25 Temmuz 2024, Perşembe

Zor Zamanlarda Birlik Ahlâkı – Doç. Dr. Abdullah İNCE

Bir sabah büyük bir sarsıntıyla uyandık. Allah’ın kudretini gördük, acziyetimizi hatırladık. Binalarla beraber yüreğimiz sarsıldı. Eşine az rastlanır bir depremle yüz yüzeydik. Hem genişliği hem şiddeti alışılmışın çok dışındaydı. Her yeni bilgi afetin büyüklüğünü kavramamıza sebep olurken aynı zamanda bize sorumluluklar yükledi. Birlik ahlakını ortaya koymak bir yükümlülüktü.

Arama-kurtarma ekipleri, iş makinaları, yardım faaliyetleri, gıda kolileri, giyim eşyaları ve daha nicesi resmî kurumlar, sivil kuruluşlar eliyle organize edildi. Acı büyük, iş çok, zaman dardı. Annesini yitirmiş yavru, evladını yitirmiş baba, eşini yitirmiş kadın, her şeyini yitirmiş insan bizi bekliyordu. Bugün değilse ne zamandı.

Şahidiz. Milletimiz Kurtuluş Savaşı’nda Kahramanmaraş’ın yürüttüğüne benzer bir seferberlikle kardeşlerinin yanında oldu.

Gidebilenler bölgeye gitti, gidemeyenler yüreğindeki acıyı dualarla, niyazlarla susturmaya çalıştı. Çok şey yapıldı. Yapılmalıydı. Kardeşlik bunu gerektiriyordu. Gözlerimiz çok şey gördü, kulaklarımız çok şey duydu. Kadın, erkek, çocuk, genç, yaşlı… Herkes yüreğinin sesini dinledi, kardeşinin çığlığını duydu, acıyı derinden hissetti. Bir süre sonra ülkenin her yanı, Maraş’ın kurtuluşunu hatırlatan milli seferberlik yerine döndü.

Acı o kadar derinden hissedildi ki gözler, kulaklar Anadolu insanının içtenliğini gösteren fedakârlığa, inceliğe, zarafete örnek oluşturacak onlarca, yüzlerce söz, hissiyat ve eyleme şahit oldu. Çocuklar biriktirdiği harçlığını duygularını yansıtan resimlerle, kadınlar emeğini ve inceliğini hazırladıkları yiyeceklerle, yaşlılar duasını yüreğiyle yolladı.

Bölgedeki ilk gözlemim şuydu:

Halka hizmet hakka hizmettir” düsturuyla hareket eden bir devlet, varını yoğunu ortaya koyan millet.

Yaralar sarıldı, sarılıyor. Ancak ekonomik, sosyal, psikolojik etkileri yıllarca sürecektir. Annesini kaybeden bir yavrunun kalbindeki boşluğu ne doldurabilir. Ailesinin bütün fertlerini kaybeden bir babaya ne çare olabilir. Soğuktan, rüzgârdan ve güneşten sakındığı evladını kaybeden annenin yüreğindeki kor ateşi ne söndürebilir.

Millet olarak ilk anda ortaya çıkan duyguları, yardımlaşmayı, diğerkâmlığı zamana yayarak sürdürmeliyiz. Daha kalıcı, uzun vadeli çalışmalara yönelmeliyiz. Orada durum giderek zorlaşacak. Maddi zorlukların yerini duygusal zorluklar alacak. Bölge insanını en fazla mutlu eden bizlerin diğerkâmlığı. Biz de onların yerinde olsak aynısını düşünür aynı hissiyata sahip olurduk. Millet olma bilincimizi canlı tutmalıyız.

Acının büyüklüğü yanında büyük olan bir şey daha var. Herkesin bir acısı var. Yakınını kaybetmeyene rastlamadım. Ancak Allah’ın bir takdiri olacak ki metanetleri çok yüksek. Biz mi onları teselli ettik onlar mı bizi tam anlayamadım.

Resmi ve Sivil Organizasyonlar

Depremin ilk günlerinde hava koşulları, afetin büyüklüğü, koordinasyon kabiliyetindeki yetersizlikler sebebiyle kısmi bir gecikme oluşsa da bütün devlet kurumları ve çok sayıda sivil kuruluş canla başla çalışıyordu. Devlet görevlileri için mesai, sivil kuruluşlar için imkânsızlıklar, özveri ve içtenliğin karşısında kaybolmuş durumdaydı. Mevcut şartlar altında yapılanlar destan yazmakla eşdeğerdi. Bunun dışındaki konuşmalar fedakâr insanları incitmekten öteye geçemedi.

Sivil toplumla ilgili durum sosyal medya ve haber mecralarında konuşulanın tam tersiydi. Sosyal medyada gündem işgal eden bazı organizasyonların sahada neredeyse hiçbir faaliyetine rastlamadım. Durum şuydu; kuru gürültü ve algı yönetimi. Canla, başla çalışan, iş yapanlara haksızlık.

Dezenformasyon Zihin Yakıyor

Arama kurtarma faaliyeti yapmadığını açıklayan sivil kuruluşların twitter anketlerinde, arama-kurtarma konusunda ilk sırada çıkması ve bunun sorumluluk sahibi kişilerce sosyal medyada paylaşılması algının boyutlarını gösterdi. Milleti için hizmet eden, acıyı hafifletmenin gayretinde olan herkes baş tacı. Ama dezenformasyonun boyutu çok genişti.

Sadece doğal afet zamanlarında değil her zaman ayık olmamız gereken bir konu dezenformasyon. Kanserli hücre gibi çoğalan, yayılan, yayıldıkça gerçekliğin yerini alan haberler ortada gerçeklik bırakmıyor. Ve bu durum “baraj patladı” yalanıyla cana mal oluyor.

Depremde Diyanet

Deprem günlerinde çalışmalarıyla en fazla sahada olan kurumlardan biri Diyanet-TDV idi. Ancak söylem üstünlüğünü elinde tutan bir dil, bir taraftan “nerede Diyanet?” şayiasını yayarken aynı dilin diğer kanadı “Diyanet’in ne işi var burada” söylemiyle kurguyu pekiştiriyordu. Bölgeye ikinci gidişimde Diyanetin çalışmalarının verimliliğine odaklanmıştık. Konuşulanların aksine Diyanet harika işler yapıyordu.

Cenazelerin defni, gıda-yemek organizasyonu, manevi destek, çocuklara, kadınlara, engellilere, ihtiyaç sahiplerine yönelik faaliyetler, ücra yerlerin gözetimi ve daha fazlası. Böylesine büyük bir felaket anında cenaze defninin yüksek bir metanet gerektirdiği açıktı. Hocalarımızın hepsi bu durumu sadece “Cenab-ı Hak bize metanet lütfetti” ifadeleriyle açıklayabiliyordu. Bir hocamız cenazeleri defnederken hocalarımızın zarafetini, inceliğini anlattı. Tarifi imkânsız. Sadece yaşayanlardan dinleyebilirsiniz. Yükselen dualar, niyazlar, salavatlar. Aleyhte konuşanların, rol kapmaya çalışanların tek yapması gereken tövbe etmek.

İllerin Durumu; Deprem Öldürmez Bina Öldürür

En fazla etkilenen il Hatay, hayalet bir şehir görüntüsündeydi. Ama milli mücadelede dayanıklılık testini başarıyla geçen Yiğit Maraş, depremden daha az etkilenen Malatya ayağa kalkıyordu elhamdülillah. Adıyaman ise yardım ve kurtarma faaliyetindeki gecikmişliği telafi etme arzusu ile seferber olan devlet ve milletin desteğiyle toparlanma yolundaydı.

İlk dönemde kamu hizmetleri dışarıdan gönüllü ya da görevlendirmeyle gelen personel marifetiyle yapılıyordu. Ancak şehirlerin toparlanması için bölgedeki kamu personelini aktif etmek gerekiyor. Taşıma suyla değirmen zor dönüyor. Tabii ki o kardeşlerimiz de depremzede. Barınmada, konteyner planlamasında hizmet önceliği düşünülebilir. Bunlar yapılmazsa şehirlerin ayağa kalkması gecikir.

Gören göz kılavuz istemiyor ve aklın yolu bir. Binalarımızı yaparken fay hattı, zemin ve bina yapımı hayati derecede önemli. Ahlaklı insan olalım. Zor değil. Deprem bölgesindeyiz. “Devlet” yanında bizler de sorumluyuz.

Deprem Zamanında Milli Bütünlük

Depremzede kardeşlerimiz için en büyük moral dışarıdan gelen samimi, diğerkâm insanlar. Biz de bilmediğimiz bir insan “nasılsın?” dediğinde mutlu olmaz mıyız? Bu görev bitmiş değil. Bölgedeki kardeşlerle iletişim kurup bayramda, özel günlerde ya da bulduğumuz her vesileyle bunu sürdürmek insan tarafımızı güçlü tutar. Mutlu eder mutlu oluruz.

Çocuğumuz ailenin çocuğuyla, gencimiz gençle, kadınımız kadınla konuşabilir. Gidip ziyaret edebilir, dert paylaşabilir, gerektiğinde maddi-manevi imdada koşabiliriz.

Kritik Zamanlar Harika İnsanlar

Kriz anları, fırsat anlarıdır. Hem bireyler hem de toplumlar için. Bir kızımızı tanıdım. “Birazcık aç kalsam bayılırdım, üşüsem mahvolurdum, nazlı bir çocuktum” diyor. Gittiğimde 1.600 kişinin kaldığı bir çadır kenti yönetiyordu. Saatlerce yemek yemeden çalışıyor, iş bitince de yaşlı ve engellileri ziyaret ediyormuş. “Çayı demleyip beni bekliyorlar” diyor. Yine diyor ki “Bu benim için gerekliymiş. Kendimi keşfettim, olgunlaştım, mutluyum.”

Sorumluluklarımız Sürüyor

O günkü şartlarda devletin isabetle yaptığı işlerden biri şehirleri tahliye etmesiydi. Acılı insanlar, imkânsızlıklarla boğuşmamış oldu. Ancak bunun sürdürülebilir olmadığı sonraki süreçte ortaya çıktı. İmkânı olan dönmeye başladı, başka yollar aradı. Bunun için toparlanma ne kadar çabuk o kadar iyi. Ancak yine de başka şehirlerde yaşayan depremzedeleri unutmamalıyız.

Bu kardeşlerimizin psikolojik ihtiyaçları var, bizim de sorumluluklarımız. Bir odada aile olarak yaşamak zorunda kalmak kolay değil. Ama birinin bizi evine yemeğe davet etmesi, evinde çay ikram etmesi çok mutlu eder. İfade etmekte zorlanıyorum. Depremde yakınını kaybeden bir gencimizin intiharı hepimizi sarstı. Baş etmede inanç kadar sosyal çevre de önemli. Bunu yapabiliriz. Yapmalıyız. O yüzden “bir çaya davet etmeyi” hafife almayalım.

Doç. Dr. Abdullah İNCE | Sakarya Üniversitesi GENÇMER Müdürü İlahiyat Fakültesi Öğretim Üyesi

Benzer İçerikler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir