25 Temmuz 2024, Perşembe

10. Yıl Cihannüma ve Anadolu Ruhu – Doç. Dr. Ahmet KESGİN

10. Yıl Cihannüma ve Anadolu Ruhu

Bir sivil toplum kuruluşu olarak Cihannüma 10 yıl önce tarihteki yürüyüşüne başlamıştır. Bu yürüyüşe başlamasının çeşitli muharrikleri vardır. Bunlardan ilki ve belki de en temel olanı, onun tabii bir akışın tezahürü olmasıdır. Cihannüma’nın serencamında yatan temel vurgu tam da budur. Cihannüma, Anadolu denen toprak parçasının bir manası var ise, o manaya yaslanan bir mirasın emanetçisidir. Peki Anadolu’nun manası nedir?

Anadolu, kelime manası itibariyle doğu, gündoğumu demektir. Kelime anlamının ötesinde ise insan için binlerce yıldır toprakları üzerinde teşkil eden bir mana ve mayanın adası olarak telaffuz edilir. Üzerinde pek çok siyasi birlik kurulmuş ve yıkılmış olmasına rağmen her birinin Anadolu manasının akışına az veya çok katkısı olmuştur. Yüzyıllar boyu birbirinden farklı geçmişlere sahip topluluklar Anadolu’da yaşamış, siyasi birlik oluşturmuşlar ve bunların tabii sonucu olarak birbirlerini doğrudan ya da dolaylı olarak etkilemişlerdir. Bunun sonucunda öne çıkan bir Anadolu ruhu tecelli etmiştir: Farklılıkların birlikteliği. Bu tecrübe Anadolu’nun en eski tecrübelerinden birisi olarak öne çıkar. Çeşitli topluluklar tıpkı küçük nehir kolları gibi birbirleri ile akmış ve Anadolu ruhuna dönüşerek o manayı kurmuşlardır ve adına insanlık denen Anadolu deryasını oluşturmuşlardır. O sebeple Anadolu toprakları, kendi üzerinde bu şekilde oluşan mirasa refakat etmektedir. Ona yönelen her dimağ, katman katman bu mirasın izlerini görebilir. Bazı katmanlarda mirasın manzarası farklılaşsa da bu farklılık yüzeydedir. Daha derinlerinde ise bu katmanları besleyen ve onlara alışkanlık kazandıran kurucu unsurlar dikkat çeker. Bütün bu sürece Müslümanlar, Türkler Anadolu’nun kapılarını açtıklarından bu yana ana katmanlardan birisi olarak katkı sunarlar.

Farklılıkların birlikteliği, hâkim unsurun buna imkân sağlaması ile mümkün olur. Bu imkân dünya üzerinde çok az zeminde mümkün olabilmiştir. Örneğin bu alışkanlık Avrupa topraklarına son derece yabancıdır. Devraldıkları miras farklılıkları ötekileştiren insan mirasıdır. O sebeple kendi içinde ötekisi olarak tanımladıklarına acımasız davrandıkları gibi farklı dünyaları keşfettiklerinde kurdukları sömürge imparatorluklarının bedelini de insanlığa ağır bir şekilde ödettirmişlerdir. Zira miras, farklılıklardan arınmaya dair bir alışkanlık idi ve gittikleri her yerde bu en acımasız bir şekilde uyguladılar. Bununla birlikte farklılıkların birlikteliği Anadolu’nun en mümeyyiz niteliklerinden birisi olarak öne çıkar. Son bin yıldır bu topraklarda bu durumu yöneten hâkim unsur Selçuklu ve Osmanlı’dır. Bu iki büyük tecrübe Müslümanlara ait idi. İslâm, bu süreçte kurucu ana unsur olarak bu iki egemenin zihniyet dünyasında belirgindir. Ortaya çıkan tasavvur ile mimariden insani münasebetlere hemen her zeminde birliktelikler mayalanmış ve farklı olanlar birlikte yaşamayı eşyanın tabiatı haline getirmişlerdir.

Anadolu’daki esas miras budur ve bu birlikteliği sağlayan mana Anadolu ruhunu oluşturur. Şimdi bu mirasın izini bazı değerler üzerinden takip edelim. Zira bu miras bugün Türkiye’nin mirasıdır ve Cihannüma da bu mirasın şuura dönüşmüş hali ve kurumsal adıdır.

Adalet, insanlık tarihi kadar eski bir meseledir. Zira yeryüzünde insanın değil insanların yaşamasının tabii sonucu olarak adalet temeldir. Bir ahlâkî fazilet olarak adalet, metinlerde özellikle ahlâk üzerine tefekkür edilmiş metinlerde her daim ana meselelerden birisidir. Allah, kelamı olan Kur’an-ı Kerim’de, adalet konusunda emredicidir. Önemli olduğunun öne çıkartılması ötesinde emreder. Böylece beşerî münasebetlerde insanlar adil olmak zorundadır. Davranışlarını bu teraziye göre ayarlamak, hüküm verirlerken kesin olarak adil olmaya çabalamak zorundadırlar. Bu bir ilahî emirdir. Bu emrin hukukî ve elbette ahlâkî metinlere kaynaklık ettiğini söyleyebiliriz.

Adalet geçmişte yaşamış her topluluk için önemlidir ve metinlerinde bunları işlediklerini de görüyoruz. Birliktelikler için ise en önemli meşruiyet kaynağıdır. Müslüman için ilahî bir emir olması hasebiyle bunu aramak ayrıca bir inanç meselesidir. Kendini bununla tahdit etmek zorundadır. Adalet bir hukukî ve siyasî değer iken aynı zamanda ahlâkî bir fazilettir de. Bunun sonucunda adalet bir olgu ve mefkure olarak bu topraklarda en kıymetli uygulama ve değer olarak öne çıkar. Eksen değerdir. Bu temel eksen etrafında diğer bütün değerler ve varoluş biçimleri anlamlı hale gelir veya getirilir.

Farklılıkların birlikteliği meselesi ayrıca komşuluk anlayışı ile tahkim edilmiştir. Öyle ki, “komşusu aç iken tok yatan bizden değildir” sözü zihniyet oluşumuna büyük katkısı olmuştur. Komşunun farklılığının hiçbir önemi yoktur. Komşu, yalnızca komşu olmaklık durumundan dolayı değerlidir. Farklı olanların komşulukları bu sebeple Anadolu manasına en büyük katkıyı sunar. Bu mayanın bariz bir şekilde nasıl tezahür ettiğini görmek için buhran dönemlerine bakmak yeterlidir. Zira o dönemlerde ortaya çıkan ahval, toplumların aslının tezahürünü bariz bir şekilde inkişaf ettirir. 6 Şubat 2023 tarihinde meydana gelen Kahramanmaraş merkezli depremler sonrası, kurumlar dışında Türkiye’de hemen herkesin kendiliğinden harekete geçmesi ile ortaya çıkan manzara görülmeye değerdi. Elbette dünyanın bütün farklı toplumları bu büyük acıya ortak olmak için ellerinden geleni yapmaya gayret ettiler. Ancak Türkiye’de insanların, destansı mücadelesi sözünü ettiğimiz mananın tezahürüydü. İşte böyle zamanlarda katmanlarda bulunan o maya tezahür ediyor ve süreci ilmek ilmek dokuyor.

Son 250-300 yıldır, Dünya gezegeni üzerinde hakim olmaya başlayan batı merkezli siyasi (güçlü olmak), iktisadi (çıkar) ve ahlâkî (faydacılık/ yararcılık, ödev ve hazcılık) tecrübe ve alışkanlıklar sebebiyle Anadolu ve elbette dünyanın geri kalanı bu eksen etrafında hem fikrî hem de fiilî olarak halkalanmaya başlamıştır. Sonuçta Anadolu’nun sahip olduğu miras -yerinde duruyor olmasına rağmenbu eksen tarafından sürekli olarak taciz edilmektedir. Topluluklar çeşitli ithal mefkureler, dolayısıyla tecrübeler ile kendilerini tanımlar haldedir. Dahası ithal ideolojiler yanında ikame ideolojiler etrafında siyasi hareketler inşa etmişlerdir.

Güçlü olmayı, haklılık ile eşdeğer gören bir zihniyetin temelini oluşturan esas tahkim edici muharrik çıkar ve imtiyazdır. Bir akışta çıkar var ise, o işin katma değerine sahip olmak isteyen güçlü olan kişi, kurum artık onu almada imtiyazlıdır. İmtiyaz, güç sahibi zadegan tarafından hak olarak görülür. Bu değerler ekseninde inşa olmuş ve kendini bunlar ile meşrulaştırarak tahkim eden zihniyete karşı elbette bizim asrımızda da meydan okumalar oldu, olmaktadır. Bu meydan okumaları yapanlar, köklerini ne kadar derine götürebiliyorlar ise o kadar büyük bir meşruiyet zemini tahkim edebilmektedir. O sebeple bu topraklardan yükselen bir hareket ve ses, o kadar güçlü bir karşılık bulmakta ki, dünya üzerinde pek çok yerde heyecanlara yol açmaktadır. Zira ortaklaşa bir şekilde aynı şeye maruz kalma yanında yukarıda zikrettiğim ruhun (mananın) tarihsel olarak karşılığı vardır. Anadolu denenmiştir ve tarihteki yeri ise ikna edici düzeyde meşrudur.

İşte Cihannüma bu Anadolu maya ve manasının yaşayan şuur halidir. On yıl önce üç-beş insan bir araya gelerek “nerede kalmıştık, hareketlenin hiçbir yere gitmiyoruz” derken aslında hem kendi kişisel tarihlerine hem yaşadıkları asrın nöbetini tutan hareketlerinin meydan okumalarına hem de bu büyük Anadolu manasının emanetini devralmaya karar vermiştir. Kişisel tarihleri açısından gençlik yıllarında tanıştıkları bu derinliğin siyasi yürüyüşteki karşılığı “dünyada adalet temelli bir nizam” talebi ve teşkilatlanması idi. O tarihlerde Milli Gençlik Vakfı olarak temsil edilen bu şuur hareketi, daha sonra batılılaştırılmış mukallit ve seküler politik, askerî ve yargı zadeganı tarafından devlet eliyle sekteye uğratılmıştı. Ancak o hareket yalnızca lebiderya değildi ve Anadolu deryasının derin katmanlarından beslenmesiyle çok geçmeden yeniden yatağını bulmakta ve bu sefer Cihannüma olarak tecelli etmektedir. İşte Cihannüma’nın kökleri günümüz ile bu minval üzere buluşmaktadır. 10 yıldır kendi yürüyüşünde çeşitli katmanlar oluşturarak tarihteki yerini tekrar almakta ve tarihe en azından bu şuurun mümessilleri olarak tekrar dönüşün adımlarını atmaktadır.

Bu sebeple Cihannüma öncelikle ve özellikle Anadolu’nun sahip olduğu mirasın emanetçisidir. On yıldır, kendini bu mirasın bekçisi gibi görmesiyle birlikte sınırlarını bilir. Her şeyden önce bir sivil toplum hareketidir. Kökleri bu kadar derinlere gitmesine rağmen sınırları, kendi yaşadığı zamanın meşruiyet zeminidir ve sivil toplum hareketlerinin faaliyet alanlarının ikamesi ile tahdit edilmiştir. Öncelikle Türkiye’nin sözünü ettiğimiz Anadolu mirası ile tarihe geri dönüşüne şahitlik ederken buna bütün gücü ile katkı sunma çabasındadır. Bütün sivil toplum hareketlerinin hayrına omuz vererek motor olma niyetinde ve yürüyüşündedir. O sebeple iyiye taalluk eden her harekete elinden ne geliyor ise destek olmayı kendisine şiar edinmiştir. Önce ahlâk ve maneviyat onun Anadolu mirasından tevarüs ettirdiği en önemli şiarıdır. Bu şiarın siyasî, ahlâkî bir şuur halinde oluşması ve olgunlaşmasında katkı yapanları, Anadolu ruhunun tecellisi olarak kabul eder ve onlara minnettarlığını yüreğinde taşır.

Ahlâkı hiçbir şeye vesile kılmaz. Aslolan ahlâktır, ancak bu ahlâk Anadolu’da ‘iyi’ce insan ve kandil haline gelmiş olan Müslüman tefekkürün zikrettiği ve inşa ettiği ahlâktır. Başka bir ifade ile fiilen yaşanabilir bir ahlâktır. Cihannüma’nın esas teklifi, bu ahlâk ile insanlığın kendi katmanlarını yine mutlak iyi istikametinde inşa etmektir ve bunun için aracı haline gelebilmektir.

Bu 10 yıllık süreçte kendi içinde samimiyetini, ciddiyet ve cesaretini de ortaya koymaktadır. Anadolu’nun nefes alan her yanına ulaşma gayretinde ve o nefesleri ortak kubbe altında toparlayarak yeniden kendi eksenine ciddi bir heyecan getirme çabasındadır. Aynı istikamete yönelmiş olan diğer paydaş ve nehirlerin bir ana yatağa yönelmesini arzulamakta ve bunun için elinden geleni yapmaktadır. Nice kıymetli dimağı keşfetmeye devam etmekte ve onların da birbirlerini keşfetmelerinin imkanını oluşturmaktadır. Anadolu mayası, manası her ne ise Cihannüma onun emanetçisi olarak zaman sayacındaki yerini almış ve Anadolu ruhu istikametinde hareket halindedir. Hem ona yaslanır hem de ona katılır. Katılırken de katkısını yapar. Katkısı, entelektüel derinliği ile de görünür olmaya başlamıştır.

Sonuç olarak Cihannüma, insanlığın Anadolu adasında yanan bir kandili bir meşaleye dönüştürmek ve onu adalet ekseninde önce kendi dünyasında ve daha sonra bütün dünya mahallelerinde yanacak bir hakikat olarak vaz ederek teklif eder. Bunu da attığı adımlar ile tahkim etmek ister. Dünya üzerinde yaşanan bütün farklı tecrübelerin bir arada yaşamasının imkanını bünyesinde taşıyarak gösterir. Bu imkân elbette Anadolu ruhu olarak tecelli eden imkândır. Cihannüma, bu ruhun emanetçisi ve bunu insanlığa teklif eden bir hareket olarak Anadolu ruhundan neş’et etmiş ve bugün dünyanın her köşesindedir. 10. Yılında Cihannüma Derneği, bugün dünyanın her yerinde bir mazluma dokunma gayretinde olmasını işte bu ruha borçludur. Önce ahlâk ve maneviyat ve yeryüzünde adil bir nizam kuruluncaya kadar çaba sarf etmek onun iki temel düsturudur. Uzak gayesi ise tam olarak işte budur.

Benzer İçerikler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir