun

Sevgi kalplerin cânı, ruhların gıdasıdır. Sevmeyen kalp ölü mahiyetindedir. Mü’min sevdiğini Allah için sevendir; bu onun en belirgin vasfıdır. Sevdiğini Allah rızâsı için sevmek, esasen Allâh’ı sevmektir. Cihannüma neferleri olarak bizler de Rabbimize olan sevgimizin bir tezahürü olarak birbirimizi ve bütün Müslümanları Allah için seviyoruz. Yaptığımız her işi, yürüttüğümüz her faaliyeti bu sevgiyle besliyoruz. Bu sevginin, bütün çalışmalarımıza kattığı bereketi ve kardeşliğimizi ilmek ilmek ördüğünü en derinden müşahede ediyoruz.

Cihannüma Derneği olarak bizler, dünyayı kendi medeniyetinin ilkeleri ile tanımlayan ilim, irfan ve hikmet okulunun öğrencileri, yeryüzünde adaletin tesis edilmesi için samimiyetle mücadele eden ve bu yolda, birlik ve beraberlikten asla vazgeçmeyen kardeşler topluluğuyuz. Mücadelemiz, asla kuru bir cihangirlik davası için değildir. Bilakis inancımız ve medeniyetimiz temelli, kurucu tüm niteliklerin tahkim edilmesi içindir. Ülkeleri sınırlar değil, şiirler belirler. Bu sebeple asırlarca Kerkük, Şam, Saraybosna, Üsküp, Bağdat, Beyrut, Hindikuş, Yemen, İstanbul, Kahire, Kudüs aynı dizelerde yer almıştır.

Bizler, “oku” emrine dayanan kadim kültür ve medeniyetimizin, kütüphanelerimizin, mektep ve medreselerimizin, hâlâ aşılamamış olan ilim adamlarımızla bu tarihi birikimin hem işçileri hem de bekçileriyiz. Kaynağını İslam medeniyeti, Anadolu irfanı ve Milli Görüş müktesebatından alan birikimimiz; bizlere, önemli bir mesuliyet yüklemiştir. Zaman ve şartlar değişse de mesuliyetimiz değişmemiştir.

İnsanlığın yaşadığı maddi ve manevi sorunlara çözüm üretme, önerme, dünyanın neresinde ve kim olursa olsun, zulme, haksızlığa, adaletsizliğe karşı insanlığın vicdanı ve sesi olma çabasındayız. Bu bağlamda Cihannüma, milletin, ümmetin ve insanlığın derdini umur edinenlerin refikidir.

Umulur ki her kul; derdiyle, dert edindikleriyle, derman bulmaya çalıştıklarıyla haşrolunur. Dünün dertleri ve yaraları bugün de dertlenmeyi ve yara sarmayı beklemektedir. Bir derdimiz var, bir de dersimiz. Derdimizi unutmadan, dersimizi de ihmal etmeden insan ve insanlığın felahı, selameti için çalışmaya devam edeceğiz.

Her sözün bir kurşun, her söyleyişin de bir kuşun tüyü olduğu gerçeğini asla unutmadık. Sözümüz vardı an’a ve yarına dair. Önce nefsimize söyledik sözümüzü, sonra başkalarına. Hakikati dile getirdik. Sonra sözümüzün gücünü yükselttik, bağırıp çağırmadan; hikmetle…

Cihannüma olarak bütün müktesebatımızı, hep milletimizin ve tüm insanlığın hayrı için kullanma gayreti içerisinde olduk. Bu çerçevede; üç ayda bir yayımlanan ve muhteviyatı itibariyle oldukça önemli bir boşluğu dolduran Cihannüma dergimiz, on yedinci sayısına ulaşmıştır. Buna ilaveten altı aylık periyodlar halinde sosyal bilimler ve fen bilimleri alanlarında iki uluslararası hakemli dergimiz yayın hayatına devam etmektedir. Onlar da beşinci sayılarına ulaşmıştır.

Akademik, entelektüel ve kültürel birikimimizin hizmete dönüşmesi adına; toplumun, ülkenin ve insanlığın temel meselelerine dair düzenlediğimiz çalıştaylar ve sempozyumlarla sorunları masaya yatırıyor, sorun alanlarına yönelik çözüm teklifleri hazırlıyor, bu teklifleri karar vericiler ve kamuoyuyla paylaşıyoruz. İlkini Sayın Valimizin önceki valiliği döneminde 26 Mart 2022’de Gaziantep’te düzenlediğimiz Göç Çalıştayı ile başlayan süreçte bugüne kadar 17 çalıştay, 6 sempozyum düzenlemiş bulunuyoruz. Yaşayan Milli Görüş çınarlarına vefa, rahmeti rahmana kavuşanlara anma programlarıyla kuşaklar arasındaki mesafeyi kısaltıyoruz. Anadolu şiir akşamlarıyla gönülleri birbirine yaklaştırıyoruz. Böylelikle Cihannüma’nın birikimi, Türkiye’nin birikimine katılan bir ırmak gibi yol alarak akışına devam etmektedir.

Sayın Başkanım, Muhterem Hazirun

Şimdi bugüne kadar yapılan çalışmaların tamamlayıcısı mahiyetinde olan çok önemli ve anlamlı bir programla “Uluslararası İstanbul Forum” programıyla sizlerle birlikteyiz.

Necip Fazıl’ın dizelerinde yer aldığı gibi;

Çiçeği altın yıldız, suyu telli pulludur,

Ay ve güneş ezelden iki İstanbulludur.

O manayı bul da bul,

İlla İstanbul’da bul.

İstanbul, İstanbul…

 

Bugün İstanbul’da hep beraber tarihe emanet ettiğimiz manayı arıyor ve tarihe tanıklık ediyoruz. Uluslararası İstanbul Forum, İslam dünyasının sorunları üzerine, sadece söz üretmenin ötesine geçip, sorunlarımızı keşfederek; hem zihinsel hem de irade seviyesinde, bir birliktelik doğuracak platforma duyulan ihtiyacı karşılama fikrinin bir ürünüdür. Ana gündemi çağdaş İslam düşüncesi ve İslam dünyası olan İstanbul Forum’un merkezinde bilgi, irade ve düzen teması bulunuyor. Müslüman toplumların karşılaştığı temel zorlukları belirleyerek, söz konusu zorluklara karşı, teorik ve pratik çözümler ile yol haritaları geliştirmek, forumun temel hedefleri arasında yer almaktadır.

Bu program, ismimizin ve misyonumuzun verdiği sorumlulukla, yaklaşık üç sene önce hayalini kurduğumuz, iki sene önce yavaş yavaş acele ettiğimiz, son bir senedir gece gündüz çalıştığımız bir mesainin sonucudur. Bu programın ilkini gerçekleştiriyoruz. Mutlaka eksiklerimiz vardır, hoşgörünüze sığınıyoruz. Bu programın başarısı, devamlılığını da belirleyecektir. Salondaki manzara programın başarısı için bize bir fikir vermektedir.  Uzak yakın demediniz, yağmur boran demediniz, vakit erken demediniz, bir mesai gününde, adeta hava daha yeni aydınlanıyorken, heyecanımıza, inancımıza ve hayallerimize ortak olmak üzere; salonu doldurdunuz, bizleri yalnız bırakmadınız. İşte bu manzara, daha büyük hayallerimizin gerçekleşmesinin işaret fişeğidir.

Bizim boyumuzdan büyük, ömrümüzden uzun hayallerimiz var:

Biz, sınırları şiirlerin çizeceği,

Biz, dünyanın ikiden büyük olduğunun görüleceği,

Biz, yeryüzünde yaşayan herkesin insan onur ve haysiyetine yaraşır bir şekilde hayat süreceği bir dünyayı,

Biz; Mescid-i Aksa’da cuma namazında buluşacağımız zamanları hayal ediyoruz.

Bu hayaller ve sorumluluk bugüne kadar bizimdi, bundan sonra hepimizin.

Allah hepinizden razı olsun.

Sayın Başkanım, Muhterem Hazirun

Sözlerime son verirken; programın hazırlanmasındaki emek, mesai ve gayretlerinden dolayı;

Program Genel Koordinatörü Sn. Şenel Kızılca’ya,

Bilim Kurulu Başkanımız Doç. Dr. İbrahim Halil Üçer’e,

Yürütme Kurulu Başkanımız Doç. Dr. Ahmet Köroğlu’na,

Genel Merkez Yönetim Kurulumuza,

İstanbul Teşkilatımıza,

İsimsiz kahramanlarımıza ve…

Açılış programımızda bizleri yalnız bırakmayan;

TBMM Başkanımız Sn. Prof. Dr. Numan Kurtulmuş’a,

Çok değerli protokole,

Fikir, sunum, konuşma ve eylemleriyle bu yolculuğu kıymetli kılan siz değerli katılımcılara,

Büyük fedakarlıklar göstererek yurdumuzun dört bir yanından gelerek bizleri yalnız bırakmayan teşkilat mensuplarımıza,

Salonda bulunan bütün gönüldaşlarımıza teşekkür ediyorum.

Yolumuz kutlu, yürüyüşümüz mübarek olsun.

Sağ olun, var olun, Yüce Allah’a emanet olun.

Benzer İçerikler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir