21 Temmuz 2024, Pazar

Türkiye’nin Sivil Gücü – Dr. Kurtuluş ÖZTÜRK

Türkiye’nin Sivil Gücü

6 Şubat 2023 tarihinde meydana gelen ve 11 ilimizi etkileyen yıkıcı deprem, organize güçlü sivil toplum kuruluşlarının ne kadar önemli olduğunu bize bir kez daha hatırlattı. Etkili sivil yapıların varlığı, özellikle büyük felaketlerin yaşandığı dönemlerde hayati bir önem kazanmaktadır. Sürecin öğrettiği önemli başlıklardan biri de devlet ne kadar güçlü olursa olsun, sivil inisiyatifin fonksiyonunun asla sona ermeyecek olmasıdır. Güçlü ve etkin devlet, büyük sorumlulukları üstlenmiş olsa da hızlı ve detaylı odaklanmayı gerektiren hallerde sivil organizasyonlar kadar seri hareket edememektedir. Çünkü hiyerarşik akış ve resmi prosedür doğal olarak devletteki süreci yavaşlatmaktadır. Ayrıca devlet genel ortalamayı ölçü kabul ederek karar alma ve uygulama süreçlerini şekillendirmektedir. Standart dışı kalan alanlar ise daha çok sivil oluşumlar tarafından fark edilmekte ve çözüm üretilmektedir.

Bu durumu İlim Yayma Cemiyeti özelinde somutlaştırmaya çalışayım. Deprem sabahı ilk haberler gelmeye başladığında şaşkınlık, telaş ve üzüntüden oluşan ilk duygu karmaşasının ardından hızlıca bölgedeki şube yöneticilerimizle ve üyelerimizle irtibata geçip ne olduğunu anlamaya çalıştık. Gün ortasına doğru felaketin boyutuyla ilgili fotoğraf belirmeye başladı. İlim Yayma’nın çalışma alanı eğitim. Binlerce öğrenciye burs veriyor, yurt hizmeti sağlıyor ve tematik eğitimler veriyor. Doğrudan bir yardım organizasyonu yürütmüyor. Ancak depremin büyüklüğü ve oluşturduğu büyük yıkım, hızlı bir şekilde inisiyatif alınmasını gerektirdiği için öncelikle genel merkezimizde bir kriz masası oluşturuldu. Kriz masasında hızlı bir iş bölümü yapılarak bir taraftan resmi açıklamaları takip edildi; diğer taraftan sahadan gelen bilgiler doğrultusunda öncelikli yapılması gerekenler belirlenmeye çalışıldı. İlk iş olarak acil ihtiyaç maddelerini karşılamak üzere yardım kampanyası başlatıldı. Diğer taraftan şube yöneticileri, üyelerimiz, yurt yöneticilerimiz, öğrenci ve mezunlarımızla temasa geçilerek sağlık durumları, kayıpları ve temel ihtiyaçlarıyla ilgili bilgiler toplandı. Bu iletişim aynı zamanda bölgeyle ilgili kapsamlı bilgi alma imkânı da sağladı. Elde edilen bilgiler resmi görevlilerle de paylaşılarak devlet politikalarının sağlıklı bir şekilde belirlenebilmesine katkı sağlandı.

İlk günden itibaren ortaya çıkan en önemli problemlerden biri de konaklama sorunuydu. Cemiyetimiz ülke genelinde yaygın olarak yurt hizmeti verdiği için, deprem bölgesinde uygun olan yurtlarımız deprem çalışmasında görev alan kamu personeli ve gönüllülerin konaklaması için hazır hale getirildi. Mutfaklarımız tam kapasite yemek üreterek bölge insanının istifadesine sunuldu. Ayrıca bölgeye ulaşan kıyafet, gıda ve hijyen malzemeleri tasnif edilerek mobil ekipler tarafından kenar mahalle ve köylere kadar dağıtım yapıldı.

Yeme içme, giyinme, barınma gibi zorunlu temel ihtiyaçların yanı sıra psikolojik iyi olmayı destekleyecek sosyal etkinlikler ve eğitim çalışmaları da bölge için oldukça önemliydi. Özellikle çocukların deprem şokuyla baş başa kalmaması, rehberler eşliğinde ve akran ortamında nitelikli etkinliklerle buluşmaları oldukça kritik bir başlıktı. Bu sebeple eğitim müdürlüğümüz tarafından Adıyaman ve Maraş’ta oluşturulan eğitim ve etkinlik alanları, yüzlerce çocuğun nitelikli eğitime ve sosyal desteğe ulaşmasına katkı sağladı. Bu süreçte özellikle üniversite öğrencisi gençler aktif görev aldı ve olağanüstü bir performans sergilediler. Çocukların etkinlik alanına çok erkenden gelişi, annelerin ellerinde tabaklarla “çocuklar yemeğe bile gelmiyorlar, siz burada ne yapıyorsunuz” diyerek onlara yemek getirirken ettikleri tatlı sitemler gibi nice unutulmaz hatıralar da birikti kurumsal hafızamızda.

Bu süreçte toplum -devlet – sivil oluşumlar bağlamında şunları da ilave etmek yararlı olacaktır. Bölge halkına dair dikkatimi çeken en temel şey insanların metanetiydi. Acı tüm toplumu sardığı için herkesin acı eşiği yükselmişti sanki. İnsanlar belki de henüz bu badireyi atlatabilmiş olmanın şokuyla kayıplarının acısını yeterince hissedemiyor da olabilir. Sebebi ne olursa olsun, milletimizin yaşanan acıya oranla çok mütevekkil, sükûnetli ve dirayetli olduğu kanaati oluştu bende. İhtiyaç maddeleri için yurtlarda oluşturulan dağıtım istasyonlarına gelenlerin tamamına yakını ihtiyaçlarını sıkılarak dile getiriyor ve teşekkür ederek ayrılıyordu. Sırf teşekkür etmek için gelen insanlar oldu, bu zor günlerde yanımızda oldunuz diye. Teselli etmeye çalıştığımız dostlarımızdan da aynı inceliği gördük.

Daha gidecek çok yolumuz olsa da 1999 depreminden ders aldığımız anlaşılıyor. Kamu binaları, okullar, yollar, köprüler büyük oranda sağlam kaldı. Bu sayede devlet kurumları çalışabildi. Bütün aksaklıklara, yetersizliklere rağmen gönlünü işine katan, sivil toplumla el ele veren kamu görevlilerinin özverili gayreti, yaraların sarılmasında büyük yarar sağladı. Eminim bu tecrübe, bu tür felaketlerle mücadelede daha hazırlıklı olma konusunda vatandaş ve devlet düzeyinde yeni bir bilinç düzeyinin oluşmasına imkan sağlayacaktır.

Şayet sivil toplum kuruluşları olmasaydı bu felaketin etkisi çok daha ağır olurdu. Normal zamanda etkisini sınırlı olarak hissettiğimiz sivil oluşumlar, kritik zamanda ne kadar gerekli olduklarını bir kez daha hatırlattılar. Özellikle yaygın ve örgütlü olanlar ile tematik uzmanlığa sahip olan kuruluşlar, doğrudan kendi alanlarına giren konularda birikimlerini sahaya oldukça etkili bir şekilde yansıttılar. Bu sebeple sivil dayanışma alanını sürekli güçlü tutmalı, büyümesi için çaba sarf etmeliyiz. Nerden başlamalı? Tabii ki evlerden başlamalı. Merhameti, yardımlaşmayı, inisiyatif almayı, yararlı olmayı önce ebeveynlerinden görmeli çocuklarımız. İlkokuldan itibaren gönüllülük bütün çocuklarımıza telkin edilmeli, uygulama örneklerini deneyimlemeliler. Gönüllülük sadece maddi yaraları değil, insanın bizzat kendi ruhsal iyi olmasına da katkı sağlayan bir durumdur. Sağlıklı bireysel ve dayanıklı toplumsal yapı için gönüllerin işlemesi kaçınılmaz bir gerekliliktir.

Bu süreçte ortaya çıkan hakikatlerden biri de Türkiye’de gerçek, yaygın ve uzun soluklu iş yapabilme kapasitesine sahip sivil oluşumların, ağırlıklı olarak dindar insanlar tarafından kurulmuş olduğu gerçeğidir. Bütün eksiklerine rağmen, inançlı insanlar; merhameti, diğerkâmlığı ve paylaşımcılığı ile ülkesine ve insanına sahip çıkmanın en güzel örneklerinden birini sergilediler. Bu durum daha da büyütülerek sürdürülmelidir.

Benzer İçerikler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir