21 Temmuz 2024, Pazar

Uzam: Yapay Zeka ile Yaşam Kılavuzu- Özkan TEKİN

“Ey iman edenler! Sizden kim dininden dönerse, (bilin ki) Allah onların yerine öyle bir topluluk getirir ki, Allah onları sever, onlar da Allah’ı severler. Onlar mü’minlere karşı alçak gönüllü, kâfirlere karşı güçlü ve onurludurlar. Allah yolunda cihad eder- ler. Bu yolda hiçbir kınayıcının kınamasından da korkmazlar. İşte bu, Allah’ın bir lütfudur. Onu dilediğine verir. Allah, lütfu geniş olandır, hakkıyla bilendir.” (Maide Süresi 54. Ayet)

 Makineler düşünebilir mi sorusu üzerinden 70 yıl geçti. Bugün mantığın kurallarını işleterek yeni çıkarımlara ve yeni bilgilere makineler de ulaşabilmekte. Üstelik verili her bir bilgi, atlanmadan, unutulmadan, ihmal edilmeden karar anında değerlendirilmektedir. Öğrenmeyi öğrenen makineler, dur durak bilmeden kendilerini geliştirmekte, insan yaşantılarına sokulmakta ve deneyimlemektedir. Makinelerin her deneyimi onları daha da kusursuzlaştırmakta ve insana yakınlaştırmaktadır. İşlerin büyük çoğunu makinelere kaptıran insanın var oluşu, artık düşünmesinin ötesine geçmiş ve düşünmeyi ayırt edici bir unsur olarak merkeze koymak gelecek tasarımında önemini yitirmiştir. Descartes’ten bu yana sekülerleşen bilinç, düşünmeyi mekanikleştirmiş; deneyimlerin, mantığın kuralları içerisinde bir dizgeye indirgemiştir. Artık öngörülebilir insan, makineler yoluyla kopyalanabilecek kıvama gelmiştir.

Tek tek her bir insanın deneyimlerinin, bir insanın tek başına ha- yatı boyunca çalışsa da baş edemeyeceği bilgi yığınlarının verili data- lara dönüştürülerek makinelere öğretildiği günümüzün yapay zekaları, insan karşısında hayranlık verici zaferlere imza atmaktadır. Satrançta Kasparov’u yenen Deep Blue ya da bilgi yarışmasında bütün soruları bi- len Watson, yeni dünyanın mitleridir. Merkeze insanın refahını koyarak geliştirilen, pazarlanan özelde yapay zeka, genelde teknolojik gelişmeler nimet ve şükür kavramlarımıza göz dikmiştir. Ne ekmek eski ekmek ne de içtiğimiz su, susuzluğumuzu gideriyor. Hiç bir şeyin hikayesi yok ar- tık. Soframızdaki bulgurun, hangi dibekte dövüldüğüyle ilgilenmiyoruz. Ahırımızdaki Yıldız, Alaca ile bir bağımız yok. Stalker’deki izcinin dediği gibi; doğanın bize fısıltısını duyurabileceği dinginliğin uzağına düştük. Nerdeyse Belkıs’ın tahtına kurulmuş, bir o yana bir bu yana ışık hızıyla savrulan mekansız özneleriz. Bir yerde kalmayı, oyalanmayı, tefekkür etmeyi boşa zaman geçirmek olarak; başarıyı kazançla, mutluluğu sahip olmakla eşitlemenin erdemine inandırıldığımızdan beridir ki; kanaat etmeyi bıraktık, bereket yaşantımızı terk etti.

Zamandaki hız, mekanda- ki ani değişim ait olma duygumuzu dumura uğrattı. Uzamı parçalanan insan, var oluşu gereği, sağalttığı bu duygunun yerine yapay zekaya sa- hip robotlara, makinelere ait olmayı seçmektedir. Artık bizlerin yapabilirlikleri ve yeteneklerinden çok daha fazlasını, çocuklarımızdan bile değil, sahip olduğumuz makinelerimizden beklemekteyiz. Benim robotum senin robotundan daha hızlı koşar yollu böbürlenmeler, şu anda gerçek- te yapamadığımız ancak başkalarının yaptıklarını izleyerek yapmış olma duygusunu yaşadığımız birçok şey, boyut değiştirerek robotlarımız, ya da giyilebilir teknolojiler sayesinde teknolojik güçlerle donanarak kendimiz üzerinden gerçekleştireceğiz. Sanal gerçeklik ve artırılmış gerçek- lik üzerinden herkes kendi kurduğu dünyada adalet dağıtabilecek, kendi ürettiği kötülerle savaşabilecektir. Yeni dünyada herkesin kahraman olma imkanı var. Peki önümüzde bekleyen asıl soru şu: Kazanan her şeyi alır, ilkesinin hüküm sürdüğü düzende en akıllı, en yetenekli robotlara sahip olanlarla olamayanlar arasındaki savaşta insanlık daha nelerini kaybedecektir?

Durup bir daha düşünelim (Bu cümle bile yeni dünyada bir kaybı işa- ret etmektedir). Akıllı makineler çağında insan kendi onurunu korumak, makineleşmeden kalabilmek için ne yapmalıdır? Akla ilk gelen cevap- lardan biri, olanı fark edecek bir bilinç ve tavır geliştirmek şeklindedir. Lakin uzamını kaybeden bilinç, insanın kontrolünden çıkmış görünüyor. Bugün bilinçli bir şekilde verdiğimiz kararlar, neden sonuç döngüsünde bir zamana ve mekana işaret etmiyor, tecrübelerimize yaslandığı için de onları sorgulama ihtiyacı duymuyoruz. Üstelik bu durum bize yaşam kolaylığı, zihin konforu sağlıyor. Yapay zeka, insan tecrübelerini kendin- de topladıkça, daha da akıllandıkça her bir tekimizden daha yetenekli hale geliyor ve daha hızlı, isabetli kararlar alabiliyor. Hesap makinesi, nasıl hesaplama becerimizi; navigasyon nasıl yön duygumuzu elimizden alıyorsa, bilincimizle aldığımız bir çok kararlar yakın gelecekte yapay zekalar yoluyla olacaktır.

Bilinçli kararlarımız kendi zihnimizin bir ürünü olmaktan çıkarak, yapay zekanın deneyimlerine dönüşecektir. Yaşantımızın her alanını ele geçiren ve her türlü mahremiyetimiz ve kutsalımız üzerinde tepinen yapay zekanın ağları içerisindeki kıstırılmış insan bilinci, kararlarında ne kadar söz sahibidir. Var olan ve olması muhtemel bütün senaryoların çok kısa sürede analiz edilerek kullanılması, alınan kararda isabeti artırmaktadır. O kadar ki, yol ayrımındaki insan karar anında kendi iç görüsünden daha çok yapay zekanın verdiği karara güvenmektedir. Bilginin sayılabilecek bir nesneye dönüştürülmesi ve ta- sarımlar, algoritmalar yoluyla yeniden yeniden üretilebilmesi elbette insanlığın bir başarısıdır. Sorun bilginin salt mantıksal bir dizgeye indirgenmesinde ve büyük şirketlerin güç devşirecek şekilde bilgiyi yapılandırmasındadır. Sorun bilginin gücüyle insanın kendini efsunlamasıdır.

İçinde bilinç geçen bütün çözümlerimiz gelecek insan tasarımında maalesef yapay zekanın kullanım alanında kalacak ve çıkış için doğru yolu göstermeyecektir. Çünkü bilinç hep mantıklı olanı bizden yapma- mızı isteyecektir. Mantıklı olanı zaten yapay zeka yapabilmektedir. Bu durumda sorunumuzu tekrar tanımlamamız gerekir: Bilincini yapay zekaya kaçınılmaz olarak kaptıran ve kararlarında yapay zekanın etkin olduğu bir insanı makinelerden ayırabilecek ve onu eşrefi mahlukat olarak yeniden tanımlayabilecek imkanımız nedir?

Bu soruya verilebilecek en muteber cevabımız; insan fıtratıdır. Bütün canlılar neslin devamı konusunda en yüksek motivasyona sahiptir. İnsan neslinin devamı konusunda bir tehlikeyle karşılaştığında fıtratı gereği ortaya koyacağı çözüm- lerle kendini geleceğe taşıyacaktır. İnsan fıtratı gereği bir bilince sahip olduğu kadar, bilinçdışına da sahiptir. Duygularımıza bilinçdışımız ev sahipliği yapar. Bilinçdışı biz fark etmesek de yanı başımızda bir imkan olarak durmakta, kararlarımıza etki etmektedir. Aldığımız kararların ba- zen mantıksal bir izahı yoktur, duygularımız galebe çalmıştır. Duygusal yanımız, bazıları duygusal zeka da diyor, yapay zeka ile çözümleyemeyeceğimiz çok daha derin sorunlarımıza çözümler üretmektedir. Sezgi ve vicdan, yapay zekada olmayan ancak insanda çok güçlü bir şekilde var olan duygusal yetilerdir. Yaşam mücadelesinde bunlara yer açtığı ölçüde insan, makineleşmekten kurtulacaktır.

İnsan anlamayı bilen, anlayabilen bir varlık olarak kendisini geleceğe uzatır. Bu öğrenmenin/bilmenin daha üst bir formudur. Örneğin suyun moleküler yapısı, içinde taşıdığı mineraller vs. bilgilerine sahip olsak bile gündelik yaşantımızda onun içilebilir ve içtiğimizde de susuzluğu- muzu gidermesiyle ilgileniriz. Suyla kurduğumuz bu ilişkinin, bir yapay zekanın elektrikle olan ilişkisinden ayıran temel özelliği, insanın bu ilişkiye yüklediği anlamdır. Bir lahza da olsa durup, kendimizi geriye çektiğimizde; tüm yapıp etmelerimizin bu dünyadaki anlam arayışımı- zın bir parçası olduğunu görürüz, görmeliyiz. Yapay zekanın böyle bir problemi hiç olmayacaktır. Yapay zeka için olan; kendisine tanımlanan algoritmalar yoluyla kararlar vermesi ve bu kararlardan hareketle yeni algoritmalar oluşturması ve tekrar kararlar vermesi, bu kararlara uygun eylemlerde bulunabilmesidir. Ancak tüm bu döngü hep bir karar alma ve buna uygun eylemde bulunmaktan ibarettir.

Yapay zekanın bir kararsızlıkla ya da yeni bir durumla karşılaşması; algoritmasının sonsuz döngüye girmesine, fatal error vermesine neden olacaktır. Yazılımcılar bu sorunu gidermek için yeni yazılımlar, yamalar yayınlayacak, sistemleri güncelleyecektir. Yani her durumda yapay zeka –belki bir alanda çok üs- tün yeteneklerle donanmış olsa da- insanın anlama yeteneğine ihtiyaç duyacaktır. Örneğin yapay zeka algoritması için sonsuzluk bir hata kay- nağı iken insanda, yaşamı boyunca sonlu deneyimler yoluyla tasarımladığı zihinsel bir imkanıdır. Biz sonsuzluğu bilemeyebiliriz ama anlaya- biliriz. Zamanın akışkanlığı, mekanın devamlılığı duygusunu bize veren bu imkandır. Yapay zekada zaman ve mekan; en küçük parçalara ayırılıp sonra da birbirine eklenmesiyle, hep bir hesaplama ile tasarımlanır. Ya- pay zekanın her eylemi karar almaya giden yolun bir aşamasından iba- rettir, kendisine öğretilmiş olanı yapmaya programlanmış olup algoritmasının dışına çıkması mümkün değildir. Ama insan sorumlu olan bir varlıktır: Sorumluluğunu bazen yerine getirir, bazen de ihmal edilebilir.

Her iki durumda da sonuçlarına katlanır, bedel öder. İnsan doğrudan ihtiyaç duyduğunda ya da acıdığında serçe parmağının farkına varır, refleksleri belirli bir hesaplamadan bağımsızdır, sadece zevk aldığı için bir fincan kahve içer, bazen yorgun, bazen de çılgın olabilir. Tüm bunlar yapay zekaya asla kazandırılamayacak özelliklerden birkaçıdır. Her şeyin neden sonuç döngüsü içerisinde ele alınması zihnin ve eylemlerin yapaylaşmasına, yaşamın bir Truman Show’a dönüşmesine, anlamın yitirilmesine yol açmaktadır. Yapay zekanın işlerimizi elimizden almasına ve işsiz kalmamıza neden olacak etkisinden daha büyük tehlike yapay zeka yoluyla insan zihninin ve yaşantılarının yapay zekaya uyumlu hale getirilmesidir. Özellikle dijital medya, filmler, reklamlar, ortalığa saçılan distopik ya da ütopik senaryolar insan zihnini etkileyerek, yapay ze- kanın çalışma prensiplerine yakınlaştırmaktadır. 0 ve 1 üzerine kurulu bir zekanın, insanın “amacı kendinde tek eylemi” mutluluk arayışına ortakçı haline getirilmesi onur kırıcıdır. Varoluşumuzun büyük sorularını hesaba katmadan kurguladığımız her yaşam biçimi bize Sodom ve Gomore’yi hatırlatmalıdır. Robotlar ürpermez titremez; insan ise ürperir, titrer, yüce olana haşyetle bakar. Yaptığımız her işi yapabileceğimiz en iyi şekilde, insanın faydasına sonuçlar üreteceğini umarak yapabilirsek ve bunun bir ibadet olduğuna da inanabilirsek eğer, yapay zekayla birlik- te yaşamanın en önemli koşulunu yerine getirmiş oluruz.

İnsanı gelecek konusunda endişelendirmek her zaman müşterisi bulunan bir pazarlama stratejisidir. Yapay zeka çalışmalarının devamlı gündemde tutulması, özendirilmesi, yaşamın her alanına sokulması bu kapsamda değerlendirilmelidir. Teknolojiyi elinde tutan dev şirketler, yapay zeka yoluyla kazançlarını katlamaktadır. Neyin ihtiyaç olduğu- nu daha anlamlandırmadan sahip olmayı bize güdüleyen enformasyon bombardımanı daha iyi bir geleceği kulaklarımıza fısıldamaktadır. Yapay zeka ile birlikte çalış – kazan – harca dengesi, herkes gibi kalarak müm- kündür. Yapay zeka, bizleri mantıklı olmaya davet ettiği kadar, kusursuz bir yaşam da vaat etmektedir. Her tarafımızı saran hatırlatmalar, zamansızlık içerisinde zamanı değerli kılacak, daha hızlı, daha kısa sürelerde işleri halledebilecek asistanlar yaşamımızın yeni ortakçılarıdır.

Her an online olmayı, bizi ilgilendirmese de çok uzağımızda, dünyanın başka bir köşesinde olanı kaçırmamamızı sağlayan bilgiç yumurtaların, yakın- da çoğalmamıza da karışabileceğini öngörmeliyiz. Yapay zeka, insanın kendisine yeteceği duygusunu bize verdikçe; tanrısallığa yol açılır. Tan- rı hiçbir şeye ihtiyaç duymaz, mükemmeldir ve geleceği uzatabilecek ömür, yapay zekanın hız tutkusunda gizlidir. Yapay zeka için yaşamak, sonsuzca sürülen bir aracın içindeki insanın, mantık dairesindeki devi- nimidir. İnsan ölür elbet, geleceği yapay zekaya miras kalır. Hep eksik kalmamız; geceler boyu telefonla konuşmamız, internette hep bir şeyleri aramamız, bu sebeptendir. Öyleyse kendimizi özel hissetme sıradan- lığına ve bize aşırı konfor sağlayan alışkanlıklarımıza dur, diyerek yapay zekaya haddini bildirmeye başlayabiliriz. Hatırlatmalar için hafızamıza güvenmeliyiz. Olsun, bazen unutalım randevumuzu. Akıllı tahtada ku- sursuz bir çember çizmek yerine, kalemle yamru yumru bir çember çizelim. Hani organik besinler var ya görünümleri, hormonluları kadar cazip değil; varsın öyle olsun, kusurlu olsun yapıp etmelerimiz. Hatalarımıza katlanabilmeyi öğrenmeli, pişmanlıklar yaşamalıyız. Hatalarımızla da kendimizi sevdirebiliriz. Başkalarının hatalarını hoş görmekle işe baş- layabiliriz mesela. Her hata, insanı daha gerçekçi ilişkiye zorlar, bedel ödetir çoğu kere. İnsan oluşumuza başarılarımızdan daha çok başarısız- lıklarımızın, yenilgilerimizin imkan sağladığını bilmeliyiz.

Eğer zamanın nasıl geçtiğini bilmiyorsak ve kendimizi anlamlandırabildiğimiz, nefes aldığımız mekanları yitirmişsek; yapay zeka içimize otağ kurmuş ve bizi yönetiyor demektir. Uzamı parçalanan insan; duygularından arındırılmış, damak zevkine uygun tatlandırıcılarla mantıklı yaşamın pençesine düşmüştür. Bu bir hastalık halidir ve en çok da kaybedeceği bir şeyleri olan insanlar arasında yaygındır. Uğruna endişelendiğimiz gelecek nesiller, fıtratı gereği bu hastalıkla baş edebilmenin yolunu öğreneceklerdir. Çünkü insanlığın kıyamete kadar var olacağına inanıyoruz. Gelecek nesiller için endişe duymamız aslında kendi geleceğimize duyduğumuz endişenin yansıtılmasından kaynaklandığını fark etmeliyiz.

Kendi sorumluluklarımızı gelecek nesillerin görevi olarak ötelemek, zihnini yapay zekaya çarptıran insanın en dramatik davranışıdır ve gelecekte bu durum yeni bir ortaçağ olarak tanımlanacaktır. Derebeylerine başkaldıran insan, bir gün yapay zekaya başkaldırarak yeni bir aydınlanmanın yolunu elbette açacaktır. Ancak medeniyet kurucu- su iddiasındaki bir neslin taraftarı olarak bugün, özellikle yapay zeka bağlamında, konformizme yenik düştüğümüzü ve yapay zekanın bilincimizin sekülerleşmesinden beslendiğini not etmeliyiz. Yapay zekanın insana musallat olan, bugün çok hissedilmese bile, yakın gelecekte tüm insanlığı tehdit eden yeni nesil bir vebaya dönüşeceğini unutmamalıyız. O günler gelmeden bununla baş edebilemeyi öğretebilecek ve salt iyi bir gelecek için değil; daha iyi insanı yetiştirmek için eğitim sistemimizi yeniden kurgulamalıyız. Bunu hemen şimdi yapmalıyız. Uzun uzun planlar yaparak, imkanların kusursuz olmasını bekleyerek geçirdiğimiz vakitler, zaman kaybından ibarettir. Hani klasik bir söylemimiz vardı; zaferden değil, seferden sorumluyuz, diye. Basit olana öykündüğümüz ve gönlümüzü kattığımız her sürecin bir eğitime dönüştüğünü ancak yola çıkanlar anlayabilecektir.

Benzer İçerikler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir