24 Temmuz 2024, Çarşamba

Benim Sadık Yârim – Sadettin ÇAKIR

İnsanoğlu yüzyıllardır aynı döngü içinde yaşam faaliyetini devam ettirmektedir. Ancak hiç kimse yaratılışla ilgili gerçekleri çok araştırmamaktadır. Son yıllarda yapılan araştırmalar, toprak ve insanın ne kadar birbirine benzer olduğunu göstermektedir. Hem toprağı, hem de insan vücudunu incelediğimizde insan vücudunun ihtiva ettiği maddeler ile toprağın bulundurduğu maddelerin tamamen aynı olduğu anlaşılmıştır. Bu maddeler alüminyum, demir, kalsiyum, oksijen, silikon, sodyum, potasyum, magnezyum, hidrojen, klor, iyot, manganez, kurşun, fosfor, bakır, gümüş, karbon, çinko, kükürt ve azottur. Amerika’daki bir kimya bürosunun yaptığı analize göre insan vücudunun %65’i oksijen, %18’i karbon, %10’u hidrojen, %3’ü azot, %1.5’u kalsiyum, %1’i fosfor, geri kalanı da diğer elementlerdir. Yaratılış denilen Allah’ın muhteşem sanatı işte bu cansız, şuursuz atomları belli bir oranda ve şekilde birleştirip insanı meydana getirmektedir .

Allah topraktaki elementleri, çok ince bir şekilde bir araya getirerek insanı yaratmıştır. Bu yaratılışta insan vücudunda gerekli her element belli değer aralıklarında var olabilmektedir. Bu değerlerde herhangi bir bozulma olduğunda vücutta hastalıklar, ölümler ortaya çıkabilir. İnsan vücudunda bu maddeler dengeli bir şekilde dağıtıldıkları gibi, vücut sonradan bu maddeleri dengeli bir şekilde kullanabilmektedir. İnsan vücudu tıpkı toprak gibi fazlalıkları dışarıya atabilme eksikleri de üretebilme kapasitesinde yaratılmıştır. İnsan vücudunda yaklaşık 2 kg kalsiyum bulunmaktadır. Eğer bu kalsiyum azalırsa siz bir meyveyi yiyemez ayakta duramayabilirsiniz. İnsan vücudunda 120-125 gr kadar potasyuma ihtiyacı vardır. Eğer siz vücuda bunu sağlamaz ve eksik bırakırsanız kas ağrıları, kramplar, yorgunluk, bağırsak rahatsızlıkları, kalp çarpıntısı yaşayabilirsiniz. Vücudun ve toprağın eksikliğinde en çok sıkıntı yaşadığı element ise çinkodur. Çinkoya olan ihtiyacımız ise sadece 2-3 gr civarındadır. Bu kadar az eksiklik olsa bile hafıza kaybı, cinsel yetersizlik, hareket gücünün azalması, koku ve tat alma duyusunun zayıflamasıyla kendini gösterir. Az miktarda dediğimiz 100 mikrogramlık selenyumun eksikliği kas zayıflığı, kalp ve damarlardaki esneme kabiliyetinin bozulmasıyla kendini gösterir.

Yüce kitabımızda yaratılışla ilgili çok sayıda ayette toprak ve insan ilişkisini görebilmekteyiz:
“Doğrusu Allah katında İsa’nın yaratılışındaki durumu, Âdem’in durumu gibidir; onu topraktan yarattı, sonra ona “ol!” dedi, o da oluverdi” (Ali imran Sûresi, 59. Ayet).
“Seni topraktan, sonra seni bir damla sudan yaratan, daha sonra da seni insan haline getireni mi inkâr ediyorsun?” (Kehf Sûresi, 37. Ayet).
“Ey insanlar! Eğer öldükten sonra dirilmekten şüphede iseniz, (bilin ki) ne olduğunuzu size açıklamak için şüphesiz biz sizi topraktan, sonra nutfeden (spermadan) sonra bir alekadan (embriyodan) sonra yapısı belli belirsiz bir et parçasından yaratmışızdır” (Hac Sûresi, 5.ayet).

Biz insan ve toprak arasındaki bağlantıyı incelerken elementlerin etkilerinin de insan ve torakda aynı işlevlerde olduklarını görmekteyiz. Örneğin Demir (Fe) elementinin insan, bitki ve toprakta aynı özelliklerde etkileri görülmektedir. Demir insanda renk pigmentidir. Kandaki kırmızı rengin ve kan kalitesinin belirlenmesinde etkilidir. Demir, toprakta ve bitkide de renk pigmentidir. Toprağın demir miktarı arttıkça toprağın rengi değişmektedir. Bitkide ise demir yeterli miktarda varsa bitki renk sorunu yaşamadığı halde eksikliğinde rengi açılmaktadır. İnsan da demir eksikliğinde derideki renkte açılma olduğu gibi toprakta da aynı özelliği görmekteyiz.
Toprak, bitki ve insan arasında beslenme ve yaşam standardı bakımından çok benzerlikler vardır. En basit örnek ise insan vücudundaki aktif kan oranı ile topraktaki 1/3 atmosfer basınç altındaki faydalı su miktarı oranının birbirine yakın olmasıdır. İnsan vücudunda aktif kan oranı %8-9’larda iken topraktaki faydalı su miktarı oranı da %8-10 bandında yer almaktadır. Aynı oran bitkide de aktif olarak buna yakındır.

Bu ve benzeri örnekler insanın yaratılışında var olan hammaddelerin toprak ve su olduğunu bize ortaya koymaktadır. Su, biyolojik olarak yaşayan maddelerin temel unsurudur. İnsan hücrelerden oluşmuştur. Hücreleri incelediğimizde % 60-70 arasında sudan meydana geldiğini görürüz. Temel maddesi su olan hücre, canlı bir maddedir. Canlılığın temeli olan su olmadan canlılık mümkün değildir.

Toprak muhteşem bir varlıktır. Toprak da insan gibi bitki gibi bir canlıdır. İçinde çok sayıda canlıları barındırmaktadır. Ayak bastığımız her toprak katmanında yaklaşık olarak 35-40 adet arasında farklı canlı yaşamakta veya buradan etkilenmektedir. Toprağı kendilerine ev yapan çok sayıda canlı vardır. Bunlar; solucanlar, böcekler, kırkayaklar, karıncalar, köstebekler, nematodlar, amipler, pireleri, yumuşakçalar, örümcekler, kamçılılar, bakteriler, mantarlar ve alg vb. cinslerinin çok sayıdaki türleridir.

Toprak, bünyesindeki cansız varlıklar çok sayıda elementten meydana gelmektedir. Bunlar; oksijen, silisyum, alüminyum, demir, kalsiyum, sodyum, potasyum, magnezyum, titanyum, fosfor, azot, kükürt, demir, çinko, bakır, mangan, bor, molibden, klor gibi elementlerdir.

Toprak fabrika gibidir. Sürekli üretim yapar. Meselâ, solucanlar toprağın cansız olan kısmını yer ve dışkısı ile toprağı bitkiler için faydalı hale getirilir. Attığınız tohumu bağrına basar ve ondan size bitki üretir. Toprak içini su ve hava ile doldurur ve bunu bitkiler için kullanır. Bakteriler ve diğer parçalayıcılar tarafından bitki ve hayvan atıkları parçalanarak bitkilerin kullanabileceği hale getirir.

Toprakla insan bedeni arasında benzerlik dikkat çekici oranda fazladır. Yaratılışından dolayı topraktaki bu muhteşem sistemle insan bedeni arasında büyük benzerlikler vardır. Her ikisi de oksijen alıp karbondioksit veriyor. Aynı elementleri taşıyorlar. Oksijen, karbon, azot, kalsiyum, potasyum, sodyum, kükürt ve daha fazlası her ikisinde de bulunuyor. Toprak, ana kucağına benzer, bütün canlılar gibi insanoğlu için de ana kucağı gibidir. Şüphesiz insan bedeni topraktan yaratılmıştır.

Toprak mütevazidir, canlıları sadece bağrından çıkarmakla kalmıyor, onların hayatı boyunca ana şefkati ile büyümelerine, beslenmelerine vesile oluyor. İnsanlara açtıkları bağırlarını bitki bitkilerin tohumlarına da açıyorlar. Bitkiler; bakterilerin ayrıştırdıkları organik maddeleri, solucanların kullanılabilir hale getirdiği toprakları ve açtıkları boşluklara dolan hava ve suyu alarak çimleniyor, besleniyor, gelişiyor ve bu şekilde mahlûkata besin üreterek hizmet ediyor.

Ancak insanlar bu hizmetin karşılığını onu bozarak veriyorlar. İnsanların doğal kaynakları sürdürülebilir olarak değil aksine şuursuz ve
hoyratça kullanmaları sonucunda toprak bozulmakta, iklim değişiklikleri görülmektedir; yoğun yağmur, dolu, fırtına ve sel felaketleri vs. Toprağın israfı ve tabiî kaynakların bozulması, toplumunun bozulması ile paralel gitmektedir. Topraklarımız da insanoğlunun aşırı kullanımı sonucunda bozulmaya deforme olmaya ve sellerle farklı yerlere taşınmaya devam etmektedir. Bu bozulmaya bu ihanete ve hoyratlığa ne zaman dur diyebiliriz bilemiyorum. Ancak bu konuda toprağın mütevazı bir şekilde üretim yapmaya ve insanoğlunu doyurmaya devam edeceğini biliyorum tabii ki yaşarsa.

Şairin “Bastığın yerleri toprak diyerek geçme tanı” diye mısrasında bahsettiği gibi aslında toprağı tanımalıyız. Aslında yürürken hiç fark etmeden çiğnediğimiz toprak kibir ve gururdan uzak olduğunu bizi doyurarak göstermektedir. Bu sebeple insan oğlunun öncelikle egosundan kibir ve gururundan uzaklaşarak yaratıldığı toprak gibi mütevazi ve üreten olması gerekmektedir. Toprağın bize dili olsa ve dese ki; Ey insanoğlu benden yaratıldın ve üstümde geziyorsun ancak bir gün yine bana döneceksin işte kabre koyulduğun o gün ne gururun kalacak ne kibrin. Henüz vaktin varken bunlardan vazgeç ve yaratıldığın gibi ol. Benim gibi mütevazi kibirden gururdan uzak ol. Bana yaptığın tüm işkencelere rağmen ben seni yine kabul ettim. Biz insanoğlu ne cevap verebiliriz ki! Kusura bakma biz seni hor kullandık, üstüne beton döktük, parayı yiyebiliriz zannettik, üstünde kan döktük sana savaşlarla ve metallerle işkence ettik, bizi affet mi diyeceğiz.

Sonuç olarak biz insanoğlu velinimetimiz olan olan toprağı bozarsak bitkiyi bozmuş oluruz. Bitkiyi bozarsak gıdayı bozmuş oluruz, gıdayı
bozmak demek ise insanı ve bir nesli bozmak demek ki bu aslında en
son istediğimiz noktadır. İnsanoğlu sağlıklı gıdaya sağlıklı yaşama aslında en sadık dostunu ancak koruyarak ulaşabilir. Bunun için şu salgın
dönemi bize öğretti ki sığınacağımız tek yer toprak ve onun üzerinde
yeşeren canlılıktır.

Benzer İçerikler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir